hoSSohbeT.com  Sohbet  forumlari

Anasayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   hoSSohbeT.com Sohbet forumlari > Tarih Kültür Sanat Forumu > Kim Kimdir? > Yerli Biografiler
Kayıt ol Yardım Sohbet Gazete oku Diyetsaglik Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et



Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 21-01-09, 21:34   #1
Xie
Dekan
 
Xie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03-04-08
Mesajlar: 12,754
Tecrübe Puanı: 54504 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000
M:alı agca-aladdın cakıcı-sedat peker

Mehmet Ali Ağca (9 Ocak 1959), Türkiyeli suikastçi. Türkiye'de 1979'da Abdi İpekçi suikasti ile tanınan Ağca 1981'de, Papa II. Jean Paul'e suikast girişiminin ardından uluslararası alanda tanınan bir tetikçi haline geldi.

Hekimhan, Malatya'ya bağlı İsmailli köyünden Ağcaoğulları'ndan Ağca, gençliğinde bir sava göre KGB'nin Kafkasya'daki bir kampında eğitilmiş, sonra da ülkücü kuruluşlara girmiştir. ( ya da sızmış/sızdırılmış) Bulgaristan ve Türkiye arasında sınır kaçakçılığı yapmıştır. Ülkücü odaklarla bağlantıları bilinen Mehmet Ali Ağca, Bozkurtlar adlı kimilerine göre NATO'ya bağlı kimilerine göre Türkiye ya da Nazi odaklı bir yarı-faşist gurupa üye olmuştur.

1 Şubat 1979'da Milliyet gazetesi başyazarı Abdi İpekçi'ye düzenlenen suikastin tetikçisi olarak, olaydan 5 ay sonra 25 Haziran 1979'da yakalandı. Polisin ek gözaltı süresi istemesine rağmen, bu talep reddedildi ve Maltepe Askeri Cezaevi'ne kondu. (Zaman Gazetesi'nde Taha Kıvanç müstear adıyla yazan Fehmi koru'ya göre Apti İpekçi kendisinin de içinde bulunduğu mason locasından birinin Türkiye'ye yapılan silah kaçakçılığı ile ilgili olduğunu bulmuş, bu yüzden de öldürülmüştü.) [Apti İpekçi]]'nin son yazısı silah kaçakçılığı üzerine idi. Cezaevinden 6 ay sonra 23 Kasım 1979'da, adı Susurluk Kazası ile gündeme gelen Abdullah Çatlı'nın da aralarında bulunduğu iddia edilen bir grubun yardımıyla kaçırıldı ve Bulgaristan'a geçti. Gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı.

13 Mayıs 1981'de II. Jean Paul'e suikast düzenleyen Mehmet Ali Ağca'nın suikast soruşturması boyunca 128 kez ifadesi alındı. 22 Mart 1986'da İtalya'da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Vurulmasıdan 4 gün sonra kendisini vurani af ettiğini bildiren II. Jean Paul, Ağca'yı 27 Aralık 1983'te bizzat İtalyan cezaevinde ziyaret etti.

13 Haziran 2000'de dönemin İtalya Cumhurbaşkanı Carlo Azeglio Ciampi'nin affını onaylamasıyla Türkiye'ye iade edildi. Sadece gasp suçundan Türkiye'ye iadesi kararlaştırılan Mehmet Ali Ağca'nın Abdi İpekçi cinayetinden tekrar yargılanmasının mümkün olmadığı açıklandı. Mahkemede "Ben Abdi İpekçi'nin katili değilim. Sadece aktörlük yaptım" dedi. Her duruşmasından sonra gazetecilere mektup dağıtan Mehmet Ali Ağca, Vatikan'a da tehdit savurarak hesap soracağını ileri sürdü. Ağca, "Katolik olmam için Vatikan bana 50 milyon dolar, özgürlük ve kardinallik önerdi." iddiasında da bulundu.

Ağca'nın İpekçi cinayetinden aldığı ölüm cezası 1991 yılında yürürlüğe konulan İnfaz Yasası gereği 10 yıl hapse çevrilmişti. Kadıköy'de iki ayrı gasp ve soygun suçlarından aldığı toplam 36 yıl ağır hapis cezası da, kamuoyunda "Rahşan Affı" olarak bilinen Af Yasası nedeniyle 7 yıl 2 ay hapse çevrilmişti. 12 Ocak 2006 tarihinde serbest bırakıldı.

Adalet Bakanlığı'nın itirazı üzerine, Yargıtay tahliye kararını oybirliğiyle bozdu, Mehmet Ali Ağca 20 Ocak 2006 tarihinde tekrar tutuklanıp Kartal H Tipi Cezaevi’ne konuldu.

Yıllardır üzerinden çıkarmadığı mavi kazağının özgürlüğü temsil ettiğini iddia etmektedir








ALADDİN ÇAKICI
Alaattin Çakıcı 1953 yılında Trabzon’un Arsin ilçesinin Fındıklı köyünde doğdu. Babası Ali Çakıcı kan davası nedeniyele tüm ailesini alarak İstanbul’a göç etti. Aile Karadenizlilerin yoğun olarak bulunduğu Gültepe semtine yerleşti ve baba Ali Çakıcı burada bir kahvehane işletmeye başladı. O dönemin kabadayıları Ali Bozdoğan ve Tahsin Çakıroğlu ile dostluk kurdu. Alaattin Çakıcı gençliğinde Şişili Çeliktepe bölgesindeki ülkücü örgütlenmenin içinde yer aldı. Babası da milliyetçi fikirlere yakın bir insandı.
Alaattin Çakıcı İstanbul’da ilk olarak bir çiçekçinin öldürülmesinde azmettirici olarak yargılandı ve mahkum oldu. Öğreniminden sonra ise Kağıthane Ülkü Ocakları Başkanlığı’na getirildi. 18 Eylül 1978 tarihinde amcasının oğlu Necati, Gültepe’de ki dükkanında solcular tarafından öldürüldü. Aynı gün kız kardeşi Gamze’yi kurşunlayan militanlar üzerine benzin döküp yakmak istedi. Kız kardeşi şans eseri kurtulan Çakıcı’nın kendisi de, 1979 yılında 5 kurşuna hedef oldu ama ölümden kurtuldu.
1980 yılının Mayıs ayında babası Ali Çakıcı’nın tek kurşunla öldürülmesinin Alaattin Çakıcı üzerinde etkisi büyük olmuştur. Bu olaydan sonra Dev-Sol lideri Dursun Karataş ve İbrahim Bingöl’e karşı kin besledi. 12 Eylül darbesi sonrasında açılan MHP ve ülkücü kuruluşlar davasında yargılandı ve 41 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu.
1982 yılında tahliye olunca etrafına topladığı arkadaşlarıyla önce “kumar borcu tahsilatın” girişen Çakıcı, sonrasında işadamlarından haraç almaya başladı.
1984 yılında senet tahsilatı işleriyle uğraştı. Bu faaliyetleri nedeniyle yavaş yavaş tanınmaya başlandı. Senet tahsilatı çalışmaları sırasında ülkücülüğünü öne çıkarması sebebiyle ‘ülkücü mafya’ kavramının yerleşmesine neden oldu. İmzası ise belden aşağı sıkılan kurşundu.
Ancak Asıl şöhretini gece alemlerinde kazandı. Medyatik eylemler yaptı. Gece klüplerine 10-15 kişi olarak gidiyor, 4-5 masa birden işgal ediyordu. Bazen masanın yerini beğenmeyip hır çıkaran, bazen de istediği şarkının söylenmemesine kızan Çakıcı, adamlarına verdiği talimatla eğlence yerini dağıttırıyordu. Elbette asıl amacı eğlence yerinin haracını almaktı. Nitekim 1983 yılında Golden Key adlı eğlence yerinin sahibinden haraç isteyen Çakıcı, sahnedeki şarkıcının sözlerine sinirlenip mekanı dağıttırmıştı. Sahnede bulunan sanatçı Kadir Soyer, éBenim için önce Allah peygamber ve karım gelir” deyince sinirlenen Çakıcı, gayri meşru bir çocuğu olduğunu bildiği türkücü Gönül Öner’in Allah ve Peygamberle bir tutulmasına çok kızmıştı. Kendisi Golden Key’in sahibi Aydın Sayağ’ı döverken adamları mekanı dağıtmıştı.
İhracatta vergi iadesi adı altında yüzde 40’a kadar varan ödemeler yapan devleti soyan hayali ihracatçılardan haracını tahsil eden Alaattin Çakıcı, bunların arasındakilerin en ünlüsü olan Turan Çevik’ten de payını almıştı. Çevik’ten her ay 10 milyon lira alan Çakıcı toplam 160 milyon lira tahsil etmişti.
Çakıcı, Kulüp85, Elma Kabare, Maksim gibi eğlence yerlerinde kazandığı ülkücü mafya namını başkent Ankara’da sürdürme niyetindeydi. Haydar Koç, **** İdris ve İnci Baba gibi kişiler ise, Ankara’da etkinlik kazanmaya başlayan Alaattin Çakıcı’nın faaliyetlerini yakından izliyorlardı. Ancak o dönemde yapacakları çok fazla bir şeyleri yoktu. Çünkü Çakıcı MİT ile irtibatlanmıştı.
Yeraltı dünyasının ünlüleriyle zaman zaman kapışan Alaattin Çakıcı, asıl gücünü MİT ile ilişkileri sayesinde sağladı. Türkiye’nin Dev-Sol ve PKK terör örgütleriyle mücadele ettiği dönemde, 1986 yılında, MİT Müsteşar Yardımcılığı’na getirilen Hiram Abbas’ın daha sonra Kontr-Terör Dairesi olan Güvenlik Daire Başkanlığı’nı kurması, Alaattin Çakıcı’nın hayatını da yakından etkileyecekti.
Dairenin başına Mehmet Eymür getirilirken operasyonlar, Özel Harp Dairesi’nde görevli Yarbay Korkut Eken, Binbaşı Yavuz Ataç ve Kaşif Kozinoğlu tarafından yürütülecekti.
Alaattin Çakıcı’nın MİT ile olan ilişkileri bu kişiler üzerinden yürüyecekti. Ancak Alaattin Çakıcı’yı MİT’e lanse eden kişinin ise, başka birisi olduğu söyleniyordu.
1987 yılında yapılan Babalar Operasyonu ile yer altı dünyasının birçok ünlüsü sorgulardan geçirilirken Alaattin Çakıcı, yıldızının parladığı bir dönem yaşıyordu. Korkut Eken, Mehmet Eymür ve Yavuz Ataç’ın yakından şahit olduğu ve Dedeman Oteli’nde ateş edilmesi olayı ise, bu gücün göstergesiydi.
MİT elemanı Süleyman Seba’nın 1984 yılında Beşiktaş Spor Kulübü Başkanı seçildiğinde güvenliğinin Alaattin Çakıcı’ya emanet edilmesi ise, aslında işbirliğini 1987 öncesine de dayandığını gösteriyordu.
Bu konuda resmi bilgi olmamasına rağmen Dev-Sol adlı terör örgütü liderlerine yönelik yapılacak eylemlere karşı MİT aracılığıyla kullanılan kişiler arasında Çakıcı ve arkadaşları da vardı.
Eski MİT Müsteşarı olan Şenkal Atasagun’un 16 Temmuz 1987 tarihinde Güvenlik Daire Başkanlığı’na yazdığı resmi bir yazıda önermesi neticesinde, Alaattin Çakıcı, 3-12 Ağustos 1987 tarihleri arasında, Türkiye’nin yıllarca savaştığı bir terör örgütüne karşı Avrupa’da yürütülmesi planlanan, ancak hedefin, bulunduğu bölgedeki polise sızdığı için iptal edilen bir operasyonda, MİT’in ……. numaralı elemanı olarak birkaç adamı ile birlikte yer aldı.
MİT eski Kontr-Terör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, Alaattin Çakıcı MİT tarafından 1990’lı yıllarda da kullanıldığını belirtiyordu.
Alaattin Çakıcı ve 3-4 adamının eğitim işi Korkut Eken’e verilmişti. Oysa Korkut Eken, 27 Aralık 1996 tarihinde Susurluk Komisyonu üyelerine ifade verirken, Alaattin Çakıcı’yı hiç görmediğini ve tanımadığını söylemişti. Oysa Eken, eğittiği Çakıcı grubundan pek memnun değildi. “Bunlar tabanca tutmayı bile bilmiyorlar, beş metreden hedefi vuramıyorlar” diyordu. Bu gruptan iki kişi gözünü doldurmuştu. Biri Çakıcı Fransa’da yakalandığında yanında bulunan Muradi Güler, diğeri geçen yıllarda öldürülen Şener Turan(Sarı Şenol). Eken’e göre Alaattin Çakıcı işe yaramazdı. Ancak diğerleri üzerinde büyük bir hakimiyeti vardı. Eken, eğitim sırasında Çakıcı’ya el bombası attırmaya kalkmış, Alaattin Çakıcı’nın her yanının titrediğini görünce adamlarının yanında mahcup olmasın diye onları başka yere yollamıştı. Eken, Alaattin Çakıcı’nın haline gülüyor, Alaattin Çakıcı’nın önemli bir faaliyette sıkıntı yaratabileceğini söylüyordu.
Eğitimden sonra Alaattin Çakıcı ve ekibi Ağustos 1987’nin ilk günlerinde, MİT elemanı Tarık Ümit ve Yavuz Ataç ‘la birlikte, planlanan bir faaliyetle ilgili olarak yurtdışına yollandılar. Bu Alaattin Çakıcı’nın yurtdışına ilk çıkışıydı. Çakıcı ekibiyle planlanan faaliyet gerçekleşmedi. On gün sonra Türkiye’ye döndü. Çakıcı bir süre yeni bir faaliyette kullanılmak üzere el altında tutuldu. Bu dönemde kendisinden daha ziyade haber kaynağı olarak istifade edildi. Rapor ettiği konular genelde ülkücü şahısların faaliyetleriyle ilgiliydi.
Mehmet Eymür bir keresinde Alaattin Çakıcı’nın yalan bir haber ilettiğini tespit etti. Haberin konusu o tarihlerde Alaattin Çakıcı’nın rakip gördüğü Drej Ali lakaplı Ali Yasak ve arkadaşlarının PKK’lı şahıslarla uyuşturucu kaçakçılığı yaptığına dairdi. Eymür, Çakıcı’nın bu şekilde yalan haber üreterek kendilerini yönlendirmeye çalışmasına fena halde kızmıştı ancak araya Korkut Eken’in girmesiyle Alaattin Çakıcı’yı affetti.
21 Kasım 1987 tarihinde, Alaattin Çakıcı’nın MİT ile ilişkisi olduğu dönemde, olay yerinde Korkut Eken, Yavuz Ataç ve Mehmet Eymür’ün de olmasına rağmen Alaattin Çakıcı; yanına gelerek “Affedersiniz, siz Dündar Kılıç değil misiniz?” diye soru soran alkollü kişiyi, Dündar Kılıç tarafından kendisini öldürtmek üzere gönderildiğini sanarak vurdu. Kaçarken önüne gelen birkaç kişiye daha ateş etmişti. Olayı duyan Hiram Abas köpürdü, “Sizin bulunduğunuz yerde bunu yapması, hem bu teşkilata hem de sizlere en büyük hakarettir. Siz buna nasıl tahammül ediyorsunuz. Götürün bir yere, sıkın kafasına, cezasını verin. Kimse bu teşkilatı küçük düşürüp kullanamaz” demişti.
1987 ‘nin son aylarında 1.MİT Raporu olayı patlamıştı. Kutlu Savaş’ın soruşturmaları sonrası, Mayıs 1988 ‘in son günlerinde Hiram Abas, Mehmet Eymür ve Korkut Eken, emeklilik dilekçelerini vererek teşkilattan ayrıldılar. Böylelikle Çakıcı MİT ilişkileri kesilmişti ama Eken-Ataç-Çakıcı üçlüsünün ilişkileri hiç kesilmedi. Eken komisyona Çakıcı’yı tanımadığını söylerken, Ataç 1991 yılında kız kardeşinin düğününde nikah şahitliği yapacak kadar samimi kalacaktı.
26 Ocak 1989 tarihinde Alaattin Çakıcı Dedeman otelindeki olaydan dolayı bir lokantada yakalandı ve yaralananlardan Kaya Portakal’ın ifade değiştirmesi sonucunda serbest kaldı.
Bu tarihten sonra Alaattin Çakıcı tekrar gece hayatında boy göstermeye başladı. Kendine ayrılan masayı beğenmediğinden dolayı Çubuklu 29’un sahibi Metin Fadıllıoğlu’nu yere yatırdıktan sonra üzerine kovayla su döktüğü nedeniyle ifade verdi. 1990 yılında ise adamlarıyla gittiği Kabare ‘de olay çıkarıp, arkasında darmadağın bir eğlence mekanı ve kapıda bir kurşun deliğiyle iki boş kovan bıraktı. 1990 yılının Ekim ayında Muazzez Abacı’nın sahne aldığı Maksim Gazinosu’nda “Gala” gecesinde havaya ateş etmekten yakalandı. Ortaköy Memo’s ta bir kişinin yaralanması nedeniyle tutuklandı.
20 Mayıs 1991 tarihinde Alaattin Çakıcı ve Uğur Kılıç Trabzon’da sade bir şekilde evlendiler.
1991 yılının Ağustos ayında Yeniköy ‘deki Sabancı Korusu içindeki Şemsa’ya gidip, Ali Şen’in oğlu Adnan Şen’in de bulunduğu gruba masadan kalkmalarını söyledi ve grubun direnmesi üzerine Adnan Şen, bunun bedelini dayak yiyerek ödedi. Araya Sakıp Sabancı’nın Turgut Özal’ı sokmasıyla iki taraf barıştırıldı.
1994 yılında Mehmet Eymür MİT’te tekrar göreve başladı. Bu dönemde MİT içerisinde bir güç savaşı oluştu ve savaşta Çakıcı, Yavuz Ataç’ın tarafında yer aldı. Ayrıca Çakıcı, Erol Evcil’in Türk Ticaret Bankası’nı almak istiyordu ama bu girişimin Mehmet Eymür’ün yakın arkadaşı Adil Öngen tarafında engellendiğini düşünmesi sebebiyle Eymür ile arası açılıyordu. Bu ortam Alaattin Çakıcı ve ,Yavuz Ataç’ın beraber hareket etmeye başlamalarına neden olmuştu.
Emlakbank Genel Müdürü Engin Civan’ın, işadamı Selim Edes’den aldığı rüşveti geri ödememesi üzerine paranın tahsilatı için Özal ailesinin, Çakıcı’nın eşi Uğur Kılıç’tan ricasıyla Çakıcı görevlendirilmişti. Civan, ödeme yapmayı kabul etmemesi üzerine 19 Eylül 1994 tarihinde Fulya civarında 4 kurşunla vuruldu. Dündar Kılıç savcılıkta aradaki hatılı kişinin Semra Özal olduğunu söyledi ancak ilk başta Uğur Kılıç Özal ailesini korumak amacıyla bunu inkar etti ancak daha sonra o da bunu doğruladı.
Uğur Kılıç, 4 Şubat 1994 ‘te Nokta dergisinde kendisi için ‘çapkın’ nitelemesi yapan gazeteci Ayşe Önal’ı vurma girişimi sonuçsuz kalmıştı.Bu olayı protesto eden Hıncal Uluç’a ise Alaattin Çakıcı 5 Mart 1994 günü silahlı saldırı düzenletti.
Bu dönemlerde Çakıcı ve Uğur Kılıç’ın araları çeşitli sebeplerle açılmıştı.
11 Ekim 1994 tarihinde Alaattin Çakıcı ve Uğur Kılıç boşanmak üzere mahkemeye başvurdular ve 4 Kasım 1994 tarihinde boşandılar.
Boşanmalarının üzerinden 2 ay geçtikten sonra Çakıcı Show Tv’ye bir kaset gönderdi. Kasette Dündar Kılıç ile Çakıcı, Uğur Kılıç’ın ‘lezbiyen’ ilişkisi dile geitirliyordu. Show tv bandı yayınlamadı. Bu durumu öğrenen Uğur Kılıç çılgına döndü.
20 Ocak 1995 ‘te Çakıcı, Uğur Kılıç’ı Uludağ’a, hem kendi hemde Uğur Kılıç’ın oğlu Onur’un doğumgünü için davet etmişti. Uludağ’a Ali Şen’in Maş Air firmasına ait helikopteriyle gitmişleri. Uğur Kılıç içki almak için gittiği barda Çakıcı’nın şoförü Abdurrahman Keskin tarafından vurularak öldürüldü.
Bir yandan Engin Civan’ın yaralanmasına, diğer taraftan Ocak 1995 ‘de eski karısı Uğur Kılıç’ı öldürtmeye azmettirmekten aranan Çakıcı, Şubat 1995 ‘te gazete ve televizyonlara “bülten” şeklinde faks çekerek Dev-Sol lideri Dursun Karataş’ı öldüreceğini bildirdi.
Erol Evcil ‘le ilişkilerini geliştiren Çakıcı, Evcil hapisteyken, Evcil’in Türk Ticaret Bankası’nı almasına engel olduğunu düşündüğü Adil Öngen’e 12 Mart 1997 tarihinde saldırıda bulundu. Öngen yara almadan kurtuldu.
1 Mayıs 1997 tarihinde Çakıcı, Özer Çiller’in Türkbank satışı için Adil Öngen aracılığıyla 20 milyon dolar istediğini, banka satışına engel gördüğü Adil Öngen’in kendi adamları tarafından vurulduğunu açıkladığı çarpıcı Flash Tv konuşmasını yaptı.
Bu konuşma üzerine, Çiller hükümeti, Engin Civan ve Uğur Kılıç dosyalarından aranırken Yavuz Ataç tarafından yurtdışına kaçırılan Çakıcı’yı yakalatıp ülkeye getirtmek için düğmeye bastı.
Erol Evcil ile Çakıcı arasındaki menfaat ilişkileri güçlenmeye başlamıştı. Çakıcı, bir bakıma Evcil ile bir ortaklık kurmuş ve iş dünyasında istediklerini yapıyorlardı.
Çakıcı, Evcil’in ticari konularında devreye giriyordu. Bunlardan birisi Evcil’in kredi borcu olan Demirbank ile olan ilişkilerine Çakıcı’yı sokmasıydı. Demirbank’ın sahibi Halit Cıngıllıoğlu son anda bir saldırıdan kurtuldu ve Evcil ile masaya oturarak isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Çakıcı bu olaydan sonra Halit ve Sema Cıngıllıoğlu kardeşlerin arasındaki hisse ihtilafı için devreye girdi. Durumu fark eden Halit Cıngıllıoğlu, kardeşinin isteklerini kabul ederek ikinci tehlikeyi de atlattı.
Çakıcı 1995 yılında Sümerbank’ı alan Hayam Garipoğlu’ndan, Rol Evcil ile beraber bir keresinde 900 bin dolar bir keresinde de 1-1,5 milyon dolar olmak üzere iki kere para aldı.
Erol Evcil ile Cavit Çağlar’ın arasında bulunan iplik ticaretinden doğan problem için devreye giren Çakıcı, Erol Evcil’in 2,8 milyon dolara aldığı fabrikayı Cavit Çağlar’a 10 milyon dolara sattı. Bu paranın 4,5 milyon doları Çakıcı’ya ödendi.
Kendisinin ABD de olduğu bu dönemde Çakıcı, ailesinin vize almak için başvurduğu ve olumsuz sonuç aldığı ABD Konsolosluğuna saldırı tertipledi ancak, kendisini ABD ‘de zora sokacağını düşünerek bu saldırıdan vazgeçti.
Yavuz Ataç’ın Çin’e görevlendirilmesine kızan Çakıcı, buna tepki olarak Cavit Çağlar’a suikast planladı ancak başarılı olamadı. Çakıcı, her konuda önünü açan Yavuz Ataç’ın ülkeye tekrar getirilmesi ve yükselmesi için her türlü çabayı gösterdi.
28 Şubat 1997 ‘de Başbakan Necmettin Erbakan’ın istifasıyla sonuçlanan süreç, Mesut Yılmaz’ı da Başbakan yaptı. Daha önce 2 adamının cezaevine girmesine neden olan Türkbank’ı namus meselesi olarak gören Çakıcı, bu bankanın tekrar ihaleye çıkmasıyla beraber Korkmaz Yiğit’e teklif götürdü. Bankayı alması için Yiğit’le anlaştıktan sonra Çakıcı, ihalenin yapılacağı 4 Ağustos 1998 tarihine kadar ortamı iyice gerdi. Bu ihaleye katılacaklara tanınan kişileri aracı olarak gönderip, bu bankanın namus meselesi olduğunu ileterek isteklileri tehdit ediyordu. İhale 600 milyon dolara Korkmaz Yiğit’e kaldı.
Temmuz 1997 ‘de Alaattin Çakıcı’yı yakalamak için ABD’ye giden ‘avcı’ lakaplı Şentürk Demiral elleri boş geri döndü. Çünkü bu operasyonu Eyüp Aşık Çakıcı’ya söylemişti ve Çakıcı ABD’yi terk etmişti.
17 Ağustos 1998 günü saat 12.00 civarında otelden ayrılmak üzere olan Alaattin Çakıcı, Muradi Güler ve Fatoş Aslı Ural, Fransa’nın Nice kentinde Fransız polisleri tarafından göz altına alındı.
23 Eylül günü, Eyüp Aşık’ın telefonda Çakıcı’ya ABD’yi terk et uyarısını yaptığı kasedi yayınlandı ve ülke gündemine oturdu.
14 Aralık 1999’da Çakıcı kendi isteğiyle Fransa’dan Türkiye’ye getirildi.
Türkiye’ye getirilen Çakıcı, cezaevi günlerinde Erol Evcil’den kaynaklı olarak Nuri Ergin ‘le ters düştü. Medya önünde karşılıklı hakaretler edildi. Bu dönemde Çakıcı, adamlarına Karagümrük’de bulunan Ergin kardeşlerin kahvehanesine adamlarına 26 Mart 2000 tarihinde baskın düzenletti ve 15 kişiyi yaralattı.
Çakıcı 29 Kasım 2002 tarihinde Kartal Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi.
7 Nisan 2004 tarihinde Yargıtay 1.Ceza Dairesi Karagümrük Baskını davasından dolayı Çakıcı’ya çete kurmak ve yönetmek suçundan verilen 3 yıl 4 aylık hapis cezasını onayladı. 5 Mayıs tarihinde İstanbul DGM Çakıcı için cezasının onaylanması sebebiyle yakalama emri çıkarttı ancak Çakıcı 3 Mayıs 2004 tarihinde yurtdışına kaçmayı başarmıştı.
Çakıcının Yargıtay’da görüşülen dosyası ile ilgili olarak daha sonra Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu ve müteahhit Süha Şen’in yer aldığı bir skandal ülke gündemine oturdu.
22 Mayıs 2004 ‘te Çakıcı ile ilgili kırmızı bülten çıkarılması için tüm ülkelerin Interpol Daire Başkanlıklarına mesaj geçildi.
14 Temmuz 2004 ‘te saat 18.00 ‘da Alaattin Çakıcı Avusturya ‘nın Graz kenti yakınlarında, WEGA timlerince yakalandı. Çakıcı’nın üzerinden emekli MİT görevlisi Faik Meral’e ait pasaport çıktı.
5 Ekim 2004 Tarihinde Viyana Eyalet mahkemesi Alaattin Çakıcı’nın Türkiye’ye iadesine karar verdi.
14 Ekim 2004’te Çakıcı Türkiye’ye getirilerek Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne konuldu.





SEDAT PEKER
Rizeli bir aileden gelen ülkücü baba Sedat Peker, 1970 yılında Sakarya'da doğdu. "Köroğlu" lakaplı Peker, Almanya'da büyüdü. Peker'in adı ilk olarak "uyuşturucuyla mücadele eden baba" olarak duyuldu, daha sonra Susurluk Raporu'nda geçti.

Peker'in organizasyonunda işadamlarından tehditle para topladıkları, zorla tahsilat yaptıkları ve işyeri kurşunladıkları belirlenen, aralarında açığa alınan bir astsubayın da bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı.

Peker, Barmen Oğuz Atak'ın sırtında "Allah" dövmesi bulunduğu gerekçesiyle öldürülmesi olayına karıştığı gerekçesiyle uzun süre arandı. Polisin Atak'ın öldürülmesini azmettirmek ve çete olaylarına karışmaktan aradığı Peker, oğlunun doğumunda kendilerini ziyaret eden, çiçek ve telgraf gönderen dostlarına teşekkür için gazetelere verdiği ilanlarda eşiyle birlikte görüldü.

1997'de Rize'de kaçakçı Abdullah Topçu'yu öldürmek suçundan savcı karşısına çıkan ve serbest bırakılan Peker'in iki adamı, aynı davadan müebbet hapse mahkum oldu. Peker gibi ağabeyi Vedat Peker de bir işadamına silah zoruyla senet imzalatmaktan gözaltına alındı. Peker'in talimatıyla çete oluşturdukları iddiasıyla yargılanan dokuz sanıktan dördü tahliye edildi.

Tehditle tahsilat yapmak, zorla alıkoymak, adam öldürmeye azmettirmek ve benzeri suçlardan yedi ay boyunca aranan Peker, teslim olacağını bildirerek 19 Ağustos 1998'de Romanya'dan Türkiye'ye getirildi. İstihbarat birimlerinin çalışmaları sonucunda, Peker'in, adı gizlenen bir Antalya milletvekiliyle doğrudan bağlantısı olduğu saptandı.

Peker, tutuklu bulunduğu sürede Bayrampaşa Cezaevi'nde krallar gibi yaşadı. Rokfor peyniri başta olmak üzere birçok lüks yiyeceği koğuşuna getirten Peker'in cezaevine soktuğu eşyalar arasında kokoreç makinesi da vardı. Kaldığı 50 kişilik koğuşun tabanını halıfleksle kaplatan, duvarlarını boyatan Peker, tuvaletlerin kırılıp yapılmasını istedi ve bunun için gerekli malzemeyi sağladı. Cezaevinde yüz koyun kestirip tutuklu ve hükümlülere dağıtan Peker, çanak anten, video, CINE 5 dekoderi, ekmek kızartma makinesi ve dikiş makinesi gibi isteklerine ise cezaevi yönetimi tarafından izin verilmedi.

İstanbul DGM Savcılığı, Ekim 1998'de Peker ve adamları hakkında 7.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Bu davadan yargılandığı sırada duruşmada ilginç açıklamalar yapan Peker, "Eski bir milletvekili bana mesaj göndererek, 'Mahkemede fazla artistlik yapmasın' dedi. Her şeyi size anlatmak istiyorum çünkü ben bunları anlatmazsam şüpheli bir şekilde intihar edebilirim" dedi. Peker, 12 sanıkla birlikte çete oluşturmak suçundan yargılandığı davada, 24 Mayıs 1999'da tahliye edildi. Sekiz ay 29 gün cezaevinde bulunun Peker, "sanal bir çete yaratıldığını" ileri sürdü.

Tahliye edildikten sonra basına açıklama yapan Peker, MHP'li olmadığını söyleyerek, siyasi görüşünün pantürkist - turanist olduğunu belirtti. Tahliye edildikten sonra basına demeçler veren Peker, özel yaşantısıyla ilgili açıklamalar yaptı. Çok mutlu bir evliliği olduğunu söyleyen Peker, "Ben kadını tanrı misafiri olarak kabul ediyorum. Annesini, babasını, her şeyini bırakarak size geliyor, sizin onu korumanız gerekiyor. Anne babasının sevgisini vermeniz gerekiyor. Gayet düzgün bizim yaşantımız. Herkes eşime soruyor, 'Seni dövüyor mu?' diye. Eşim gülerek anlatıyor, 'Yok, dövmüyor' diye" dedi.

Tutuklanmalar ve hapis

Hakkındaki gıyabi tutuklama kararı üzerine 2002 Ocak ayında İstanbul Etiler'deki Akmerkez'de türkücü
[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]'le buluştuğu sırada gözaltına alınan Sedat Peker, tutuklandı. Bir süre sonra serbest bırakılan Peker, 2004 yılı ekim ayında tekrar yakalandı ve "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak"tan tutuklanarak cezaevine konuldu.

Kelebek operasyonu davası kapsamında yargılanan Sedat Peker, 2007 Ocak ayında sonuçlanan davada 14 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Peker hakkında çok sayıda dava bulunuyor.






[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]





ABDULLAH CATLI
Abdullah Çatlı 1956 yılında Nevşehir’de doğdu. Ülkücü militan.1977'de Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı, 25 Mayıs 1978'te de Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcılığı'na seçildi. Çok sayıda siyasi cinayet, bombalama, kahve taranması ve hapsten adam kaçırma olayının düzenleyicisi olmakla suçlandı. 11 Temmuz 1978'de Ankara'da Hacettepe Üniversitesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bedrettin Cömert'in öldürülmesi olayının faili olarak Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi'nce hakkında gıyabi tevkif kararı verildi.23 Ağustos 1978'de Sakarya ilinde 06 PD 137 plakalı otonun içinde Ülkücü Nevzat Bor ile birlikte yakalandı ve gözaltına alındı. ÜGD Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun "Ankara'nın her tarafında bomba patlatırız" tehdidi yüzünden serbest bırakıldığı da iddia edildi. Abdullah Çatlı'nın, 9 Ekim 1978'de de Ankara ili Bahçelievler semtindeki 7 TİP'linin katledilmesi olayının planlayıcısı ve baş sorumlusu olduğuna ilişkin tutuklama kararı olayın üzerinden 4 yıl, 4 ay geçmesinden sonra 4 Mart 1982'de çıkartılabildi.1979 yılında İstanbul'a yerleşen ve Hasan Kurtoğlu sahte kmlğn kullanan Çatlı, burada silah ve uyuşturucu kaçakçıları ile yakın ilişkiler kurdu. Emniyet tarafından hazırlanan bir belgede, 16 Mart katliamında kullanılan TNT kalıplarının Çatlı tarafından satın alındığı ettiği ifade edliyor.Çatlı, İstanbul'da kaldığı dönemde Ağca'nın hapisten kaçma eylemini Oral Çelik ile birlikte organize etti, Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçi'nin öldürülmesinden sonra Abdullah Çatlı'nın, Mehmet Ali Ağca ve arkadaşlarına sahte pasaport temin ettiği, hatta Mehmet Ali Ağca, hapisten kaçtıktan sonra Çatlı'nın evinde kaldı. Çatlı, Nevşehir Emniyetinden sağladığı pasaport ile 12 Eylül'ü izleyen aylarda yurt dışına çıktı. Bulgaristan ve Viyana'da bir süre kaldı. 13 Mayıs 1981'de Ağca tarafından gerçekleştirilen Papa Suikastı tertipçilerinden olduğu ileri sürüldü. 22 Şubat 1982'de İsviçre'de Mehmet Saral adına düzenlenmiş sahte pasaport ile yakalandı, ancak serbest bırakıldı. 9 Eylül 1982'de İtalyan kökenli kontra lideri Stafane Deele Chiaie ile birlikte Amerika'da yapılan Dünya Anti Komünistler Birliği toplantısına katıldı iddia edildi. 22 Ekim 1983'de Paris'te MİT ile ilişkiye geçtiği ve ASALA'ya karşı 5 eylemde kullanıldığı MİT resmi belgelerine yer aldı. 22 Ekim 1984'de Paris'te 450 gr. eroin ile yakalandığında üzerinde Hasan Kurtoğlu adına düzenlenmiş bir pasaport vardı. Çatlı, Fransa'da 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 16 Eylül 1985'de Papa Suikasti davasında tanık olarak konuştu. Oral Çelik'in suikast ile ilgisi olmadığını, Ağca'nın Bulgar ajanı olabileceğini iddia etti. Çatlı, kısa bir süre sonra Fransa tarafından uyuşturucu kaçakçılığından 7 yıl ceza aldığı İsviçre'ye iade edildi. 21 Mart 1990'da Zug cezaevinden kaçtı. 1993'de Türkiye'ye gelen ve taşıdığı Şahin Ekli adına düzenlenmiş sahte pasaport ile gözaltına alınan Çatlı, aynı tarihte serbest bırakıldı. Yeşilköy havaalanında alınan parmak izleri yıllar sonra Ömer Lütfü Topal'ı öldüren otomatik silahlardan birinin şarjöründe de bulunacaktı. Çatlı'nın 26 Nisan 1996'da Ömer Lütfü Topal ile aynı uçakta Kıbrıs'a gittiği ve aynı otelde kaldıktan sonra 1 Mayıs 1996'da geri döndüğü de kayıtlardan ortaya çıktı. Türkiye'de Mehmet Özbay sahte kimliğini kullanan Çatlı'nın İstanbul'da 6 şirkete ortak olmuş ve ticaret hayatına da atılmıştı. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde PKK'nın finansmanı olarak görülen **** kökenli işadamlarına yönelik operasyonlarda yer aldığı; 15 Mart 1995'de Azarbeycan'da düzenlenen darbenin organizasyonunda yer aldığı; Tarık Ümit'in kaçırılıp öldürülmesi olayını düzenlediği; ilişki içinde olduğu Özel Harekatçı Polisler ile birlikte Ömer Lütfü Topal cinayetini gerçekleştirdikleri; Mehmet Ali Yaprak'ı fidye almak için kaçırdığı; devletin çeşitli resmi belgelerinde ifade edilmektedir. Çatlı, 3 Kasım 1996'da Balıkesir'in Susurluk ilçesi yakınlarında geçirdiği trafik kazasında öldü. Üzerinde Mehmet Özbay adına düzenlenmiş sahte kimlikler, yeşil pasaport, ruhsatsız silah ve ceket cebinde bir miktar kokain bulunuyordu. Yapılan otopside kanında kokain maddesine rastlandı. 5 Kasım 1996'da Nevşehir'de yapılan cenaze törenine, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Drej Ali olarak tanınan Ali Yasak ve bazı Ülkücü Gruplar ile yaklaşık olarak 4500 kişilik bir topluluk katıldı. Türk bayrağına sarılı tabutu Necdet Ersan Mezarlığına defnedildi.





ADNAN KAHVECI
Zekası ve ürettiği yeni fikirlerle Türk siyasi tarihinde önemli bir yeri bulunan Adnan Kahveci, 1949 yılında Trabzon'un Sürmene ilçesinde dünyaya geldi. Hayatı hep birincilikle geçen Kahveci, Milliyet Gazetesi'nin açtığı ilkokullar arası bilgi yarışmasının ilk birincisidir. 1966 yılında Kabataş Lisesi'ni dönem birincisi olarak bitiren Kahveci, aynı yıl üniversite sınavlarında da Türkiye birincisi oldu. İstanbul Üniversitesi burs sınavında yine en yüksek puanı alarak birinci olan Kahveci, daha sonra ABD'de Indiana'da Purdue Üniversitesi'ne girdi. Buradan elektrik mühendisi olarak mezun olan Kahveci, mezuniyetinin ardından Missouri Üniversitesi'nde doktora yaptı. Ardından da aynı üniversitede asistan profesör olarak çalıştı.

Kahveci, Türkiye'ye döndükten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. Ardından da İçişleri Bakanlığı teknik danışmanlığında bulundu. 12 Eylül döneminde Başbakanlık Danışmanlığına atandı ve o sıralarda Turgut Özal'la tanıştı. 1983 yılında ANAP'ın kurucuları arasında yer alan Kahveci, askeri yönetim tarafından veto edildiği için milletvekili olamadı. Daha sonra 1987 yılında İstanbul'dan milletvekili seçildi ve Devlet Bakanı oldu. Bir süre sonra da Maliye Bakanlığı görevine getirildi.

5 Şubat 1993 tarihinde eşi ve iki çocuğu ile birlikte Bolu-Gerede yakınlarında trafik kazası geçirdi. Adnan Kahveci ve eşi olay anında hayatlarını kaybederken, 17 yaşındaki çocukları Aslıhan Kahveci yaralı olarak kurtuldu ancak, bitkisel hayata girdi ve 10 gün sonra vefat etti. Kamuoyunda dürüstlüğü ile tanınan ve çok sevilen Adnan Kahveci'nin yeni yapılan otobanda ters yola girerek kaza yapması, çeşitli şüphelerin ortaya atılmasına sebep oldu.
__________________

Konu Xie tarafından (28-02-10 Saat 15:44 ) değiştirilmiştir..
Xie isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-10-09, 16:50   #2
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
Cevap: M:alı agca-aladdın cakıcı-sedat peker

Emeginize Saglik güzel konu tesekkürler..
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-10-09, 17:37   #3
Banned
 
Üyelik tarihi: 24-07-09
Nerden: AsKoRoZ / Rize
Yaş: 27
Mesajlar: 1,294
Tecrübe Puanı: 0 Kuzey_Cephesi 1000 Kuzey_Cephesi 1000 Kuzey_Cephesi 1000 Kuzey_Cephesi 1000 Kuzey_Cephesi 1000 Kuzey_Cephesi 1000 Kuzey_Cephesi 1000 Kuzey_Cephesi 1000 Kuzey_Cephesi 1000 Kuzey_Cephesi 1000 Kuzey_Cephesi 1000
Cevap: M:alı agca-aladdın cakıcı-sedat peker

bu kişilerin çoğu ülkücü hatta bakın mılitan denıyor sora bunyenize zarar gelır mıdenıze ağrılar girer aman dıyeyım
Kuzey_Cephesi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-11, 21:15   #4
NazLı KıZ
 
DeRyAa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19-10-06
Nerden: Ne önemi vaR
Yaş: 27
Mesajlar: 5,317
Tecrübe Puanı: 14772 DeRyAa 1000 DeRyAa 1000 DeRyAa 1000 DeRyAa 1000 DeRyAa 1000 DeRyAa 1000 DeRyAa 1000 DeRyAa 1000 DeRyAa 1000 DeRyAa 1000 DeRyAa 1000
--->: M:alı agca-aladdın cakıcı-sedat peker

Bunlar kendi cevrelerinde onemli kısiler olabilirler. Ama sabit kalmasi gerekmez.
DeRyAa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

  • Submit Thread to Digg Digg
  • Submit Thread to del.icio.us del.icio.us
  • Submit Thread to StumbleUpon StumbleUpon
  • Submit Thread to Google Google
  • Bookmarks

    Seçenekler
    Stil

    Yetkileriniz
    You may not post new threads
    You may not post replies
    You may not post attachments
    You may not edit your posts

    BB code is Açık
    Smileler Açık
    [IMG] Kodları Açık
    HTML-KodlarıKapalı
    Trackbacks are Açık
    Pingbacks are Açık
    Refbacks are Açık



    Bütün Zaman Ayarları WEZ olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:55 .


    Powered by vBulletin Version 3.8.7
    Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
    Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
    Sohbet ve Sohbet odalari sitesi

    Sohbet Chat Forum Oyunlar1