hoSSohbeT.com  Sohbet  forumlari

Anasayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   hoSSohbeT.com Sohbet forumlari > Tarih Kültür Sanat Forumu > Kim Kimdir? > Yabancı Biografiler
Kayıt ol Yardım Sohbet Gazete oku Diyetsaglik Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et



Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22-11-06, 19:44   #1
~Ruhu YoRGuN~
 
BeLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06-10-06
Nerden: 35½
Mesajlar: 14,233
Tecrübe Puanı: 55152 BeLa 1000 BeLa 1000 BeLa 1000 BeLa 1000 BeLa 1000 BeLa 1000 BeLa 1000 BeLa 1000 BeLa 1000 BeLa 1000 BeLa 1000
Marlon Brando (1942 - 2004)

En büyük oğlu kızkardeşinin sevgilisini öldürdü, kızı Cheyenne intihara kalkıştı, 96-98 arasında çevirdiği filmler gişelerde başarısız oldu ama o hala sinemanın efsanesi. Çünkü, beyaz bisiklet yakalı fanilayla ilk o çıktı ekrana, deri ceketiyle motosikleti üzerinde ‘asi gençliği’ hakkıyla ilk o oynadı. Yıllar geçti, çok az konuşsa da görüntüsü perdeyi öylesine dolduruyor, öylesine etkili duruyordu ki, mafya babasını oynadığı “The Godfather / Baba” filminden sonra hep “Baba” olarak anılmaya başlandı.

3 Nisan 1924 tarihinde ABD'de doğan Brando, birçok kişiye göre yüzyılın oyuncusu, Method yönteminin en iyi uygulayıcısı. Babası bir satıcı, annesi ise tiyatro oyuncusu olan Brando’nun çocukluğu özellikle babasıyla çatışma içinde geçti. Ancak annesi ve iki ablasını hep çok sevdi. Okul hayatı da sorunlu geçen genç Marlon, bir kaç okul dolaştıktan sonra askeri okuldan da atıldı. Belki de 1949 yılında henüz 25 yaşında annesinden etkilenmesiyle oyuncu olmayı düşündü.

1943’te New York’ta bir oyunculuk atölyesine yazıldı ve bir yıl burada çalıştı. Kendisini sinemada farklı bir yere getirecek olan Method yöntemini de burada hocası Stella Adler’den öğrendi. Moskova’da Stanislavsky’nin yanında bu metodu öğrenen Adler, ABD’ye döndüğünde Method yöntemini en iyi öğreten kişiydi. Buna göre aktörlerin oynadıkları her rolü, kendi duygu ve etkileşimleriyle zenginleştirmeleri gerekiyor.

SAHNEYLE TANIŞIYOR
Usta oyuncunun Broadway’le ilk tanışması 1944 yılında “Annemi Hatırlıyorum” oyunuyla oldu. Oyun 2 yıl perdelerini açtı. 1947 yılında Tennessee Williams’ın ünlü “Arzu Tramvayı” oyununda Stanley Kowalski rolünü aldı. Sert, haşin, sarhoş, cahil Kowalski’yi öylesine inandırıcı, aynı zamanda öylesine çekici oynadı ki, artık tüm tiyatro camiası onu konuşuyordu. 1950’den itibaren Hollywood’a adımını attı. İlk filmi “The Men” oldu. Bundan sonra oynadığı her film, sinema tarihinin en önemli filmleri arasında yer alacaktı. Sırasıyla “A Streetcar Named Desire” (1951), “Viva Zapata” (1952), “The Wild One” (1953), “On the Waterfront” (1954), “Guys and Dolls” (1955) filmlerini çevirdi. Elbette ödüller de bu başarıyı perçinleyecekti. 1952 yılında İngiliz Film Akademi ile Cannes Film Festivali’nde Viva Zapata’daki rolüyle En İyi Oyuncu ödüllerini aldı.

1953 yılında yine İngilizler Julius Caesar rolüyle En İyi Oyuncu seçtiler Brando’yu. “On the Waterfront” 1954 yılında dünyada ödül bırakmadı: New York Film Eleştirmenleri, Altın Küre, İngiliz Film Akademisi, Cannes Film Festivali’nden ödülleri peş peşe topladı. Amerika için ödüllerin en büyüğü demek olan Oscar ise, 1955 yılında yine “Rıhtımlar Üzerinde / On the Waterfront” filmiyle geldi. Üstlendiği rolleri öylesine canlı, öylesine inandırıcı ve yeri geldiğinde öyle şiirsel oynuyordu ki, perdede görüldüğü anda diğer tüm oyuncuları siliyor, tüm hikayenin ortasına yerleşiyordu. 1950’li yıllarda Hollywood’daki oyunculuğu en çok etkileyen isimdi.

BİR İDOL
“The Wild One / Vahşi Hücum” filmindeki motosikletli, blucinli, deri montlu asi genç tiplemesinde tüm gençler kendilerini onda buldu. James Dean ile birlikte gençliğin idolu olmuştu. İki aktör aynı zamanda iyi birer arkadaştı. Bu dostlukları Dean’in ölümüne kadar sürdü. Sinemada hızlı ve sağlam adımlarla ilerleyen Brando, sanki oyunculuk için doğmuştu. Her na kadar “Oyunculuk boş ve yararsız bir meslektir” dese de sinemadan vazgeçmiyordu. Burjuva ahlâkına ve aşırı düzenli bir yaşama karşı başkaldırısını özel yaşamından filmlerine de gayet güzel taşıyordu.

Ancak 1955 yılından sonra çevirdiği filmler ilklerini aratır olmuştu. “The Teahouse of the August Moon / Çayhane”, “Sayanora”, bir Tennessee Williams filmi olan “The Fugutive Kind / Kaçak”, ilk ve son kez yönetmenliği denediği “One Eyed Jacks / Aşk ve İntikam” fazla başarılı bulunmadı. 1957 yılında aktrist Anna Kashfi ile evlendi. İkinci evliliğini ise 1960 yılında Meksikalı oyuncu Movita Castenada ile yaptı.

AZINLIKLARIN YANINDA
Her zaman azınlıkların yanında yer alan Brando, bu konuda çalışan kurumlarda da yer aldı. 1961 yılında “Mutiny on the Bounty / Denizde İsyan” filminin çekiminde sette kan kusturdu. Yönetmen Carol Reed işi yarıda bıraktı. Senaryoya sürekli müdahale etmesi, huysuzluklar çıkarması çekimleri uzattıkça uzattı. Maliyeti giderek artan film, gişelerde de zarar etti. Filmin çekiminde bulunan herkes perişanken Brando Tahiti’de çok mutluydu. Burada Tahitili Tarita ile evlendi. Farklı ırklara ve halklara olan ilgisi daha sonraki yıllarda da sürecek;oyunlarında zencilere yeterince rol vermediği için Tennessee Williams’a kızacak, Kızılderililer’in hakları için epey mücadele edecek, Oscar’ı bile reddedecekti.

Aralarında Charlie Chaplin’in yönettiği “Hong Kong’lu Kontes” (1967) gibi komedi filmlerinde oynasa da bunlarda başarılı olamayacaktı. 60’lı yıllarda göze çarpan birkaç filminden biri olan ırkçılık karşıtı “The Chase / Kaçaklar” (1966) filminde bir star için o güne dek görülmemiş derecede dayak yiyecek; John Huston’un yönettiği “Reflections in a Golden Eye / Pırıltılı Gözler”de (1967) ise eşcinsel bir subayı canlandıracaktı. Ancak 1971 yılına kadar çevirdiği diğer filmler, hemen herkese “Brando efsanesi bitti” dedirtecek kadar başarısızdı. Oysa o sinemanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncularındandı ve öyle kolay kolay sahneyi terk etmezdi.

VE ‘BABA’ DOĞUYOR
1971 yılında Francis Ford Coppola’nın yöneteceği “The Godfather / Baba” filmindeki “Don Vito Carleone” rolü için adı geçti. Bu rolü kapmak için deneme filmi bile çevirdi! Ama rolü aldı. Birkaç kuşak yaşlandı, tipini değiştirdi ve filmin unutulmaz “Baba”sını yarattı. Bu unutulmaz filmle ikinci kez Oscar ödülü kazansa da ödülü almaya gitmedi. Yerine bir Kızılderili kadını göndererek Oscar’ı protesto eden bir metin okuttu. Belki Brando Oscarsız kaldı ama Kızılderili hakları savaşımında önemli bir adım atılmış oldu.

Ardından Bertolucci’nin unutulmayan “Last Tango in Paris / Paris’te Son Tango” filmi geldi. Yaşlanmaya başlayan, ölüm saplantılı, bencil bir adamın kendinden çok genç bir kızla, sadece sekse dayalı ilişkisinin anlatıldığı filmde, inanılmaz bir performans sergiledi. Sanki, filmdeki Paul’ün korkularını asıl o yaşıyordu. İki oyuncunun cüretkâr aşk sahneleri, filmin Amerika’dan İtalya’ya denetimle başının derde girmesine neden oldu ama bu bir yandan filmin şöhretini pekiştirdi.

Yeniden oyunculuğun boş ve gereksiz olduğu yönünde demeçler vererek Tahiti yakınlarında satın aldığı adasına çekildi. Ancak para kazanması da gerekiyordu. 1978’deki “Superman” filmindeki kısacık rolü -10 dakika- için astronomik bir ücret talep etti, üstelik kabul da edildi. Böylece kısa süreli, konuk oyunculuklar kabul etmeye başladı. Savaş dramı“Apocalypse Now / Kıyamet”, “A Dry White Season / Kuru Beyaz Bir Mevsim”, “The Freshmen”, “The Discovery” kısa süreli göründüğü filmlerden bazılarıydı. Ancak, bu kısa rollerde bile usta aktör filmin ilgi odağı oluyor, tüm dikkatleri üzerine çekiyordu. Örneğin Kıyamet ve bu kez yardımcı dalda Oscar’a aday gösterildiği “Kuru Beyaz Bir Mevsim” gibi.

90’larda kesintili olarak sürdürdüğü sinema yaşantısı Johnny Depp ile rol aldığı “Don Juan de Marco” (1995), hasta ruhlu bir adamı canlandırdığı “The Island of Dr. Moreau / Doktor Moreau’nun Adası” (1996), “The Brave” (1997) gibi yapımlarla devam etti. 2000 yılı içerisinde Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez’in aynı adlı romanından uyarlanan “ Autumn of the Patriarch ” adlı filmde rol alan Brando, bir yıl sonra ünlü oyuncular Robert de Niro ve Edvard Norton ile birlikte "The Score / Komplo" filmiyle kamera karşısına geçti.

EFSANENİN HOLLYWOOD'U TERK EDİŞİ
Sinemanın "Baba"sı Brando, 2 Temmuz 2004'de, bir süredir tedavi gördüğü Los Angeles'taki bir hastanede hayata gözlerini kapadı. Ölüm nedeni bir süre gizli tutulan aktörün menajeri Jay Cantor, Marlon Brando'nun akciğer rahatsızlığı nedeniyle vefat ettiğini söyledi. Sinema dünyası da Marlon Brando'nun ölümünden dolayı yas tutuyor. Francis Ford Coppola, 'Sadece onun gidişinin beni üzdüğünü söyleyeceğim' dedi. James Garner de 'Amerika, önde gelen film yıldızını kaybetti. O en iyisiydi ve çok da iyi bir arkadaştı' diye konuştu. Sophia Loren, Brando için; 'Onun gibi aktörler ölümsüz olmalı' ifadesini kullanırken, Terence Stamp de 'O çok zor bulunan bir elmastı' şeklinde görüş bildirdi. Bernardo Bertolucci, Brando'nun ölümsüz hale geldiğini belirtirken efsaneyle 'Rıhtımlar Üzerinde' filminde rol alan Eva Marie Saint de 'Onunla birlikte oynadığım sahneler benim için her zaman hazine değerinde. O en büyük aktörlerden biriydi' değerlendirmesini yaptı.

BİLİNMEYEN GERÇEKLER
Brando, son günlerinde de eski hizmetçisi Christina Ruiz'in tehditleriyle bunaldı. Brando'nun 10 yaşındaki otistik çocuğu Timothy'ye bakması için aralarında anlaşma olduğunu savunan Ruiz, ünlü aktöre telefonlar açarak her ay kendisine 10 bin dolar ödemesine ilişkin anlaşma yaptıklarını, anlaşmaya uymaması halinde 100 milyon dolar tazminat istemiyle mahkemeye başvuracağını belirtiyordu. Ancak, Brando'nun beş parası yoktu. Borç batağı içindeki aktör, ailesi ve arkadaşlarına geçen yıl ölüme hazır olduğunu söylese de asla vazgeçmedi. Yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen "Big Bug Man" adlı çizgi filmde para kazanmak uğruna seslendirme yapmaya karar verdi. Ancak, sinema efsanesinin ömrü bu projeyi gerçekleştirmeye yetmedi.

Marlon Brando, ölmeden birkaç ay önce, öldükten sonra yakılarak küllerinin adasının çevresine serpilmesini, cenazesinde ise yakın arkadaşı aktör Jack Nicholson'ın kendisini anlatmasını vasiyet etmişti. Yaşama borç batağı içinde veda eden Marlon Brando'nun haczedilmemesi için Oscar ödülünü sakladığı ortaya çıktı. Marlon Brando, hayatının son günlerini tek odalı bir bungalovda devlet yardımıyla geçirdi. Brando, servetini cinayet işleyen oğlunu hapisten kurtarmak için harcadı.''Big Bug Man'' adlı filmde seslendirme yaparak para kazanmaya karar veren 80 yaşındaki oyuncu, son günlerinde de hizmetçisinin tehditleriyle bunalmıştı.

''Benim hayatımdaki en büyük sefalet, ünlü ve servet sahibi olmaktır. Eğer Hollywood'daysam bunun sebebi parayı geri çevirecek ahlaki cesaretimin olmaması''. Hollywood'un pırıltılı dünyasını sevmediğini bu sözlerle ifade eden dev aktör Marlon Brando'nun, borç batağı içinde hayata veda ettiği ortaya çıktı. Internetteki ''imdb'' sitesinin haberine göre, Marlon Brando efsanesini kısa bir süre önce yayınlanan ''Brando in Twilight'' adlı kitabında anlatan Patricia Ruiz, 80 yaşında yaşamını yitiren aktörle ilgili pek çok gerçeği burada kaleme aldı. Kitaba göre, tek odalı bir bungalovda devlet yardımıyla geçinen Brando, ''Rıhtımlar Üzerinde-On the Waterfront'' filmiyle kazandığı Oscar ödülünü haczedilmemesi için saklıyordu.

ÖDÜLLERİNDEN BAZILARI
1952: Cannes Film Festivali, en iyi aktör, Viva Zapata!
1952: British Film Academy Ödülü, en iyi yabancı aktör, Viva Zapata!
1953: British Film Academy Ödülü, en iyi yabancı aktör, Julius Caesar
1954: New York Film Critics Circle Ödülü, en iyi aktör, On the Waterfront
1954: Golden Globe, en iyi aktör, Drama, On the Waterfront
1954: British Film Academy Ödülü, en iyi yabancı aktör, On the Waterfront
1954: Oscar, en iyi erkek oyuncu, On the Waterfront
1954: Cannes Film Festivali, en iyi aktör, On the Waterfront
1955: Golden Globe, en iyi erkek oyuncu
1972: Oscar, en iyi aktör, The Godfather
1972: Golden Globe, en iyi erkek oyuncu
1973: Golden Globe, En iyi erkek oyuncu (Drama), The Godfather
1973: Golden Globe, En iyi erkek oyuncu
1973: National Society of Film Critics Ödülü, En iyi aktör, Last Tango in Paris
1973: New York Film Critics Circle Ödülü, En iyi aktör, Last Tango in Paris
__________________
ѕєѕѕιzℓιк ∂є вιя çєѕιт кσηυѕмα ѕαηαтι∂ιя..


ηє уαяıη υмяυм∂α,ηє ∂є ∂üη ~

BeLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 09-07-07, 11:43   #2
ELa
''yaLnızLık moda oLsun Renginide Ben Seçeyim''
 
ELa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04-12-06
Nerden: ARaLık kaLmış Neresi varSa hayaTımın ..Bünyede Ne kadar baStırıLmamış iSyan varSa oRDan...
Yaş: 27
Mesajlar: 13,201
Tecrübe Puanı: 25529 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000
İşaret MarLon BranDo

[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]


1924 Doğumlu ünlü Amerika'lı oyuncu. Hollywood'a method oyunculuğunu tanıtmış ve yarattığı asi genç ekolü ile dönemine damgasını vurmuştur. Gençliğinde olduğu kadar olgunluk döneminde de başarılı rollere imza atmıştır. Bunlardan en çok yankı uyandıranı "Godfather" filmindeki Don Vito Corleone karakteridir. 8 kere Oscar'a aday olan ünlü oyuncu iki kez "En İyi Erkek Oyuncu Oscarı"nı almaya hak kazanmıştır.


3 Nisan 1924 yılında Omaha, Nebraska'da doğdu. 1935 yılında annesi ile babasının ayrılmasından dolayı annesi ve üç kardeşi ile Santa Ana, Kaliforniya'ya yerleşti. İki yıl sonra annesi ile babasının birleşmesi ile Illinois'e taşındılar. Alman asıllı olan oyuncunun annesi ve kız kardeşi de oyunculuk ile ilgileniyordu. Brando'nun sahneye ilgisi buradan gelmekteydi.
Marlon Brando'nun hareketli bir çocukluk dönemi oldu. Bir yıl kadar Libertyville Lisesi'nde okuduktan sonra 16 yaşındayken Minnesota'daki Shattuck Askeri Okulu'na gönderildi. Buradaki katı kurallara karşı gelerek okuldan izinsiz kaçtığı için cezanlandırıldı ve okula devam etmeme kararı aldı. Bir süre babasının yanında çalıştıktan sonra babasının karşı gelmesine rağmen New York'da yaşayan kız kardeşininin yanına gitti. Buradaki Sosyal Araştırma Enstitüsü'ndeki Erwin Piscator yönetimindeki drama workshoplarına katıldı. Moskova Sanat Tiyatrosu'nda Stanislavski ile çalışmış olan Stella Adler'ın öğrencisi oldu. Stanislavski methodunu öğrenerek bununla çalışmaya başladı. Kullandığı bu method, oyuncunun duygusal olarak kendini rolle bütünleştirmesiydi. Uzun bir hazırlanma süresi gerektirebilen bu sistemde, oyuncu gerektiğinde karaktere yakınlaşabilmek için onun gibi yaşamaya başlayabilirdi.



Kullandığı method oyunculuk Sayville Tiyatrosu'nda kast dışında kalmasına neden olmuştu ancak kısa süre sonra keşfedildi. 1944 yılında Gerhart Hauptman'nın "Hannele" adlı oyununda rol aldı. Ardından Broadway'de "I Remember Mama" adlı oyunda çıkışını yaptı. Eleştirmenler Broadway'in umut vadeden genç yeteneği olarak adlandırdılar. Maxwell Anderson'un "Truckline Café", George Bernard Shaw'ın "Candida", Ben Hecht'in "A Flag Is Born" adlı oyunlarında oynadı. 1950 yılında "The Men" adlı filmde canlandıracağı rol için, bir ay hastanede kalarak gazilerle beraber tekerlekli sandalyede dolaşarak hazırlandı. 2. Dünya Savaşı'nı konu alan bu filmden etkilenerek radikal Yahudi hareketlerine destek verdi. 1951 yılında Tennessee Williams'ın yazdığı Elia Kazan'nın yönetmenliğini yaptığı "A Streetcar Named Desire" adlı filmde canlandırdığı asi genç "Stanley Kowalski" rolüyle büyük başarı kazandı.



Ardından John Steinbeck'in kitabından senaryolaştırılan, Elia Kazan'nın yönetmenliğini yaptığı "Viva Zapata!" adlı filmde Anthony Quinn ile birlikte rol aldı. Bu filmdeki başarısı ile 1952'de Cannes Film Festivali'nde "En İyi Aktör" ve İngiliz Flm Akademisi'nden ise "En İyi Yabancı Aktör" dallarında ödül aldı. 1953 yılında Joseph Mankiewicz filmi "Jul Sezar"da Marcus Antonius rolünde oynadı. Bu üç filme üst üste üç kez "En İyi Erkek Oyuncu" Oscar'ına aday oldu ama kazanamadı. 1954 yılında ise adının efsaneler arasına yazdırdığı "On The Waterfront" adlı filmde rol aldı. Elia Kazan'nın yönettiği filmde "Terry Malloy" karakteriyle özleştirildi. Bu filmdeki rolüyle 1955 yılıda "En İyi Erkek Oyuncu" Oscar'ını kazandı. Birçok oyuncuya örnek olacak bir oyunculuk performansı sergiliyordu. "Rebel Without A Cause" adlı filmde James Dean, Brando'nun karakterlerinden esinlenerek oynadığını belirtmişti. Yeni bir ekolün yaratıcısı oldu.

1955 yılında kendi yapım şirketini kurdu. 1961 yılında "One-Eyed Jack" adlı filmde Stanley Kubrick ile birlikte çalıştı. Ancak anlaşmazlıklar sonucu Kubrick filmi yarım bırakınca filmin devamını kendisi yönetti ve tek yönetmenlik çalışması bu film oldu. 1966 yılında Charlie Chaplin'nin yönettiği "A Countess From Hong Kong"da yer aldı. Oyunculuk kariyerinde yer aldığı tek komedi bu film oldu. Ardından 1967 yılında "Reflection in A Golden Eye", 1969 yılında da "Burn!" adlı filmlerde rol aldı.

[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]

1972 yılında "The Godfather" adlı filmde unutulmaz Don Vito Corleone karakterini canlandırdı. İkinci Oscar'ını bu filmdeki oyunculuğu ile aldı. Ancak Amerikan yönetinimin Kızılderililere yaptıklarını protesto etmek amacıyla törene katılmadı ve yerine genç bir Kızılderili kızı gönderdi. 1973 Bernardo Bertolucci'nin "Last Tango in Paris" adlı filminde oynadı. Ardından 1979'da Francis Ford Coppola'nın yönetmenliğini yaptığı "Apocalypse Now" ve 1978'de "Superman" adlı filmlerde rol aldı.


[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]

Uzun bir süre ara verdikten sonra 1995 yılında Johnny Depp ve Faye Dunaway ile birlikte "Don Juan DeMarco" adlı filmde rol aldı. Bu filmde aldığı aşırı kilolarla dikkat çekti. 1994 yılında "Songs My Mother Taught Me" adlı otobiyografik kitabını yayımladı. 2001 yılında ise "The Score" adlı filmde Robert De Niro ve Edward Norton ile birlikte yer aldı. Hayatı boyunca ailevi sorunlar yaşadı. Annesi bir alkolikti, kızı 1995'te intihar etti ve oğlu kız kardeşinin sevgilisini öldürmekten cinayetle yargılandı. 1 Temmuz 2004'de Los Angeles'taki bir hastanede akciğer yetmezliğinden öldü.



Marlon Brando'yla son olarak Fransız 'Studio' dergisi görüşmüştü. Tıpkı hafızalarda yer ettiği gibi, özgüveni ve mizah duygusu son derece güçlü bir yıldızın son sözleri bunlar.


Hiç kendi senaryolarınızı yazmayı denediniz mi?
Evet, çok yazdım. Neredeyse tüm filmlerimde rollerimi yeniden yazdım ama hiçbir zaman bundan itibar sağlamayı düşünmedim. Zaten, hiçbir yönetmen sizin filmin çeyreğini veya yarısını yazdığınızı kabul etmez. Ama olsun, problem değil.

Şu anda sizi şu veya bu filmi seçmeye iten nedir?
Para.

Gerçekten mi?
Evet.

Yalnızca para mı?
Evet. Gençken her şey ama her şey ilgimi çekerdi. Bugün, işlerimden sorumlu olan tip bana gelip şöyle diyor: "Marlon, vergilerin ödenme tarihi geldi."
Ben de gönderilen bir senaryoyu alıyorum ve "İyi tamam, bunu yapacağım" diyorum. Ama o bana şöyle diyor: "Hayır Marlon, o olmaz, o film çekildi ve çıktı bile."

Ben de başka birini alıyorum. Aslında tam olarak da böyle değil. Çok büyük başarı gösterecek filmler de geliyor ama ben bunları istemiyorum, çünkü canım o şaaşalı sinemanın içine dönmek istemiyor.

Sanki sinema bugün sizin çok önem verdiğiniz birşey değilmiş gibi geliyor?
Sinema her zaman aynı şeydir. Bu bir ticari iştir, ama herkes filmlerden sanki sanatmış gibi konuşuyor. Bir filmde belli bir güzellik vardır, çok çarpıcı anlar yer alabilir ama ben sinemayı sanat olarak görmüyorum. Bu bir iştir!

Herkes burada işadamları gibi davranıyor: Film kaça mal olacak? Dağıtımcı kim olacak? Ne zaman çıkacak? Tanıtımı ne kadar tutacak?

Yine de insanların hayatını değiştiren filmler var...
Birçok insan sinema tarafından zehirlenmiş durumda. Neden böyle olduğunu bilmiyorum. Daha doğrusu, aslında biliyorum. Çünkü biz, oyuncular, halkın düşleriyiz. İnsanların rüya görme ihtiyaçlarına cevap veriyoruz.

Filmlerde insanlar kendilerini bizimle özdeşleştiriyor ve kendi hikayelerini var ediyor, yani aslında gerçek oyuncular seyirciler.

Oyuncu olmasaydınız bir bilgin olmak ister miydiniz?
Oyuncu olmasaydım sanırım bir hırsız olurdum.

Ne çalmak için?
Bilmem, yaşamak için ihtiyacım olan ne varsa. Uzun zaman önce Paris'te Jean Genet diye birini tanımıştım. Aynı zamanda hem hırsız hem de yazardı. Bana bir sürü hikaye anlatmıştı, etkileyiciydi.
Ama toplumdan kaçılabilen ve bir şekilde hayatın sürdürülebileceği dönem bitti. Artık bu var olan toplumu kabul etmekten başka çare yok.

Fransa'da yaşadığınız bu dönemden ne gibi hatıralarınız var?
O kadar çok var ki. Fransa'ya taparım, çünkü bu ülke, benim için İkinci Dünya Savaşı sonrası özgürlüğün kalesidir. Saint Germain'de bir ruh vardı. İnsanlarla dolup taşan caz kulüpleri vardı. Yazarlar, sanatçılar, entelektüeller vardı.

Şimdi bunların hepsi değişti. Bu çok ilginç, çünkü Fransızlar, ABD toplum hayatıyla dalga geçerlerdi. Şimdi ise kendileri de aynı hayat tarzını benimsedi. İş dünyasının da burayı çok değiştirdiğini düşünüyorum. Hepimiz satıcılara dönüştük.

Yazarlar artık televizyonlarda çıkıp kitaplarını tanıtabilmek için can atıyor, sırf kitapları satsın da para kazansınlar diye. Her şeyin alınıp satıldığı bu dünyanın altında boğuluyoruz.





__________________
.. Yasadışıyım ! Hadi tutukLa beni gözLerimden..


[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]

"RenkLer yittiginden berimi yoksa gittigin andan itibarenmi bu yokluk hissi..biLemedim!!
Tek biLdigim.
tıLsımımı kaybettim...
.....
.
''bir adım daha atsam çıkıcaktım. sadece insanlıktan değil, bütün dünyadan. insanın kendi imkanlarıyla bir uzay mekiği inşa etmesi böyle oluyor işte. önce deneme mahiyetinde fırlatılan maymunlar gibi birkaç duygu bindiriliyor mekiğe. sonra da bütün beden, bütün beyin hazırlanıyor, dünyanın dışına yollanmaya. tek amaç, ay'a benzeyen bir uydu olmak.
dünya güzel ama çok uzaktan diyebilmek...
ELa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 09-07-07, 11:45   #3
ELa
''yaLnızLık moda oLsun Renginide Ben Seçeyim''
 
ELa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04-12-06
Nerden: ARaLık kaLmış Neresi varSa hayaTımın ..Bünyede Ne kadar baStırıLmamış iSyan varSa oRDan...
Yaş: 27
Mesajlar: 13,201
Tecrübe Puanı: 25529 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000 ELa 1000
--->: MarLon BranDo

Filmleri :

1996 The Island of Dr. Moreau
1995 Don Juan DeMarco
1992 Christopher Columbus: The Discovery
1990 The Freshman
1989 A Dry White Season
1980 The Formula
1979 Apocalypse Now
1978 Superman
1976 The Missouri Breaks
1972 The Godfather
1972 Last Tango in Paris
1971 The Nightcomers
1970 Burn!
1969 The Night of the Following Day
1968 Candy
1967 Reflections in a Golden Eye
1967 A Countess From Hong Kong
1966 The Appaloosa
1966 The Chase
1965 Morituri
1964 Bedtime Story
1963 The Ugly American
1962 Mutiny on the Bounty
1961 One-Eyed Jacks
1960 The Fugitive Kind
1958 The Young Lions
1957 Sayonara
1956 Teahouse of the August Moon
1955 Guys and Dolls
1954 The Wild One
1954 On the Waterfront

1954 Desirée
1953 Julius Caesar

1952 Viva Zapata!
1951 A Streetcar Named Desire
1950 The Men


ELa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

  • Submit Thread to Digg Digg
  • Submit Thread to del.icio.us del.icio.us
  • Submit Thread to StumbleUpon StumbleUpon
  • Submit Thread to Google Google
  • Bookmarks

    Seçenekler
    Stil

    Yetkileriniz
    You may not post new threads
    You may not post replies
    You may not post attachments
    You may not edit your posts

    BB code is Açık
    Smileler Açık
    [IMG] Kodları Açık
    HTML-KodlarıKapalı
    Trackbacks are Açık
    Pingbacks are Açık
    Refbacks are Açık


    Benzer Konular
    Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
    Canım Türkiye'm canım vatandaşım Peneusun_kizi Eğlence Mizah Komedi 5 22-01-08 05:25
    Efsane AktÖr Marlon Brando'nun Kİtabi Yayimlaniyor... KizilGelincik Forum Kahvesi 2 06-08-05 16:14
    Full Albümler SeRGeN Müzik İle İlgili Herşey 9 11-04-05 20:00


    Bütün Zaman Ayarları WEZ olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:48 .


    Powered by vBulletin Version 3.8.7
    Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
    Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
    Sohbet ve Sohbet odalari sitesi

    Sohbet Chat Forum Oyunlar1