hoSSohbeT.com  Sohbet  forumlari

Anasayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   hoSSohbeT.com Sohbet forumlari > Tarih Kültür Sanat Forumu > Türkiye
Kayıt ol Yardım Sohbet Gazete oku Diyetsaglik Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Türkiye Ülkemizi ve dünyayı tanıyalım, tanıtalım



Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-08-06, 17:15   #1
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11,327
Tecrübe Puanı: 52232 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

İSMİ

Ortaçağ İslam tarihçileri tarafından ''HISN KEYFA” adıyla bilinen şehrin birçok isminin daha olduğu tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır. En kuvvetli ihtimal ile tabii kayalardan oluşan müstahkem kalesi ve korunmaya çok e1verişli coğrafi yapısı nedeni ile bu isimi almıştır. İslâm coğrafyacısı Yakut el-Hamevi, buraya Hısn Keybâ da dendiğini ve bunun Ermenice’den geldiğini zannettiğini söyler. Roma tarihçileri buraya Kipas, Cehpa veya Ciphas isimlerini vermişlerdir. Süryanice’de kaya taş manasına gelen “kifa” kelimesine nispetle bu ismin verildiği de söylenmektedir. Müslümanların eline geçmesini anlatan kaynağa göre burası “Hısn Luğûb” adıyla biliniyordu. Osmanlı kayıtlarında ise “Hısnkeyf” olarak geçmektedir.

ANTİK DÖNEMDE HASANKEYF

[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...] Milattan önceki dönemlerde Hasankeyf'in ne gibi tarihi gelişmelere sahne olduğu, kimlerin burada hüküm sürdüğü tarihinin karanlık sayfalarından biridir. Bu konuda herhangi bir yazılı kaynak bulunmamaktadır. İleride yapılacak arkeolojik çalışmalar, bu konuya ışık tutacaktır. Yalnız Mezopotamya bölgesine hakim olan kavimlerin en gözde yerlerinden birinin Hasankeyf olduğunu söylemek mümkündür.


BİZANS DÖNEMİNDE HASANKEYF

[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...] Miladi ilk asırlarda Hasankeyf, Bizanslılar'la Sasaniler'in arasında el değiştirmiş. Zaman zaman Bizanslılar'ın, zaman zaman da Sasaniler'in elinde kalmıştır. Miladi dördüncü asrın ortalarında Hasankeyf'e sağlam bir kale yapan Bizanslılar, hemen hemen burayı bir daha Sasaniler'e hiç kaptırmamışlardır. Bizans'ın hakimiyeti, müslümanların burayı fethettiği 7. asrın başlarına kadar sürmüştür.

İSLAM DÖNEMİNDE HASANKEYF

[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...] Müslümanlar, burayı ikinci halife Hz. Ömer döneminde M.S. 638 yılında feth ettiler. Halifeler döneminin ardından sırası ile Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklar, Eyyubiler ve Osmanlılar buraya hakim oldu. Hasankeyf, tarihi önemini Artuklular'ın M.S. 1101 yılında hakim olmasıyla ile ün kazandı. Bu tarihten itibaren o günkü ismi ile HISN KEYFA, Ortaçağ'ın önemli şehirlerinden biri oldu. Artuklular, bölgenin idaresinde zaman zaman söz sahibi oldukları gibi, Hasankeyf' te de önemli eserler bıraktı. Kuzeyden güneye kıvrılıp giden Dicle Nehri üzerinde yer alması ve o günlerde ticaretin önemli bir kısmının nehir yopluyla yapılması nedeniyle Hasankeyf, ticari ve ekonomik olarak da gelişti. Hasankeyf'i Artuklular'dan alan (M.S. 1232) Eyyubiler, henüz bölgeye tam hakim olamadan Moğol istilası ve harabiyeti ile karşılaştı. Bir çok yerleşim yeri gibi burası da alt üst oldu. Eyyubiler, Moğol şokunu atlattıktan sonra 14. asrın başlarından itibaren Hasankeyf'i yeniden imar etmeye başladı. Özellikle, bugün Hasankeyf, bu yıllarda tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Nihayet Osmanlı'nın gücüne karşı direnmeyen, Safeviler'in baskıları ve iç hesaplaşmalarla iyice yıpranan Eyyubiler 1515 yılında burayı Osmanlılar'a bıraktı. Bu tarihten itibaren şehrimiz tarihi önemini gitikçe kaybederek günümüze kadar geldi.




HASANKEYF





Dicle'nin kıyısında, kayalara ve kayaların uzantısı vadinin içine sığınmıştı Hasankeyf yüzyıllar boyu. Türkiye'nin, doğası, tarihi ve kültürüyle bir bütün olarak korunmuş bu tek Ortaçağ kenti, Batı'nın Doğu ile karşılaştığı bu ilk kavşak, artık Ilısu Barajı'nın suları altında kalacak.

Dicle, aşağılarda, yeni demir köprünün ayakları arasından çağıldayarak akıyor. Dicle'nin fazla derin olmayan, yarı saydam suyunu gümüşi pırıltılar saçan bir yola dönüştüren güneş bu pırıltılarla bir hayal sahnesi yaratmakta gecikmiyor. Önce, suyun üzerinde birer ceviz kabuğu gibi yalpalayarak ama hızla yol alan karaltılar fark ediliyor. Görüntü giderek netleşiyor, konvoy hâlinde yol alan kelekler artık açık seçik görülebiliyor. Kürekçiler küreklere var güçleriyle asılıyor, dümencinin ise tüm dikkatini Dicle üzerindeki yıkık köprünün ayaklarına yoğunlaştırdığı belli. "Ortaçağ'ın en gösterişli ve en büyük köprüsü" olarak tanımlanan bu dev yapının orta kemer açıklığı 40 metreyi buluyor. Kürekçiler içinse ne bu özelliği ne de ayakları üzerindeki kabartma figürler önemli.

Hasankeyfliler, kendilerine mağaralara alternatif olarak sunulan afet konutlarında yaşıyor. Nüfusu 1960'larda 30 bini aşıyordu, bugün 3 bin 600 kişi yaşıyor. Ve Hasankeyf Türkiye'nin en geri kalmış ilçeleri arasında sondan üçüncü sırada. Tek neden, Hasankeyf'i sular altında bırakacağı 30 yıldır söylenen baraj.

Diyarbakır'dan yola çıkmışlar, bilmem kaç gündür yoldalar. Keleklere yüklü 52 tay ( 9620 litre ) buğday ve arpa Musul'a, oradan da Bağdat'a götürülecek. Yıl 1726 belki de 1727. Osmanlı, İran'ın Safevi Hanedanı ile savaşıyor; sınır boylarındaki kalelerde bulunan askerlerin zahire ihtiyacı bu yoldan ulaştırılıyor. Diyarbekir eyaleti, Basra ve civarının ihtiyacını karşılayan bir zahire ambarı gibi.

Yol hazırlıkları uzun sürüyor. Önce kelek tulumları sipariş ediliyor. Kelekçilik bölgede çok eskiden beri yapılıyor.Yolculuk suyun akış yönünde olduğundan kürekçilere pek fazla iş düşmüyor. Yalnızca nehrin yön değiştirdiği noktalarda ya da köprülerin altından geçerken bütün hünerlerini göstermeleri gerekiyor, hepsi o kadar.

Hısn Keyfâ'daki kalenin eteklerinden, çok önceleri yıkılmış köprünün ayakları arasından her yıl böyle yüzlerce kelek geçiyor. Bu konvoya kimi zaman Hısn Keyfâ'dan da zahire katılıyor. Tabii taşınan yalnız zahire değil. Bir keresinde Bağdat'taki barut imalathanelerinde kullanılmak üzere 200 kelek ardıç odunu, top döküm kalıpları için toprak, demir, tel ve kalay Diyarbekir'den yola çıkmış, Hısn Keyfâ'dan geçmişti. Basra'daki tophanede, döküm kalıplarının yapımında kullanılan toprak Hısn Keyfâ'dan gidiyordu.

Ilısu Barajı'nın mevcut projesi, baraj gölü su kodunun 527 metre olmasını öngörüyor. Yani mevcut proje uygulanırsa yeni köprü 26 metre suya gömülecek. Tabii beraberinde bütün kent... Oysa yerleşim tarihi Roma ve Bizans devirlerine kadar inen Hasankeyf Artuklu, Eyyubi, Akkoyunlu egemenliğindeki parlak dönemlerinden kalan yapılarıyla tarihi ve kültürel değerleri bir arada günümüze kadar koruyabilen ender Ortaçağ kentlerinden biri.

Bir keresinde de döküm kalıpları için Hısn Keyfâ'dan 5 kelek toprak, iki kantar demir tel, 8 kantar kalayla birlikte gönderilmişti.Yalnız askeri malzeme değil tüccar malları da bu yolla taşınıyordu. Hısn Keyfâ ise çeşitli malların, renk renk dokumaların satıldığı çarşılarıyla, ta Ortaçağ'dan beri hareketli bir ticaret hayatına sahipti. Burada dokunan sof ve abayi türü yünlü kumaşlar özellikle 16. yüzyılda çok ünlüydü.

Doğu ile Batı, Bizans ile Sasani, Hıristiyan ile Müslüman... Asya'dan gelen Sasani (Pers) ve Türk, güneyden gelen Arap ve İslam batıdan gelenlerle (Roma ve Bizans) bu bölgede tanıştılar ve şüphesiz birbirlerini etkilediler, kültürlerinden izler bıraktılar. Aralarındaki sınır kimi zaman az doğuda, kimi zaman da az batıda kaldı. İS 3. yüzyılda ise Bizanslıların elindeydi artık ve 7. yüzyıla kadar da bir Bizans kalesi olarak kaldı.

Hısn Keyfâ melikesi kentini, fethe gelen Halid bin Velid'in eline hiç savaşmadan teslim etmiş, böylece kenti yıkımdan kurtarmıştı. Saraylar, bahçeler, kale, o zamanlar orta kısmı ahşap olan köprü, mağara evler, en eskileri Erken Hıristiyanlık dönemine ait mağara kiliseler ve daha sonrakiler... Bir ara Süryani Piskoposluğu'nun merkezi de olan kentte kilise ve manastırlar 11. yüzyıla kadar kullanıldı.

Güneş ufkun altına indiğinde hayal sahnesi yerini gerçek görüntüye bırakıyor. Ufuk, yaşamın ve ölümün simgesi. Karayolunun geçtiği yeni çelik köprü, eski yıkık köprünün hemen yakınında. Dicle çok geniş yatağının sadece bir bölümünü kullanıyor. Nehrin sığ sularında biriken kumu römorklarına yükleyen traktörler son seferlerini yapıyor. El Rızk Camii'nde akşam ezanı okunuyor. Köprü ayaklarının dibindeki sığlıklarda, kümeslerine dönmeden önce son banyolarını yapan kazların çığlıkları... Dicle'nin karşı kıyısında Raman Dağı...Bu mesafeden tamamıyla çıplak gibi görülen Raman, Türkiye'nin güneydoğusunda bir petrol efsanesiydi... Altmışına merdiven dayamış petrol pompaları hiç durmadan dağın eteğinde akan Dicle'yi ve karşı kıyısındaki Hasankeyf'i selamlıyorlar. Hasankeyf onlardan çok daha yaşlı.

Hasankeyf, Hesna de Kepha, Hısn Keyfâ, Cepha, Kastron Piskephas... `İlkçağ Anadolu'sunda, o dünyanın Doğulu süper gücü Persler, Romalılarla sonra da Bizanslılarla burada karşılaştı. Batı'nın Doğu'ya karşı son kalesiydi Hasankeyf. Dicle ve Fırat o dönemlerde güç, hayat ve aynı zamanda felaket kaynağıydı. Dicle'yi geçiş için en uygun noktaydı.

`Bugün ayakta bulunan Hasankeyf Kalesi'nin eski Roma kalesinin bulunduğu yere yapıldığı sanılıyor...'' Hasankeyf'te kazı yapan Prof. Oluş Arık bu kale-kentin tarihini birkaç cümleyle böyle özetliyor. "İslam Devri'nde Diyarbakır'la birlikte Artukluların önemli merkezlerinden olan, tarihinin Asur ve Urartu'ya kadar indiği tahmin edilen Hasankeyf'in bugünkü adının kökeni Asurca kipani (kaya). Bu ad daha sonra `kaya kalesi' olarak Arapça söylenişiyle günümüze gelmiş.''

Akkoyunluların, Artukluların, Emevilerin, Abbasilerin, Bizanslıların, Romalıların ve belki daha eskilerin de kalesi... Bu yaşlı kale-kentin geçmişi hakkında iyi kötü bir şeyler kayıtlara geçmiş. Örneğin, Akkoyunlular zamanında (1461-1482) Safevi Şah İsmail'in geldiği, kız kardeşini Hasankeyf Emiri Halil Şah ile evlendirirken nasıl şenlikli bir düğün yapıldığı ya da daha önceleri Hısn Keyfâ'da yaklaşık bir buçuk asır boyunca (1102-1231/32 yılları arasında) hüküm süren Artuklu hanedanının, bir yandan Urfa Haçlı Kontluğu'yla mücadele ederken bir yandan da ilim ve kültürle nasıl iç içe yaşadığı biliniyor.

Bir Selçuklu kumandanının soyundan gelen Artukluların kendilerine başkent yaptıkları bu kale-kenti saraylar, bahçeler, su tesisleri, çarşılar, hanlar, hamamlar ve taştan güzel evlerle donattıklarını, Dicle üzerine yaptıkları yüksek ve güzel köprüyü, kurdukları medreselerde tıp, riyaziye, mühendislik, felsefe dersleri okutulduğunu, bu medreselerde ünlü bilginlerin yetiştiğini, kentin yalnız ilim değil ticaretle de ünlendiğini, burada üretilen malların Dicle yoluyla Musul'a ve Bağdat'a kadar gönderildiğini tarih kitapları yazıyor.

Bugün Dicle üzerinde yükselen ayakları bile köprünün eski görkemi hakkında ipuçları veriyor. Ünlü Artuklu paralarının basıldığı darphanenin yeri, kanallarla getirdikleri suyu kalenin bulunduğu tepeye çıkaran sistem insanı hayrete düşürüyor.

Şimdilik sakin sakin akan Dicle'nin üzerine yapılması planlanan iki baraj var. Biri Cizre Barajı. Şırnak'ın aynı adı taşıyan ilçesinin hemen kuzeyinde. Diğeri ise Cizre'nin yaklaşık 50 kilometre kuzeyindeki Ilısu.

Bir Ortaçağ kalesinin bütün özelliklerini taşıyan Hasankeyf'te kuşatma dönemlerinde Dicle'ye ulaşıp su alma olanağı sağlayan gizli geçitler bulunuyordu.

Kale, ulaşılması en güç noktada, Dicle kenarında bir duvar gibi yükselen kayalığın üzerinde doğallıkla. Zikzaklar çizerek Dicle'ye inen, kayaya oyulmuş gizli geçitler, yine zikzaklar çizerek kaleye yükselen, bu arada yedi kapıdan geçen taş döşeli, basamaklı yol... Bir yanı dev bir yarık; eski kervan yolu. Yarığın iki yanı yaklaşık bir kilometre boyunca kaya duvar, duvarlarda mağara evler, gizli geçitler... Bir yanı bu dev yarığa bakan, bir yanında kayaların duvar gibi yükseldiği basamaklı yol boyunca sıralanan mağara-evler, dükkânlar...

Paul Bowles'in Esirgeyen Gökyüzü'ndeki bir tanımını hatırlıyorum. Turist ile gezgini karşılaştırıyor, `aradaki fark aslında bir ölçüde zaman kavramıyla ilgilidir...'' diyor Bowles. Ben ikisinin arasındaydım galiba. Evet, zamanım kısıtlıydı ama bir gezgin gibi kullanıyordum zamanı. Bir turistin tam tamına bir saatte gezip inebileceği kalede bütün bir gün kalmıştım. Her bir mağaraya girdiğimi söyleyemem. Yanımda Hasankeyfli bir rehberim de vardı ama yine de kimilerine ulaşacak yolu, daha doğrusu kaya geçidini keşfedemedim. Kimileri ise kaleye çıkan basamaklı yolun kenarındaydı. Ahşap kapıları sımsıkı kapalı olanlar dükkânlar olmalıydı.

Rehberim Hikmet Ayhan `Diyarbakır'ın nüfusu 4 binken Hasankeyf'inki 10 bindi. Dicle üzerindeki köprünün bir yanı Siirt, bir yanı Mardin'di' diye başladı söze. `Otuz yıl önce hep evdi burası. Ben bu çarşıyı faaliyetteyken görmüşüm. Berber vardı, yemek, eczaneci, dişçi, kırık çıkıkçı... Çok muazzamdı,' diyordu.

`Alışveriş merkezi, yaşam buradaydı. Batman iki evdi o zaman. Şimdi oraya giden mallar buraya geliyordu. Burada yün kumaş dokunuyordu, tezgâhlar vardı. Mağaralarda otururken herkes o kumaşlardan elbiseler giyiyordu...''

Dicle kıyısında gizli geçidin yakınındaki `Yolgeçen Hanı' eski günlerle ilgisi olmayan turistik bir mekân.

Anlatmaya kelimelerin yetmediği bütün bu detaylar, bütün özgünlüğünü 30 yıl öncesine kadar koruyabilmiş bir Ortaçağ kentindeki yaşamı, o baş döndürücü karmaşayı en ince noktasına kadar canlandırmak için hazır bekliyor. Hem de inanılmaz bir doğal dekor içinde...

Kaledeki mağara evler 30 yıldır doğanın yıpratıcı etkisi altında. Kimi yerleri çökmüş, olur olmaz yerlerde delikler açılmış. İstediğinden içeri gir. Kimi odaların duvarında küçük nişler, iki yanda oyuklar; lambalıktı belki de. Bazılarında şömine oyuntusu, kayanın içinden yükselen duman gideri... Kimi duvarlarda sıvalar duruyor, kimilerinde Arap harfleriyle yazılmış yazılar... Keşke okuyabilseydim.

Kale içinde kayaya oyulmuş bir küçük cami, El-Rızk Camii'ne tepeden bakan Küçük Saray, yüzü duvar gibi dümdüz tıraşlanmış kaya kütlesinin kenarından aşağıdaki Dicle'yi gözleyen Büyük Saray, kalenin `paratoner kulesi'' de denilen burcu, bir büyük cami... Bu Ulu Cami'de bir kılıç ve tarihi bir kuran bulunduğundan söz ediyor, `hutbe okunurken, imam minberde olduğu sürece kılıç müezzin tarafından sağ elle tutulurdu. Kılıçla alınan kentlerde bu adetti'' diyor Hikmet Aydın. Bu gelenek 1968-69 yıllarına kadar yani halk kaleden ininceye kadar uygulanmıştı.

Bu uzun gezi içinde yalnızca bir kez mola verdim. Karşı kıyıdaki Zeynel Bey Türbesi'ne, bulutların izniyle arada sırada vuran gün ışığını izledim. Her şey ne kadar dingindi. Bir de o iki çoban köpeğiyle yaşadığım kâbus olmasaydı.

Karşılaştığımızda kalenin ayakta kalan son iki kapısından birinden geçmek üzereydik, sürüye yaklaşan kurt görmüş gibiydiler. Korktuğum gibi üzerimize atlamadılar ama o sakin, huzur ortamının bütün sihri bu iki köpeğin hırçın havlamalarıyla uçup gitti.

Aslında, benim yaşadığım kâbusun, bir süredir Hasankeyf'i saran bir başkasının yanında sözü bile edilmezdi. Kendini 30 yıl önce belli etmişti. Sunay zamanıydı diye hatırlıyorlardı Hasankeyfliler. O zamana kadar ĞRoma Devri'nden beriĞ oturulan mağaralardan aşağıda düzlükte kendileri için yapılan afet konutlarına yerleştirilmişlerdi. Ne kadar da iyi niyetle, aslında. Hem insanlar bu devirde mağara yaşamından kurtulsun, hem de tarihi eserler yıpranmasın diye şüphesiz.

Mağaralar... Aralarında dubleks ya da tripleks Roma Devri villaları bile vardı belki. Su getirilmişti, kanalizasyonu da vardı. Kışın sıcak, korunaklı, yazın serin...

Oysa yeni konutlar... Kâbus işte o taşınmayla ilk kez kendini gösterdi. Çünkü Hasankeyf'in aşağı şehriydi burası ve bütün kalıntılar dozerlerle düzlenip atılmıştı söylediklerine göre.

Her şey çok sonraları fark edildi Yeni konutlar için seçilen yerin yanlışlığı da Hasankeyf'i sular altında bırakması planlanan Ilısu Barajı projesi de... Bu arada artık oturulmayan kalede, eski evler ve mağaralar korumasız kalmış, doğanın etkisiyle yıpranma sürecine girmiştir. Hasankeyf nihayet 1978'de 1. Derece SİT Alanı ilan edilir. Ne yazık devlet bir yandan korumaya aldığı bu kenti, diğer yandan sular altında bırakmanın, kendi kararını çürütmenin yollarını aramaktadır...

Geçtiğimiz Haziran ayında Şanlıurfa'da Başbakanlık GAP İdaresi başkanlığında yapılan GAP Toplantısı'nın sonuç bildirgesinde Hasankeyf için şöyle deniyor:

`Birinci Derece Arkeolojik ve Doğal SİT Alanı olan, bütünselliğini koruyabilmiş tek Ortaçağ kenti örneği Hasankeyf bu özellikleriyle Ortaçağ Anadolu kültür sentezinin başlangıç noktasını (ilk adımlarını) temsil eder. Bu nedenle Hasankef'in olduğu gibi korunması birincil bir hedeftir.'

Bu bildirgeyi imzalayanlar üniversitelerden uzmanlar sadece. Peki ama toplantıya katıldıkları halde ne DSİ'den, ne Enerji Bakanlığı'ndan, ne GAP İdaresi'nden bir yetkili ne de Başbakanlık başdanışmanlarından biri... Neden biri olsun imza atmıyor?

Bunun nedeni ancak şimdi, baraj yapımı için bir İsviçre firmalar grubunun (Sulzer-Hydro ve ABB) başkanlığındaki konsorsiyumun çoktan kurulmuş olduğu, İngiltere, İtalya ve İsveç'ten firmaların yanı sıra Türkiye'den Nurol, Tekfen ve Kiska'nın da buna katıldığı ve İsviçre Merkez Bankası'ndan talep edilen kredinin garantilendiği haberlerinin duyulmasıyla açıklığa kavuşuyor. İnşaatın da yakında başlanacağı söyleniyor. Anadolu Ajansı'nın haberine göre de baraj inşaatı 1999'un Mart ayında başlayacak.

Başta UNESCO olmak üzere pekçok uluslararası kuruluş önemli anıtların tehtid edildiği durumlarda alternatif projelerin geliştirilmesi ve anıtların yerinde korunması yönünde aldıkları ilke kararları ve önerileriyle dünya kamuoyunu sürekli uyarıyor. Türkiye de bu kararlara imza atıyor. Belki baraja onay veren Türk hükümeti, uluslararası sözleşmelere attığımız bu imzaların hepimizi bağladığını bilmiyor!..Geniş yatağının yalnızca bir bölümünden akan Dicle'nin getirip kenarlara yığdığı kumlar, kamyonlara yüklenirken kıyıda, yine bu kumsalda kurulan çardaklar bölge halkının eğlence ve piknik alanı oluyor. Sıcak günlerde çardak altına sığmayanlarsa masalarını Dicle'nin serin sularına taşıyor.Alternatif projeler mi? Anıtların yerinde korunması için baraj kodunun düşürülmesi kabul edilebilir en uygun çözüm gibi gözüküyor. Yeter ki bölgedeki enerji potansiyeline bir bütün olarak bakılsın. Duyarlı çevreler ve uzmanlar baraj kodunu 50 metre düşürerek hem Hasankeyf'i sular altında kalmaktan kurtaracak hem de bölgedeki enerji girdisini kat kat arttıracak alternatif projeler üretiyor, ilgililerin masalarına koyuyorlar.

Artık oturup Ilısu baraj projesini yeniden incelemekten ve -kentlerin içinde bulundukları doğal ve fiziksel ortamın ayrılamaz parçası olduğunu unutmadan- Hasankeyf dışarıda kalacak şekilde yeni bir proje hazırlamaktan başka çare gözükmüyor. Baraj, Hasankeyf'in ufkunda Demokles'in kılıcı gibi hâlâ asılı duruyor.






HASANKEYF`TE YETİŞEN BİLGİNLER
1. Alaaddin Haskifi (1612-1677)

Hasankeyf’te doğdu babasının yanında tahsil gördü. Haskifi adı ile anılır. Şam ve Kudüs’se giderek bir çok bilginden ders aldı. Daha sonra Osmanlı Vezirlerinden Fazıl Ahmet Paşa’ dan çok iltifat gördü. Bir çok yerde müderrislik, müftülük ve kadılık görevlerinde bulundu. Alim, fakih ve mühaddis olan Haskifi, hanefi fıkhının temel eserlerinden olan “Dürrül Muhtarın “ yazarıdır. (11 ciltlik İbn’i Abidin sözkonusu eserin şerhidir)

2. Ebu Lutf Haskifi (.......-1455)


Şafii mezhebi alimlerindendir. İsmi Muhammed b. Ali Mahsur b. Zeynel-Arap el-Haskifi El Makdisi’dir. Fıkıh, şiir ve arap edebiyatı alanında ileri derecede bilgi sahibi olup Kudüs’te vefat etmiştir.

3. El- Hatip El Haskifi. (1068-1158)

Hasankeyf7te büyüdü. Bağdat’ ta edebiyat derslerini gördükten sonra Şafii fıkhını öğrendi. Daha sonra Meya Farkin’e (Silvan) geldi ve orada müftü oldu. Aynı yerde vefat etti.

4. İbni Molla “Ahmet b. Muhammed Haskifi. “ (1531 - 1599)

İbni Molla adı ile meşhurdur. Şafii alimlerindendir. Halep’e yerleşti. Müsbet bilimleri tahsil etti. Halep yakınlarında eşkiyalar tarafından şehit edildi

5. Ebul İz El Cezeri

Hasankeyf’te öğretim görevliliği ve mühendislik yapmıştır. Günümüz kompitürün babası. Sibernetik ve oto kontrol biliminin kurucusu sayılan El Cezeri mekanik ve otmasyon alanında 50 projesi mevcuttur. Projeleri 3. Ahmet Kütüphanesinde orijinal eseri olan “Kitap El Hilye vel Marife vel Hendesede” bulmak mümkündür. Robot, otomotik abdest alma makinası, emme basma tulumbaları, kandil saatleri ve müzik çalan sazlar kendi eserleridir. Amerikan Bostan Üniversitesi eserini 1974 te ingilizceye tercüme etmiş, İTÜ Teknoloji Enstitüsü de projelerini uluslar arası sergilerde tanıtmaktadır. Günümüz de Amerikan ve alman Üniversiteleri El Cezeri’ nin mekanik biliminden faydalanmaktadır.




KURULUŞUNDAN ARTUKLULARA KADAR

Yukarıda milattan önce kimlerin elinde kaldığını bilmediğimizi ifade etmiştik. Milattan sonraki asırlarda Bizans ve Sasanilerin mücadele sahası olmuş, kimi zaman Bizanslıların, kimi zaman da Sasanilerin eline geçmiştir. M.S. 4. asrın ortalarında Bizanslılar buraya yaptırdıkları sağlam kale ile bölgedeki ve Hasankeyf’teki hakimiyetlerini pekiştirmişlerdir. Muhtemelen bir daha burayı Sasanilere kaptırmamışlardır.

Müslümanlar Hasankeyf’i Hz. Ömer döneminde h.l 71 m. 638 yılında fethettiler .Bu tarihten itibaren Hıristiyan ahali burada yaşamakla birlikte hep Müslümanların hakimiyetinde kaldı.Önce Emeviler, sonra Abbasiler tüm bölge ile beraber Hasankeyf’e de hükmettiler. Bu dönemde Hasankeyf'in stratejik bir önemi olmadığı için pek dikkatleri çekmedi. Hamdaniler (m.906-990) ve Mervanilerin (m.990-1096) hakimiyetleri döneminde Hasankeyf aynı özelliğini korudu. Bu hanedanlar Hasankeyf’i merkez edinmediklerinden burayı temsilcileri vasıtası ile idare ettiler. Günümüzde civardaki ''Mervani'' (Akyar) Köyü ve o yönden Hasankeyf e getirilen su yolu dışında Mervanilerle ilgili bir ize rastlanmıyor.



COĞRAFİ YAPISI

Dicle nehrinin doğu kıyısında yer almaktadır.Güneyinde, güneydoğu Midyat Dağları, kuzeyinde ise Türkiye’nin petrol ürettiği Raman Dağları yer almaktadır. İlçenin kuzeyinde Beşiri ilçesi ile Batman merkezi, güneyinde Gercüş ilçesi, doğusunda Siirt ili, batısında ise Gercüş ilçesi ile Batman merkezi bulunmaktadır. İlçenin kuzey cephesinde, boydan boya kıvrımları ile sınırlayan Dicle nehri bulunmaktadır. Karasal iklimin hakim olduğu ilçede en yüksek sıcaklık 40-43 derece, en düşük derece de 6-8 derece olmaktadır. Yıllık ortalama yağışlı gün sayısı 90’dır.





HASANKEYF’TE ARKEOLOJİK KAZILAR

Hasankeyf’in, ILISU barajı suları altında kalması ihtimali ortaya çıkınca burada arkeolojik kazılar yapılması gerektiği anlaşıldı ve 1986 yılında bu kazılara başlandı. Birkaç yıl devam eden kazılara, bölgedeki olumsuz şartlar nedeniyle bir süre ara verildi. 1998 yılında yeniden başlayan kazılar halen devam edilmektedir. Kimi tarihi eserlerin mimari yapısını ortaya çıkaran kazıların uzun süre devam etmesi ve bütün yönleri ile Hasankeyf’teki yer altı medeniyetleri ortaya çıkarması bekleniyor.

Kazılarda bir çok arkeolojik bulgulara ulaşıldı. Bu bulgular halen GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından inşa edilen Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altına alınmıştır. Kazılar, büyük oranda GAP İdaresi tarafından finanse edilmektedir. Kültür Bakanlığı da parasal destekte bulunmaktadır.



__________________
[SIGPIC][/SIGPIC]
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 17:24   #2
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11,327
Tecrübe Puanı: 52232 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

SİYASİ TARİHİ

ARTUKLULAR DÖNEMİ

Hasankeyf’in parlak dönemi M.11O1 yılında Artukluların buraya sahip olması ve merkez edinmesi ile başladı. Selçuklu sultanı Melikşah'ın komutanı Artuk'un oğlu Sökmen bu tarihte Hasankeyf’e yerleşerek Hasankeyf Artukulularının temelini attı. M.I232 tarihine kadar burada ve Amid (Diyarbakır) deki hakimiyetleri devam etti. Buraya hükmeden Artuklu hükümdarlarından Rükneddin Davut b. Sökmen (1112-1144) ile yerine geçen oğlu Fahreddin Karaaslan ( 1144-1167) döneminde Hasankeyf'in mamur bir şehir haline geldiği günümüze ulaşan eserlerden anlaşılmaktadır.Bu iki hükümdar siyasi olarak çok hareketli oldukları, bölgedeki mücadelelere aktif olarak katıldıkları gibi, şehri imar etmeyi de ihmal etmediler.

Diyarbakır (Amid)’ın 1183 Salahaddin Eyyubi tarafından alınarak Hasankeyf Artuklularına hediye edilmesi ile Artuklular Diyarbakır’a yerleştiler. Artuklular bu tarihten yıkılışa kadar (1232) Hasankeyf’i temsilcileri vasıtası ile buradan idare ettiler. Bu gelişme Hasankeyf’in stratejik önemini gerilettiği gibi mimari gelişmesini de aksatmıştır. Artukluların Hasankeyf’te kurdukları darphanelerde para bastıkları, medreseler yaptıkları, kaleye su çıkardıkları, köprüyü ve Büyük Sarayı inşa ettikleri kaynaklardan anlaşılıyor.



EYYUBİLER DÖNEMİ

Eyyubiler, 1232 yılında Hasankeyf’i. aldıklarında burayı mamur bir şehir olarak buldu1ar. Ancak i1k etapta gerek siyasi gerek mimari açıdan atak olmadılar. 12601ı yı1larda Moğo1ların bölgeyi harap etmesi Hasankeyf’i de etkiledi. İlk etapta Hülagu'nun katına çıkan Eyyubi sultanı Takyeddin Abdullah (1249-1294) Hasankeyf’i harap olmaktan kurtardı. Hükümdarın Eyyubi nes1inden geldiğini öğrenen . Hülagu ona iltifat etmiş ve tüm ülkesini ona bağışlamıştır. .

1301 yılında Hülagu'nun yerine geçen oğlu Gazan komutasındaki moğo11ar bölge ile beraber bu sefer Hasankeyf’i de harap etti. Hasankeyf Moğol afetinden fazlası ile nasibini aldı. Moğol şokunu üzerinden atan Eyyubiler Hasankeyf’i yeniden imar etmeğe başladılar. Bu gün Hasankeyf’te mevcut birçok eserde imzası bulunan El Melik El Adil Sultan Süleyman (1378-1432) zamanında bu imar faaliyetleri zirveye ulaştı. Hasankeyf, Artuklu dönemindeki haşmetine yeniden kavuştu.

Bu sultandan sonra Hasankeyf’te duraklama dönemi başladı. Hükümdarların iç çatışmaları, bölgedeki güçlü devletlerin nüfuzu altında olmaları, hem onları hem Hasankeyf’i zor durumda bıraktı. Akkoyunluların (1461-1482) Hasankeyf’e tamamen hakim olması Eyyubilerin gücünü iyice kırdı. 1482 de burayı tekrar ele geçiren Eyyubiler bu sefer Safeviler'in baskısı ile karşı karşıya kaldı.

Osmanlılar 1515 yılında bölgeyi İdris-i Bitlisi'nin gayretleri ile ele geçirince, burası da Safavilerden temizlenerek Osmanlı hakimiyetine geçti. Ancak mahal1i idare yine Eyyubilere bırakıldı. Eyyubilerin bu zorluklarla beraber saltanat kavgası içine girmesi sonlarını hazırladı. 1524 de son Eyyubihükümdarı Melik Halil’in saltanattan feragat etmesi ile Eyyubiler tarihe karıştı.


OSMANLILAR DÖNEMİ

Hasankeyf’in içinde bulunduğu bölge Osmanlıların eline, Diyarbakır eyalet merkezi kabul edilmiştir. Hasankeyf bu idari düzenlemeye göre liva (sancak, kaza) merkezi olmuştur. Osmanlı kayıtlarına göre 16. asırda şehir gelişmiş, 10 000’e yakın bir nüfusu barındırmıştır. Bu sıralarda Hıristiyan nüfusu oranı yüzde atmışı bulmaktadır. Osmanlı dönemi Hasankeyf’in idari sınırları bir hayli geniş olduğu anlaşılıyor. Bu günkü Batman’ın tümü ile Siirt ilinin (merkez dahil) önemli bir kısmı ve Mardin’in Midyat, Dargeçit, Ömerli ilçeleri Hasankeyf’e bağlı olmuştur.

Ancak buranın idari ve stratejik önemi zamanla azalmıştır. 19. yüzyılın ortalarına geldiğimizde Hasankeyf, Midyat ilçesine bağlı bir nahiye konumuna gerilemiştir. Cumhuriyete kadar bu durum devam etmiştir.



CUMHURİYET DÖNEMİ

Hasankeyf, cumhuriyet ile beraber Mardin’in Midyat ilçesine bağlı bir nahiye idi. 1926 yılında Gercüş’ün ilçe yapılması ile buraya bağlanmıştır. İ990 yılına kadar idari statüsü böyle devam etmiş, 1990 yılında Batman’ın il olması ile Hasankeyf de ilçe yapılarak buraya bağlanmıştır.

Hasankeyf, insanlık tarihinin çok önemli yerleşim yerlerinden biri olmasına rağmen son 20-30 yıla kadar pek dikkatleri çekmedi. Paha biçilmez kültürel değerine rağmen hep ihmal edildi. 1970’li yıllardan itibaren ILISU Barajı projesi ile birlikte gündeme geldi. Hasankeyf’in sular altında kalmaması gerektiği, gerek ulusal bazda,gerekse uluslar arası düzeyde dile getirildi. Hasankeyf’in kurtarılması yönündeki çabalar 2003 yılında sonuç verdi. T. C. Başbakanı Hasankeyf’i kurtaracaklarını kamuoyuna duyurdu. Bu tartışmalar nedeniyle Hasankeyf, kimi ülke gündemini işgal etti.

Öte yandan Hasankeyf’teki kültür varlıkları, içinde bulundukları şehir ile birlikte 1981 yılında Kültür ilgili birimlerince koruma altına alınarak SİT alanı ilan edildi. 1986 yılından itibaren de arkeolojik kazılara başlandı. Bu kazılar halen devam etmektedir.

Hem Sit alanı olması, hem de baraj suları altında kalacak düşüncesi, ilçenin gelişimini engelledi. Son yıllarda Türkiye’de yapılan araştırmada bütün tarihi zenginliğine rağmen ülkenin en geri, fakir üç ilçesinden biri oldu. 2003 yılı ve sonrasında Hasankeyf’in artık sular altında kalmayacak olması, hem ilçenin gelişmesine, hem de bölge ekonomisine olumlu katkıda bulunması bekleniyor.

İlçe, ekonomik olarak gerilediği gibi, nüfus olarak da gerilemiştir. Bölgedeki son 15-20 yıldaki olağanüstü durumlar da eklenince bu gerileme dramatik bir duruma gelmiştir. 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 7500’ün altında kalmıştır. İlçenin cumhuriyet dönemi nüfusu aşağıda tabloda gösterilmiştir.





Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 17:28   #3
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11,327
Tecrübe Puanı: 52232 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...



RESİMLER







[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
Kale'den Dicle Nehri, Eski Köprü ve Modern Köprü
Hasankeyf'te Bir Caminin İç Kubbesinden Bir Enstantane
Kale Başı Eski Şehir Hasankeyf
Yeni ve Eski Şehir Hasankeyf Bir Arada
[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
Kale Genel Görünümü
Kale Genel Görünümü

Dünyanın İlk ve Tek Açılır ve Kapanır Taş Köprüsü

Sarp Kayalar Üstüne Kurulan Şehir





Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 17:29   #4
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11,327
Tecrübe Puanı: 52232 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
Sağ Tarafta Taş Köprü Sol Tarafta Hasankeyf

Akşam Üzeri Taş Köprü

Taş Köprü ve Kale

Taş Köprü Ayağından Bir Enstantane






[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
Kayalara Oyulmuş Mağaralar ve Minare
Dünyanın İlk ve Tek Açılır ve Kapanır Taş Köprüsü
Hasankeyf Genel Görünümü
Harabe Haline Gelen Sultan Süleyman Camii, Minaresi
[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
Bizanslara Ait Kayalara Oyulmuş Mezarlar
Mağara Kilise

Doğal Bir Kaya Figürü

Mağaralar Ve Hasankeyf Kalesi
[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
Kayalara Oyulmuş 5000 Mağaradan Birkaçı

Dicle Nehri Kenarında Kurulmuş Yeni Hasankeyf

8 Mihraplı Hz.Ali Camii

Kaleden Hasankeyf Genel Görünümü




[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
Kale Başındaki Eski Şehir Hasankeyf
Ulu Camii Kale Başı Hasankeyf
Kaleden Dicle Nehri ve Köprü Görünümü
Kaleden Dicle Nehri ve Köprü Görünümü
[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...][Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
Kaleden Hasankeyf Genel Görünümü
Zeynel Bey Türbesi ve Hamam Görünümü





[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
Akkoyunlu Hükümdarı Zeynel Bey'e Ait Türbe
Kale Giriş 1. Kapısı
El Rızk Camisi Girişi,Allah'ın 99 İsmi Yazılı Kitabe
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 17:38   #5
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11,327
Tecrübe Puanı: 52232 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

TARİHİ ESERLER
A) ARTUKLU ESERLERİ

a)PRÜ

prünün üzerinde herhangi bir kitabe olmadığından kesin yapılış tarihi bilinemiyor . Sadece Ortaçağ tarihçilerinden İbn Havkal köprünün 1116 yılında Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığını söylüyor; ancak bu tarih, Karaaslan'ın babası Davut'un saltanat yıllarına denk geliyor. Bu tarihi çelişkiyi bir yana bırakan araştırmacılar, köprünün üzerindeki taşçı işaretleri ve figürlerden hareket ederek, eserin Artuklular'a ait olabileceğini söylüyorlar. Hasankeyf'in Müslümanların eline geçmesini anlatan kaynakta burada açılıp kapanan bir köprüden bahsedilmektedir. Bu yüzden köprünün antik dönemlere ait olabileceği, veya antik temeller üzerine Artuklular tarafından yapılmış olabileceği ihtimali akla geliyor. Hasankeyf köprüsünün, Batman (Malabadi) köprüsüyle benzer olması, Artuklular tarafından yapıldığı ihtimalini güçlendiriyor .


Kemer açıklığı itibarıyla Ortaçağ'da yapılan köprülerinin en büyüğüdür. Ortadaki büyük kemeri taşıyan iki orta ayağın arasındaki açıklık 40 metredir.

Ayaklar, akıntı tarafında üçgen, diğer tarafta da dairevi şekilde yapılmıştır. Ayakların dış cephesi kesme taştan yapılmış, bu kesme taşlar tek tek birbirine madenî kramplarla kenetlenmiştir. Muhtemelen köprünün kemerleri de kesme taşlardandı. Şu anda yıkılmamış olan doğudaki kemer, hayret verici büyüklükteki kesme taşlardan örülmüştür. Batıdaki yıkılmayan kemer ise; kırılma noktasına kadar kesme taştan, ondan sonrası da yassı geniş tuğladan örülmüştür. Araştırmalara göre köprünün en büyük kemerinin orta kısmı ahşaptandı.


Düşman şehre saldırdığı zaman bu ahşap kısım yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi engellenirdi. Bu özellik şehrin savunması açısından bir avantaj ise de köprünün dayanaklığı açısından dezavantaj olmuştur. Köprünün bir diğer ilginç özelliği de orta ayakları üzerindeki figürlerdir. Tahrip oldukları için bu figürlerin ne anlam ifade ettikleri tam bilinemiyor .

Eyyubiler döneminde 1349 tarihinde köprü Melik Adil tarafından tamir edilmiştir. Ayrıca 15. asrın sonlarında Akkoyunlular zamanında da tamir gördüğü tarihî kayıtlarda anlaşılmaktadır. Ne zaman yıkıldı ise bilinmiyor.

b) BÜYÜK SARAY


Kalenin kuzeyinde Ulu Camii'nin altında yer almaktadır. Büyük ölçüde yıkılmış ve göçükler altında kalmıştır. Kuzeye, nehre bakan cephesi yuvarlak payandalarla desteklenmiştir. Sarayın girişi bu cephenin ortasında yer alıyordu. Kuvvetli ihtimalle alt katı dükkan ve depolardan, üst katı ise meskenlerden oluşuyordu.

Yapının en önemli özelliği binadan bağımsız, giriş kapısının karşısında dikdörtgen bir kulenin yükseliyor olmasıdır. Burası kesme taşlardan örülmüş, köprü ayaklarında olduğu gibi taşlar madeni kramplarla kenetlenmiştir. Bu özelliğinden dolayı dibindeki kasıtlı tahribata rağmen kule yıkılmamıştır. Burası ya bir gözetleme kulesi; ya da yıldırımlık görevi yapıyordu. Sarayın üzerinde hiç kitabe olmamakla beraber, yapıdaki taşçı işaretleri köprüdeki işaretlerle benzerlik arz ettiğinden Artuklular tarafından yapıldığı söylenebilir.



B) EYYUBİ ESERLERİ

a) KALEDEKİ ULU CAMİ

Eser 1325 yılında Eyyubi Muciruddin Muhammed tarafından yapıldı. Tarihi kayıtlardan buranın bir kilise kalıntısı üzerinde inşa edildiği anlaşılıyor. Giriş kapısının üzerindeki kitabeden, birbirine eklenerek yapılan mekanlardan eserin birçok değişikliğe uğradığı anlaşılıyor. Halen Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altında olan minberin yan ahşap parçalarının üzerinde ''798 (1396) senesinde yaptı'' ibaresi yer almaktadır. 500 yıl önce yapılan bu ahşap süslemelere ve güzel kitabeye hayran olmamak mümkün değildir .

Minaresi ise cami gibi kısmen harap durumdadır. Moloz taşlar ile yapılan minarenin kuzey cephesinde alçı süsleme ve alçıdan yazılmış kitabe mevcuttur. Bu kitabeden minarenin 927/1520 tarihinde yapıldığı anlaşılıyor .


b) EL-RIZK CAMİİ


Dicle Nehrinin doğusunda köprü ayağına yakın bir mevkide yer almaktadır. Portal girişindeki kitabeden eserin Eyyubi Sultanı Süleyman tarafından 811/409 tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kitabenin orta kısanında bitkisel süslemelerin içine Allah'ın doksan dokuz ismi yazılmıştır .

Bu gün caminin asli yapımdan, sağlam olarak sadece minare kalrnıştır. Minarenin üzerindeki süsler, Arapça Kufi yazılar hayranlık verecek kadar güzeldir. Minarenin en önemli özelliği de çift merdivenli olmasıdır.

Bugün avlunun güneyinde kalan duvar kalıntısı ise; caminin asıl ibadet mekanının giriş kapısını, sağda ve solda iki tane daha kapıyı içine almaktadır. Bu kapıların üstü çok güzel ayet yazıları ile süslenmiş; ancak bu yazılar büyük ölçüde harap olmuştur .Özellikle ortadaki kapının süslemeleri bitkisel motiflerle oyulmuş, taşları dikkate değerdir; ancak süslü taşların çoğu düştüğünden eserin bütünündeki güzellik kaybolmuştur .

c) SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ

Cami minaresi kaidesinin doğu cephesinde yer alan kitabeye göre eserin 809/1407 yılında Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yapılmış. Minare; bitişiğindeki avlu giriş kapısı, kapının güneyindeki çeşme özenle kesme taşlardan yapılmış ve süslenmiştir. Çeşme üzerindeki kitabeye göre burası yine Sultan Süleyman tarafından 818/1416 tarihinde yaptırılmıştır .

Yapının en dikkate değer bölümü minaresidir. Dikdörtgen olan minare kaidesinin her cephesinde birer Arapça kufi yazı yer almaktadır. Kaidenin üzerinde yükselen silindirik gövde şerefeye kadar dört kuşaktan oluşur. Her kuşak farklı şekilde süslenmiştir. Şerefeden yukarısı ise yıkılmıştır. Ne zaman ve nasıl yıkıldığı pek bilinmiyor. Şu anda minare gövdesinde yıkılma tehlikesi arz eden çatlaklar oluşmuştur .

Sultan Süleyman'ın mezarı, ibadet mekanına girerken eyvanın doğusunda yer alan odacıkta bulunmaktadır. Eser büsbütün harap ve sahipsiz olduğu için, bugün mezar olduğu nerede ise belli değildir. Caminin kubbesi ve kubbenin taçlandırdığı ibadet mekanının etrafı alçılarla dikkat çekici şekilde süslenmiştir .

ç) KOÇ CAMİİ

Sultan Süleyman Camii güneyinde yer alır. Genel özelliklerinden ve alçı süslemelerinden Eyyubilere ait olduğu tahmin ediliyor. Yer yer sökülmesine rağmen; Hasankeyf’te en canlı alçı süslemelere sahip eserdir. Etrafındaki yapılardan bir külliye içinde yer aldığı anlaşılıyor. Kitabesi olmadığından kesin olarak hangi tarihte ve kimin tarafından yapıldığı bilinmiyor .


d) KIZLAR CAMİİ

Koç Camii’nin hemen doğusunda yer alır. Kitabesi olmadığından yapılış tarihi ve kimin tarafından yapıldığı bilinmiyor. Bu gün cami olarak kullanılan eserin aslında bir anıt mezar olduğu araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Cami girişinin sağındaki köşede bulunan anıt mezarın kubbesi ve mezar kalıntıları halen mevcut diğer üç köşedeki mezar odaları ise tadile uğramıştır.

Yapının kuzey cephesi duvarı kısmen korunmuştur. Gerek cami girişi; gerekse pencere etrafındaki motifler, süslemeler aslî yapının ne kadar güzel olduğu konusunda insana fikir veriyor. Bu kuzey cephenin köşelerinde bulunan türbelerin duvarlarında bitkisel süslerle beslenmiş kufi yazı ile zarif bir şekilde besmele yazılmıştır. Yapının genel özelliklerinden Eyyubilere ait olduğu tahmin ediliyor .

e) İMAM ABDULLAH ZAVİYESİ

Betonarme köprünün batı yakasındaki tepecikte yer almaktadır .Bazı rivayetlerden; buranın Hz. Peygamberin amcası Cafer-i Tayyar'ın torunlarından İmam Abdullah'a ait olduğu anlaşılıyor. Sultanı Takyeddin Abdullah (1249-1294) zamanında bir hizmetçi, rüyasında İmam Abdullah’ın bu civarda şehit düştüğünü görüyor. Sultanın izin vermesi ile yapılan araştırmada merhumun naaşı tespit edilerek defnediliyor. Eserin ayakta kalan tek bölümü kubbeli mezar kısmıdır. Kubbenin etrafındaki külliye bölümleri tamamen harabe olmuş, kubbenin bitişiğindeki kule biçimindeki minare de kısmen harap olmuştur. Kubbenin girişinde yer alan kitabede yapının 878/14 78 tarihinde Akkoyunlular tarafından tamir edildiği ifade ediliyor.Halen Diyarbakır müzesinde koruma altında bulunan göz kamaştıran oyma ahşap kapı, orijinal hali ile günümüze ulaşan birkaç ahşap parçadan biridir.

f) KALE KAPISI

Doğudan kaleye çıkan merdivenli yolun başlarında yer alır. Üzerindeki kitabeden 820/1416 Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. 580 yıldır ayakta kalabilen kapıda, dayandığı kayaların çökmesi nedeni ile tehlikeli çatlaklar oluşmuştur. Yıkılmaması için acilen tedbir alınması gerekir. Kapının ön cephesi kesme taşlardandır. Buna karşılık arka cephesi eklentilerle beraber molozlardan yapılmıştır. .Muhtemelen arka cephede muhafızlar için yerler vardı. İkinci kapı olarak bilinen bu kapının hemen altında 8-10 yıl öncesine kadar bir kapı daha vardı. Bu kapının iki kenarında iki aslan kabartması oyulmuş süslü taşlar mevcuttu. Yıkılan bu kapının bazı taşları Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altındadır.


Doğudan kaleye çıkılan yolun üst taraflarında da üçüncü bir kapı daha yer almaktadır. Kapı üstten harap olmuştur. Gerek ön cephesinde gerekse yan cephesinde dikdörtgen levhalar içinde yazılar yer almaktadır. Alınlığın üstünde bir kitabe olduğu anlaşılıyorsa da; tahrip olmuştur. Bazı özelliklerinden dolayı Eyyubilere ait olduğu tahmin ediliyor.

g) KÜÇÜK SARAY

Kalenin Kuzey-Doğu ucunda bulunmaktadır. Kayalar aşağıdan itibaren saraya uygun bir şekilde yontulduğu için dev bir kule görünümünü arz etmektedir. Tarihi kaynaklardan 1328 yılında Eyyubi Muciruddin Muhammed tarafından yapıldığı anlaşılıyor.

Hasankeyf’teki birçok kubbe ve tonoz yapılarda olduğu gibi, bu sarayın tonozu da; bol harcın içine gömülmüş çanak-çömleklerden yapılmıştır.

Kuzeye bakan cephedeki pencerenin üstünde iki aslan kabartması, bu kabartmaların ortasında da kufî levhalar yer almaktadır. Tarihi kayıtlardan sarayın duvarlarının göz alıcı bir şekilde süslendiği, altın harflerle yazılar yazıldığı anlaşılıyor. Ancak; bu yazılar tamamen silinmiş veya sökülmüştür .




Gerek Artuklular; gerekse Eyyubiler döneminde Hasankeyf’in tarihî önemi göz önüne alındığında yapıların yukarıda saydıklarımızdan daha fazla olduğu söylenebilir.

C) AKKOYUNLU ESERİ ZEYNEL BEY TÜRBESİ

Daha önce ifade edildiği gibi, Akkoyunlular 1462-1482 yıllarında Hasankeyf’e tam hakim olmuşlardır. Bu dönem içinde Hasankeyf'te bıraktıkları tek eser Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey Türbesi'dir. Dicle’nin kuzey yakasında yer alan bu eserin giriş kapısı üzerindeki kitabede, buranın Zeynel Bey'e ait olduğu ifade ediliyor.

Eser dıştan silindirik, içten ise sekizgen bir özellik arz eder .Türbenin silindirik gövdesi üzerinde turkuvaz ve lacivert, sırlı tuğla ile dört kuşak oluşturulmuştur. Birinci kuşakta '' ALLAH'' , ikinci ve üçüncü kuşaklarda baş kısmında “AHMET'' devamında ise ''MUHAMMED'' dipteki son kuşakta ise “ALİ'' isimleri hayranlık verici bir şekilde yazılmıştır.

Hem kapı hem de güneydeki pencere aynı renkteki sırlı tuğlalar kullanılarak süslenmiştir. Yapının birçok yerinde, bu sırlı tuğlaların söküldüğü, kasıtlı bir tahribatın yapıldığı göze çarpıyor .

Üst kubbesinde aynı tarzda süslerin izleri hala mevcuttur. Üst kubbedeki çatlakların gittikçe açıldığı ve yıkılma tehlikesi arz ettiği görülmektedir.

Ç) HASANKEYF KALESİ

Kalenin iskan yeri olarak kullanılması, milattan önceki binlerce yıla dayandığı söylenebilir. Bu konuda kesin bir tarih tespit edecek hiçbir bilgi ve bulguya sahip değiliz. Kale haline dönüştürülmesi M.S. 363 yılında olmuştur. Bu tarihte Bizanslılar; Sasanilere karşı Hasankeyf’e bir kale yapmış ve sınırlarını koruma altına almıştır.

Kale bütünü ile tabii kayalardan oluşmuştur. Biri doğuda biri batıda olmak üzere iki merdivenli yol ile buraya ulaşılmaktadır. Doğudaki yol hayli geniş, moloz taşlarla döşenmiş ve aralıklarla yapılan kapılarla tutulmuştur. Bu kapılardan biraz önce söz etmiştik. Hatta Artuklular döneminde bu yolun üzerinde yedi tane kapının yer aldığı tarihler de geçmektedir.

Kalenin kuzeyinde kayalara oyulmuş, tamamen gizli ama şimdi tabii yıkılmalar sonucu kısmen ortaya çıkmış iki merdivenli yol bulunmaktadır. Normal yollarla kaleye su çıkarılamadığı dönemlerde kale sakinleri bu merdivenli yollarla Dicle'den su ihtiyaçlarını karşılamışlardır.

Bu merdivenlerdeki tabii yıkılmalara bakılırsa antik dönemlere ait olabileceği ihtimali akla geliyor.

Kaleden daha yüksek mevkilerde yer alan membalardan zaman zaman yerlere toprak künkler yerleştirilerek; zaman zaman da kayalar oyularak su, kaleye ulaştırılmıştır. Kalenin dikkat çeken bir özelliği de; buraya gerek Eyyubiler, gerekse Artuklular döneminde kaynak suyu çıkarılmış olmasıdır.

Uzundere Köyü'ne gidilirken kalenin bir km. ilerisinde yolun sağındaki kayalarda oyulan su yollarının izleri açık bir şekilde görülmektedir. Yıkılmayan yerler incelendiğinde; kayalardaki bu su yollarının tamamen gizli olduğu anlaşılmaktadır. Sular cazibe ile kalenin kuzeyinde yer alan büyük havuza (depoya); oradan da açılan kanallarla kalenin her tarafına ulaştırılmıştır.

Artuklular döneminde hangi hükümdarın kaleye su çıkardığını bilemiyoruz. Buna karşılık Eyyubilerden Küçük Sarayı yapan Muciruddin Muhammed'in 1328 yılında kaleye su çıkardığını kaynaklardan öğreniyoruz. Hatta kalede bu tarihten sonra ağaçların ve ekinlerin ekildiğinden bahsedilmektedir. Kaledeki Ulu Cami güneyinde, 100 metre ilerde hamama benzeyen yapılar mevcuttur. Bu da kaleye bol miktarda suyun çıktığını göstermektedir. Hamamın bu günkü halinden daha sonraları kumaş dokuma atölyelerine dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Kalede yapılacak bir araştırmada, buna benzer bir çok kumaş dokuma atölyesi olduğu görülecektir.

Ulu Cami güneyinde geniş bir meydan vardır. Meydanın doğusu Büyük Saray kalıntılarına kadar mezarlığa dönüştürülmüştür. Kaynaklardan bu mezarlıkların yerinde, kale kapısına bakan noktada Eyyubiler döneminde bir büyükçe Eyvan yapıldığı anlaşılıyor. Gerçekte bu mevkide büyük taşlarla yapılmış duvar kalıntılarına rastlanmaktadır. Kale, tabii kayalardan oluşmasına rağmen, her tarafında burç izine rastlanmaktadır. Şüphesiz bunların amacı, kaleyi düşman saldırılarından korumak değildir. Herhalde kale sakinlerini düşme tehlikesinden korumak için bu burçlar yapılmıştır.

Tarihlerde buranın silah zoru ile ele geçtiği yazılmıyor. Yalnız; Moğollar döneminde şehir gibi, kale de harap edilmiştir. Kuzeyi Dicle ile çevrili kalenin, diğer taraflarında derin yarıklar vardır. Kuzeyden geniş olan kale, güneye gittikçe daralmaktadır. Kaledeki evlerin çoğu, oyulmuş mağaralardan oluşuyor. Genellikle bir-iki odadan ibarettir. Bir kaç odadan ibaret geniş olanları da vardır. Büyük Saraya doğru giderken sağda bulunan Cami'u-l Harap'ta, sonradan oraya konduğu anlaşılan bir kitabe parçası vardır. Kısmen aşındığı için okunmuyor.

D) KÜÇÜK KALE

Halk arasında küçük kale olarak bilinen ve kalenin doğusunda yer alan kaya kütleri bir zamanlar darphane olarak kullanılıyordu. Artukulular ve Eyyubiler döneminde burada paralar basılmıştır. Bu paraların örnekleri özellikle Mardin müzesinde mevcuttur. Moğol harabiyetinden sonra Eyyubiler bir müddet burayı mesken olarak da kullanmışlardır. Buraya kale kapısı karşısındaki bir merdivenle çıkılıyordu. Merdiveni taşıyan kaya kütlesinin kısmen çökmesi ile bugün merdivenle darphaneye çıkmak mümkün değildir . Darphanenin güneyi, sekiz metre genişliğinde, 10-12 metre derinliğinde oyulduğu için darphaneye çıkmak mümkün olmamaktadır .


Orada yaptığımız incelemede mesken olarak kullanılan evlere, su havuzuna, su kanallarına, sarnıçlara ve değişik amaçlarla kullanılan mağaralara rastladık. Ayrıca küçük kaleyi çevreleyen burç kalıntılarına da yer yer rastlanıyor . Özellikle kale zaman zaman da darphane define arayıcılarının tahribatına uğruyor. Bir şeyler olduğu tahmin edilen her yer kazılmıştır .Kalenin, şehirdeki tarihi eserlerle birlikte koruma altına alınıp, tahribata son verilmesi gerekmektedir .

E) ŞEHİR

Kale dışında da geniş bir alanın iskan yeri olarak kullanıldığı bu günkü kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kaleyi doğudan baştan başa çevreleyen büyük yarık (Şa'bülkebir) Hasankeyf’ in en yoğun iskan yerlerinden olduğu hem tarihi kayıtlardan; hem de bol sayıdaki mağaralardan anlaşılıyor.

Küçük sarayın doğudaki penceresinden bakıldığında güneydoğu istikametine uzanan küçük yankın (Şa'büssağir) iki taraflı meskenlerle doludur. Yukarı doğru gittikçe yarık daralmakta bir noktada mağara evler sona ermektedir. Şehrin güneyinde yer a1an kaya kütlesinin şehre bakan cephesi de ev olarak kullanılan yüzlerce mağara ile doludur. Bu mağaralar silsilesi Salihiyye üzerindeki şela1e mevkiinden güneye doğru kıvrılarak uzanmaktadır .Burada da yüzlerce mağara ve terkedilmiş onlarca su değirmeni kalıntıları vardır .

Salihiye Bahçelerinin en doğusundaki kaya kütlesi zirvesinde iki kattan oluşan bir kaç odadan ibaret kral kızı sarayı vardır. Burasının zamanında seyir amacı ile kullanıldığı anlatılmaktadır . Salihiye bahçelerinin doğusunda yüzlerce mağara yapıları mevcuttur . Bunların arasında sosyal amaçlı kullanılan (han gibi) mağaralara da rastlanıyor.

Dicle'nin karşı kıyısında, Kure köyünün bitişiğindeki bölgede iki üç katlı oldukları tespit edilen yapılar mevcuttur .

Ayrıca kalenin batı ve güneyini çevreleyen yarıklarda da yoğun olmasa da mesken amaçlı bir çok mağaraya rastlanıyor. Şehrin iskan edilen yerleri şüphesiz bu kayalara oyulmuş evlerden (mağaralar) ibaret değildir. Şimdiki mevcut şehrin tümü orta çağda da iskan yeri olarak kullanılıyordu. Hatta şehir merkezinden bir iki Km doğusuna kadar, oradan nehre ininceye kadar geniş bir alanın mesken olarak kullanıldığı bu günkü izlerden anlaşılıyor .

Kaleye su çıkaran Artuklu ve Eyyubiler şehre de kanallar vasıtası ile su getirmişlerdir . Şehre gelen su kana11armdan biri ''Ziha'' vadisinden geliyordu. Muhtemelen şimdi Salihiye bahçelerini sulayan membadan ve bu gün ku11andan kanallarla şehre su taşınıyordu. Diğeri ise Akyar (Mervani) Köyü yakınlarından başlayarak Üçyol köyü boğazı batı yakasından döşenen künkler vasıtası ile şehre su getiri1miştir .

Şehrin böylesine geniş bir alana sahip olmasına karşılık şehri koruyan surların iç kısımda kaldığı görülüyor .Bu gün Salihiye bahçelerinin batı köşesi hizasından aşağıya doğru uzanan sur ka1ıntıları görülüyor .Bu surların 150 m. kadar aşağı doğru uzadıktan sonra bahçelerin altından doğuya doğru kıvrılarak bu günkü belediye lojmanları hizasında nehre doğru yeniden kırılarak Dicle'ye kadar indikleri yer yer mevcut olan kalıntılardan anlaşılıyor.

Surların bu günkü kalınlığına bakılırsa şehri korumada zayıf kaldıkları söylenebilir . Ayrıca surların içindekiler kadar dışında da iskan alanı olması Hasankeyf’in orta çağda devamlı büyüdüğünü ve geliştiğini göstermektedir . Şüphesiz bu kadar geniş alana kurulu bir şehrin, belki de yüz binlere ulaşan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak sosyal yapılarının da olması gerekiyordu.

Yukarda bahsettiğimiz yapılar dışında bir çok cami, mescit, medrese, külliye, hanlar ve çarşılar vardı. 14. ve 15. asırlarda Hasankeyf’teki çarşıların ticari mal1arla dolu olduğu o dönemin seyyahların ifadelerinden anlaşılıyor . Gayrimüs1imlere ait bazı yapıların da (kilise kalıntılarının) mevcudiyeti Hasankeyf’te Müslümanlarla Hıristiyanların iç içe yaşadıklarını gösteriyor .

El Rızk Camii'nin 100 m kadar doğusunda evlerin arasında bulunan kilise kalıntısı bunlardan bir tanesidir. Ayrıca Sultan Süleyman Camii'nden küçük yarığa ulaşınca solda gayrimüslimlere ait kaya mezarları da vardır .

Dicle kenarındaki El Rızk Camii yanından Sultan Süleyman Camii civarına oradan da doğuya doğru uzanan bir yer altı tüneli oldu söyleniyor. Ancak bu tünelin ağzı tamamen kapalı olduğundan buraya girmek mümkün olmamıştır .

Hasankeyf, Bağdat'a kadar akıp giden Dicle nehrinin kenarında olması şehre ticari açıdan önemli bir avantaj sağlamıştır .Ticari maI1ar nehir yolu ile güneye ulaştırılarak satılıyor karşılığında a1ınan mallar Hasankeyf’e getiriliyordu.

Hasankeyf, geniş iskan alanı, yoğun nüfusu ve korunaklı kalesi ile ortaçağın önemli şehirlerinden biri idi. 1524’ de tamamen Osmanlıların eline geçtiğinde hâlâ böyle büyük olduğundan, sancak merkezi yapılmıştır. O zaman Hasankeyf sancağına Siirt, Erzen, Beşiri, Tûr (Midyat) bağlanmıştır.

19. asrın ortalarında ise Diyarbakır Sancağı'na bağlı bir kazaya dönüştürülmüş, Osmanlının son dönemlerinde de Midyat kazasına bağlı bir kasaba haline gelmiştir. Bu da Hasankeyf’in Osmanlılar döneminde gittikçe önemini kaybettiğini göstermektedir.

Hasankeyf’teki mağara evleri çok farklı özellikler arz etmektedir. Çoğunluğu sade ve bir- iki odalıdır .Özellikle yüksek yamaçlardaki mağara1arın bazı1arınn iki katlı ( dubleks ) hat üç katlı (tripleks) olanlarına rastlanıyor.

Hasankeyf’in dışında da tarihi özellik arz eden mevkiler ve eserler vardır .Karaköy Köyü eski yaya yolu üzerindeki ''Ziha'' vadisinde Hasankeyf’e 2-3 km uzaklıkta 12 mihraplı Mescid-i Ali diye bilinen bir mağara vardır .İbadet mekanının ön cephesinde büyükçe bir mihrabın sağında ve solunda küçük mihrapçıklar vardır .Bu mihraplarda Şii inancında büyük yer tutan on iki imamın adı yazılmıştır .

Dıfne Köyü (Üçyol) Bane Mahar mevkiinde bir kilise kalıntısı bulunmaktadır. Köyün aşağısında da, derenin karşı kıyısında kayalara oyulmuş ibadet amacı ile yapıldığı söylenen mağaralar bulunmaktadır .
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 17:43   #6
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11,327
Tecrübe Puanı: 52232 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...



KİTABELER MÜZESİ-1






El-Rızk Camii minaresinin üzerindeki kitabeler.












Zeynel Abidin türbesinin giriş kapısındaki yazılar

ve değerli çini işlemeler.







Ulu Camii minaresinin üzerindeki yazılar.








KİTABELER MÜZESİ-2







On iki imam mihrapları.












Hasankeyf'ten minare kitabeleri ve süsler.











Minare kitabeleri ve süsler.











Taş işleme sanatı örnekleri ve kitabeler











Ulu Cami (arkadaki yapı) yakınındaki eski Hasankeyf mezarlığındaki

mezarların tümü tarih ve açıklamaların yer aldığı kitabelerle dolu.





Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 17:47   #7
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11,327
Tecrübe Puanı: 52232 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

...........................EFSANELER.............. ...........


Dicle Nehrinin Kutsallığı

ŞEHMUS KARTAL
Batman İl Kültür Müdürü

Yazılı kaynaklarda yer almayan ancak, insanlar arasında anlatılan ve devirden devire aktarılmak suretiyle efsaneleşen hikayeler, günümüz insanları arasında da sıkça anlatılmakta. Öyle anlaşılıyor ki ağızdan ağıza dolaşan bu hikayelerin anlatımı, bizden sonraki nesillere de anlatılacak ve böylece dünya durdukça nesiller arası bu aktarım tarzı devam edecek.

Özellikle tarihi açıdan geçmişi zengin olan yerleşim alanlarında yaşayan insanların, gece sohbetlerinde birbirlerine ve misafirliğe gelen insanlara anlattıkları bu hikayelere örnek vermek gerekirse, Hasankeyf’te bu konuda elimizde yeteri kadar veri var. İşte ortak noktaları olan ancak anlatım tarzlarında bazen farklılıklar gösteren bu tür hikayelerin anlatıldığı Hasankeyf’ten bir örnek:

Dicle Nehri’nin Kutsallığı: Bilindiği üzere Dicle Nehri, Elazığ yakınlarındaki Hazar Gölü'nden çıkar. Ancak esas kaynağını, Diyarbakır’a bağlı Dicle ilçesi yakınlarında bulunan bir mağaradan çıkan ve debisi oldukça yüksek bir su kaynağından alır. Dicle’nin Nehir haline geldiği bu mağaranın ağzından itibaren Basra Körfezine kadar olan akış güzergahı, inanışa göre Danyal Peygamber tarafından çizilmiş. Rivayete göre olay şöyle gelişir: Allah tarafından Danyal Peygambere bir vahiy gelir, denir ki, “Elindeki asa ile suyun çıktığı mağaranın ağzından itibaren başlayarak bir çizgi çiz, su arkandan gelir. Ancak, yetimlerin, dul kadınların, fakirlerin, yoksulların ve vakıfların malına ve mülküne yetiştiğin zaman, güzergahını değiştir ki su bunlara zarar vermesin.” Danyal Peygamber de Allah’ın bu buyruğuna riayet ederek, emredildiği şekilde Dicle Nehri’nin güzergahını çıktığı noktadan itibaren, asası ile Basra Körfezi'ne kadar çizer. Suyun akışı bazı yerlerde yukarda belirtilen özelliklere sahip mal ve mülklere isabet ettiği zaman, Danyal Peygamber Allah’ın buyruğuna uygun olarak suyun yönünü çorak ve verimsiz bir alandan geçecek şekilde değiştirir. Bu nedenle Dicle Nehri, çıktığı yerden itibaren Basra Körfezi'ne kadar olan akış güzergahının birçok yerinde zikzaklar ve menderesler vardır. Bu nehir üzerindeki kıvrımların çok oluşu ve hiç kimseye zarar vermeyecek şekildeki akışında bir Peygamber elinin bulunması inancı hakimdir. Bu nedenle Dicle Nehri, her zaman ve her devirde kutsal bir nehir olarak değerlendirilmiş. Tıpkı dünyada kutsal olarak kabul edilen Fırat ve Nil Nehirleri gibi..


İKİ YOLLU MİNARE

Sultan Süleyman bin Turan Şah Eyyubi’nin hükümdarlığı döneminde yapılan Sultan Süleyman Camii minaresi, daha inşaat halinde iken usta ile kalfa arasında inşaat tekniği açısından bir anlaşmazlık çıkar. Minarenin henüz dikdörtgen kaidesi yapılmakta iken usta ile kalfa arasında başlayan bu tatlı çekişme, kalfanın usta tarafından kovulmasıyla son bulur. Bu olay kalfanın çok zoruna gider. Ancak buna karşılık vermek için Dicle Nehrine hakim kayalıklar üzerinde bulunan El Rızk Camiinin minaresini yapmayı üstlenir.Kalfanın buradaki amacı, ustasının yapmakta olduğu minareden daha güzel bir minare yapmaktır. Nitekim öylede olur.Usta ile kalfa minarelerini birlikte yapmaya başlarlar.

Her iki minare de yükseldikçe, ihtişamları da belirğinleşmeye başlar. Ancak kalfa, yapmakta olduğu minarede herkesten saklı tuttuğu bir ayrıntıyı özenle korumaktadır. Minareler, ilk bakışta dış görünüş itibariyle birbirine benzemektedir. Ancak halk, zarafet ve estetik açısından minareleri karşılaştırınca, kalfanın yapmakta olduğu minarede daha güzel ve göze hoş gelen desenler bulmaktadır. Zaman ilerledikçe, her iki minarenin inşaatı da hızlanmaktadır. Bir süre sonra minareler birlikte tamamlanır. Usta yaptığı minarenin açılışını, başta Melik olmak üzere kentin ileri gelenlerinin iştirakiyle gayet şatafatlı ve görkemli bir törenle açar. Kalfa ise yaptığı minarede sır gibi sakladığı bir inşaat tekniğini yalnız ustasının görmesini istemektedir.

Bu nedenle minarenin açılışını yapmadan önce, ustasına karşı duyduğu saygıyı ön planda tutarak ve mütevazi bir tavırla ustayı açılışa davet eder ve minarenin açılışını ona yaptırır. Minarenin açılışından sonra usta, minarenin merdivenlerini kontrol etmek ve rahat olup olmadığını anlamak için minarenin tepesine çıkar. Birde ne görsün, kalfada minarenin tepesinde kendisini beklemektedir. Bu durumu hayretle karşılayan usta, kalfaya “ buraya nasıl çıktığını” sorar. Kalfa da her zaman olduğu gibi tevazuyu elden bırakmadan ustasına “ şu yan tarafta bulunan ikinci yoldan çıktım” der. Bunun üzerine usta, şöyle bir yan tarafına bakar ki birde ne görsün minarede çift yol yapılmış. Üstelik bu yollardan çıkan ve inen birbirlerini görmeyecek şekilde bir inşaat tekniği kullanılmış. Oysaki kendisinin yaptığı minarede böyle bir teknik kullanılmamış ve yalnızca minaresinde bir yol vardır. Bu durum karşısında ne yapacağını şaşıran usta, kalfasının bu şahane eserini takdir edeceği yerde gururuna yenik düşerek geçirdiği bunalım sonucu minarenin tepesinden aşağıya atlamış ve intihar etmiştir. Bu nedenle, Hasankeyf’te bulunan minareler, işte böyle tatlı ancak sonu dramatik olan bir rekabet anlayışı içinde yapıldığı için üstün bir inşaat tekniğine ve üstün bir sanat değerine sahiptir.



Ilısu Barajı

Ilısu Barajı; Mardin ve Şırnak İl sınırları arasında Dargeçit ilçesinin 15 Km. doğusunda, Dicle Nehri üzerinde yer alacak. Ilısu Barajı kil çekirdekli kaya dolgu tipinde olup temelden yüksekliği 138 m olacak. Barajın maksimum su kotu 526,82 metre, toplam gövde hacmi 44 milyon metreküp, rezervuar hacmi ise 11 milyar metreküp olacak. Barajın kurulu gücü 1200 MW olup üreteceği toplam enerji 3,833 milyar KWh’tır. Ilısu Barajı ile üretilecek olan enerji , şu an ülkemizde hidroelektrik santralleri vasıtasıyla üretilecek olan enerjinin %10’unu oluşturacak.

Ayrıca Ilısu Barajı HES tek başına bir proje değildir. Aynı zamanda Ilısu Barajı mansabında yapılması planlanan Cizre Barajı ve HES Tesisleri ile entegre bir projedir. Cizre Barajı ve HES tesisleriyle de yılda 1,208 milyar KWh enerji üretilecek ve 66225 ha tarım arazisi sulanacaktır. Ilısu Barajının yapılmaması halinde Cizre barajının rezervuar hacmi 400 milyon metreküptür.

Ilısu Barajı elektrik enerjisi ürettikten sonra mansaba Cizre Barajı menbaına vereceği su debisi 435 metre ’küptür. Ayrıca inşa halinde 15. 000 kişiye, inşaadan sonra ise 22.000 kişiye iş olanağı sağlayacağı ileri sürülüyor.


Ilısu Barajı'nın temeli atılıyor

Anadolu Ajansı

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ve bölgeye hayat verecek Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santralinin (HES) temeli, 5 Ağustos 2006 tarihinde düzenlenecek törenle atılacak.

Temel atma törenine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler de katılacak.

Cumhuriyet tarihinin en büyük projelerinden olan GAP'ın anahtar projesi Ilısu Barajı ve HES'i tamamlandığında, göl hacmi bakımından Türkiye'nin ikinci büyük barajı olacak.

2013 yılında hizmete alınması planlanan proje, kurulu güç ve yıllık enerji üretim kapasitesi bakımından da, Atatürk, Karakaya ve Keban'dan sonra 4'üncü büyük HES olma özelliğini kazanacak.

GAP bünyesinde Dicle Nehri üzerine inşa edilecek Ilısu Barajı ve HES'i, Şırnak ilinde yer alıyor.

Suriye sınırına yaklaşık 45 kilometre mesafede olan Ilısu, temelden 135 metre yüksekliğine, 43,79 milyon metreküp dolgu hacmine ve bin 820 metre kret uzunluğuna sahip olacak. Tesis tamamlandığında baraj gölünde 11 milyar metreküp su depolanacak.

Her biri 200 megawatt (MW) gücünde 6 üniteden oluşan ve toplam kurulu gücü bin 200 MW olan santral devreye girdiğinde, yılda ortalama 3 bin 833 Gigawatt/saat (GWh) enerji üretimi gerçekleştirilecek.

Bu enerji üretiminin yanı sıra Ilısu Barajında regüle edilen ve daha sonra inşa edilecek Cizre Barajına bırakılacak sularla Nusaybin, Cizre, İdil, Silopi ovalarında toplam 121 bin hektar alanın modern sulama teknikleriyle sulanması da mümkün olacak.

-7 YILDA TAMAMLANACAK-

Yapımı 7 yıl sürecek barajın inşaatında 7 bine yakın kişi istihdam edilecek. Çalışanların büyük bir kısmının bu bölgede yaşayanlardan oluşacağı göz önüne alınırsa baraj, bölge istihdamına büyük katkı sağlayacak.

Bunun yanında barajın yapımı ile oluşacak baraj gölünde büyük miktarda balık üretimi gerçekleştirilecek, bu da bölge kalkınmasına hız kazandıracak.



Ilısu Barajı sularından
etkilenecek yerleşim birimleri


Mardin Dargeçit ilçesine bağlı köyler: Ilısu (Germav) Karabayır (Zengan) Kayabınar Temelli (Amara) Kartalkaya (Liyan)

Şırnak ili Güçlükonak ilçesine bağlı köyler: Yatağankaya(Liyan) Çevrimli (Geri) Düğünyurdu(Taruni) Çetinkaya (Guvinan) Demirboğaz Dağyeli, Gümüşkaya
Siirt ili Eruh ilçesine bağlı köyler: Ekinyolu (Guveşil) Ormanardı(Gırdara), Kemerli, Gundık, Taşdibek, Yeşilören(Gınyanıs), Kavakgölü(Rexine)

Siirt merkeze bağlı köyler Yokuşbağları, Meşelidere, Bağlıca, Demirkaya(Hadit), Yerlibahçe(Kutmis), Kayaboğaz (Xert), Gökçebağ (Cıwanka), Güneşli (Şemsi), Kayıklı (Mehina), Bostancı (Daraalp), Koçpınar (Aynbaran), Kutluca, Yüklüce, Oğulcak, KomarlıAktaş, Arpalı, Düzlüce, Bakır, Çınarlısu

Siirt ili Kurtalan ilçesine bağlı köyler: Uluağa, Girigavana, Ayacık, Akçalı, Yürekveren, Dibek, Kendelan, Aydemir, Tatlı, Karabedir, Tolumtaş(Cefan), Atalay, Yeniköprü, Bağlıca, Ergüven (Beylek), Kılıçlı (Başuran),Erenler, Meydandere, Kurşunköy, Mollahasan

Batman Hasankeyf ilçesine bağlı köyler: Yolüstü (Kedil), Mağaralı, Atlıhan, Çardaklı, Karağıl, Üçyol (Dıfne), Saklı, Koyunlu , Palamut,

Batman merkeze bağlı köyler: Yeniköy, Balpınar, Zor, Segırkan, Şeyhçoban, Soğuksu, Çayüstü, Serkani,

Batman Beşiri ilçesine bağlı köyler. Tepecik, Işıkveren (Dusakdık), Yeşilova (Derdevin), Pompalı, Çakıllı, Yakacık (Mezareş), Yazıhan (Mezrik), Kıyımlı, Yağlıca (Cimsarip), Çimenli

Batman ili Gercüş ilçesine bağlı köyler :
Kantar, Delasor, Otlu

Amed ili Bismil ilçesine bağlı köyler: Kınık, Çeltikli (Mirkulyan), Aluz (Aluç), Yapılar, Sefari, Kurudere (Badi), İnardı, Korukçu, Yenice, Aş.Oba, Çöltepe, Tepe, Aygeçit, Kayabaşı, Kenan, Sinan, Yk. Salat, Ağılköy, Bozçalı, Kasrışahin

Ilısu Barajı Gölü Altında Kalacak Yerleşim Birimleri:

Şırnak ili Güçlükonak ilçesine bağlı köyler: Koçtepe (Xeste), Koçyurdu (Bızınan), Taşkonak (Şkeftiyan), Çanaklı, Hanyeri, Yeni, Çelik (Çelik)

Mardin Dargeçit ilçesine bağlı köyler: Yenioba (Heldah), Çavuşlu (Zıvık), Çelik (Çelik), Yoncalı

Siirt Merkeze bağlı köyler: Kelekçi (Muil), Yaylıca (Seyfi), Balıklı, Yığınlı, Çiçekyurdu (Lapis),Eğlence (Çemepıre), Sağlarca (Bloris), Akarsu (Kelhuk), Konacık (Kasrik), Çiçekli, Kışlacık, Sütlüce, Demirli, Demirkapı (Dodais),

Siirt ili Kurtalan ilçesine bağlı köyler:

Yuvalı (Beytil), Çeşmeli, Çukurluk, Çaltepe (Til), Balıklı (Aşağı Avti), Çeltikbaşı,

Batman merkeze bağlı köyler:

Kesmeköprü (Serpir), Kılıç, Urganlı, Suçeken (Şkeftiyan), Sincanlı, Oymataş

Batman ili Hasankeyf ilçesine bağlı köyler: Kumluca, Taşlı, Hasankeyf İlçe Merkezi ve Tarihi Mağaralar, Kavacık (Karağıl), Irmak (Keferalp), İncirli (Derhaf), Çatalca (Sibi), Bizimköy

Batman Beşiri ilçesine bağlı köyler: (Bızınka), Ulular (Şeyhasel), Çavuşbayırı (Halavi), Yumrukkaya, Danacı, Başarı (Sulan), Aktaş, Rıdvan, Meydancık (Duşa), Kumgeçit (Bazıvan), Kumçay (Silahar), Hanlı, İkiyaka, Kaşüstü, Değirmendüzü

Amed (Diyarbakır) ili Bismil ilçesine bağlı köyler: Şahinli,Köprüköy (Köperi), Yukarı Ancolin, Aşağı Zilek (Sazlık), Yukarı Zilek (Sazlık), Şahintepe (Tirşahim), Aşağı Salat, Yukarı Gültepe (Cırıf), Aşağı Gültepe (Cırıf), Sarı (Zeri), Kışlak, Karacık, Aşağı Ancolin, Arıkgöl (Gundiabdi), İsalı (Gundiisa)





Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 17:51   #8
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11,327
Tecrübe Puanı: 52232 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

Hasankeyf'le ilgili yazılanlar





Başbakan R.Tayyip Erdoğan'ın Hasankeyf'le ilgili olarak
Batman'da yaptığı açıklama ve yankıları...


"HASANKEYF'İ KURTARIP
TURİZME AÇACAĞIZ"


Başbakan Erdoğan, dünya medeniyetlerine beşiklik eden antik kenti sular altında bırakmayacaklarını söyledi.

Türkiye'nin ve dünyanın en önemli tarih mirasları arasında yer alan 'antik kent' Hasankeyf için umut ışığı doğdu. Başbakan Tayyip Erdoğan, GAP kapsamında yapılması planlanan Ilısu Baraj ve Hidroelektrik Santralı nedeniyle üç yıl sonra tümüyle su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan Hasankeyf'in kurtarılacağı müjdesini verdi.

Erdoğan, Hasankeyf'i sular altında bırakmayacaklarını söyledi. Bir süre önce gittiği Avusturya'da projeye talipli olan bazı firmaların müteahhit temsilcileriyle görüştüklerini anlatan Erdoğan, 'DSİ şu anda Hasankeyf'i kurtarma hazırlığında. Avusturya'da Ilısu Barajı'na talipli olan müteahhitlerle görüştüğümüzde projelerini Hasankeyf'i, Ilısu'ya gömmemeleri şeklinde hazırlamalarını istedim. Barajla yöreye büyük bir zenginlik getirirken, Hasankeyf'i kurtaracağız' diye konuştu. Hasankeyf'in medeniyetlerin buluştuğu yer olarak niteleyen Erdoğan, 'Yaklaşık 40 medeniyetin geçtiği Antik Kenti, Ilısu Barajı'na feda edemeyiz. Dünya medeniyetlerine beşiklik eden Hasankeyf'i dünya turizmine açmaya kararlıyız' dedi.

6 bin yıllık geçmişiyle, 'tarih öncesi izlere' de rastlanan Hasankeyf, ilk Hristiyanlık ve İslam kültürüne ait birçok yapıyı barındırıyor. İlk büyük bağımsız Hıristiyan kilisesinin kurulduğu Hasankeyf, Selçuklu, Artuklu, Eyyubi, İlhanlı, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerini yaşamış bir belde. Hasankeyf'te, Süryani sanatına sahip birçok eserin yanı sıra Helenistik dönemine ait 5 bini aşkın mağara, 200 cami ve kilise bulunuyor.

AKŞAM GAZETESİ
21 TEMMUZ 2003
-----------------------------------


Hasankeyf’te kurtuluş keyfi
Arif ARSLAN / BATMAN, DHA

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Helenistik dönemde barınma amacıyla kullanılan 6 bin mağara ve çeşitli medeniyetlere ait eserlerle açık hava müzesini andıran Hasankeyf'in, yapılacak Ilısu Baraj Gölü'nün suları altında kalmaktan kurtarılacağı ve dünya turizmine açılacağı müjdesi büyük sevinç yarattı.

DSİ, Hasankeyf'i sular altında bırakmayacak yeni bir baraj projesi başlatırken, bugüne kadar belirsizlik içinde olan antik kentte turizme yönelik yatırım planları yapılmaya başlandı. Batman Valisi Efkan Ala, yıllardır Hasankeyf'in kurtarılacağına ilişkin açıklama beklediklerini ve Başbakan'ın açıklamasının umut ışığı yaktığını belirterek, ‘‘Bu beklediğimiz bir müjdeydi. Bundan böyle Hasankeyf'in dünya turizminde daha iyi konuma gelmesi için daha çok çalışacağız’’ dedi. Hasankeyf Belediye Başbanı Abdülvahap Kusen ise Başbakan Erdoğan'ın 3 Kasım seçimi öncesinde Batman mitinginde de aynı açıklamayı yaptığını belirterek, şunları söyledi: ‘‘Başbakanımız sözünü tuttu. Bu gelişmeyle Hasankeyf kurtulursa, 40 yıldır üzerimizdeki ölü toprağını silkeleyeceğiz. Biz Ilısu Barajı'na karşı değiliz. Baraj yapılırken Hasankeyf de kurtarılsın istiyorduk. Başbakan'ın özellikle ‘Hasankeyf'i turizme açacağız' sözleri bizi çok sevindirdi. Umarız Başbakan'ın verdiği olumlu mesaj baraj projesine de yansır ve baraj tarihe zarar vermeyecek şekilde yapılır.’’

Hürriyet Gazetesi
23.07.2003
-----------------------------


‘Hasankeyf kurtulacak’ müjdesi
bölgede sevinçle karşılandı


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ilısu Barajı inşası ile sular altında kalacak Hasankeyf’in kurtulması için çabaların sürdüğü projenin de yakında açıklanacağını söylemesi Batman’da sevinçle karşılandı. Erdoğan’ın müjdesi, binlerce yıllık tarihin geleceğe ulaşmasını sağlayacak.

Hasankeyf Gönüllüleri Derneği Başkanı Arif Arslan, Başbakan Erdoğan’ın açıklayacağı kurtarma projesiyle ilgili bilgi verdi.

Arslan, projenin iki yıl önce Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlyas Yılmazer’in başkanlığında hazırlandığını belirtti. Yaklaşık 10 yıldır Hasankeyf’in kurtarılması için mücadele verdiklerini söyleyen Arslan, projeyle ilgili olarak şöyle konuştu. “Ilısu Baraj kotu 510 metreden 475 metreye düşürüldüğünde bölge su havzası dışında kalacak ve tarihî doku zarar görmeden kurtulacak. Toplam 35 metrelik bir kot düşümü gerçekleşecek. Ancak yılık 3,8 milyon kilovat olarak planlanan enerji üretimi 3,2 milyon kilovata inecek. Yaklaşık 600 bin kilovat enerji kaybı da turizm gelirleri ile telafi edilecek.” dedi. Arslan projenin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e sunulduğunu ve olumlu karşılandığını söyledi. Aynı proje Devlet Su İşleri’ne de iletildi.


Hasankeyf turizme açılacak

Hasankeyf Belediye Başkanı Abdulvahap Kusen, Başbakan’ın müjdesinin Hasankeyf’te büyük bir sevinçle karşılandığını ifade etti. Kusen, “Hasankeyf’in kurtulması için yaptığımız çabalar hep kuşku ile karşılandı. Devletin projesine karşı çıkılıyormuş gibi lanse edildi. Ancak Başbakan’ın son açıklaması Hasankeyf için ümit kaynağı oldu.” dedi.

Baraj yapımına karşı olmadıklarını kaydeden Kusen, baraj kotunun düşürülmesi ile ortaya çıkacak enerji kaybının turizm gelirleri ile telafi edileceğini söyledi. Yıllardır bitkisel hayat yaşayan bölgenin bu projeye destek verilmesi ile canlanacağını anlatan Kusen, “Son bir yılda Hasankeyf’i 250 bin yerli yabancı turist ziyaret etti. Enerji Bakanı’nın yaptığı bir açıklamada artık devasa barajlar yerine küçük küçük barajların yapılması dile getirilmişti.” şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan önceki gün Batman’da yaptığı açıklamada: “Buradan dört medeniyet geçti. Bu medeniyetleri sular altında bırakamayız. DSİ’nin de Hasankeyf’i kurtarma projesi var. Yakında açıklanacak. Amacımız, Hasankeyf’i dünya turizminin hizmetine sunmak.” ifadesini kullanmıştı.


Açık hava müzesi

Bu proje binlerce yıllık tarihi, baraj sularına kurban gidecek olan Hasankeyf için umut ışığı oldu. Yalnız Türkiye değil dünya çapında kampanya yürütülen Hasankeyf Anadolu’da, ortaçağa ait bütünlüğünü koruyabilen tek kent. Doğu ve Batı medeniyetlerinin geçiş noktası olan Hasankeyf, Bizans, Sasani, Emevi, Abbasi, Artuklu, Eyyubi ve Osmanlılara ev sahipliği yaptı. Antik dönemden ortaçağın muhteşem yapılarına kadar hepsini gördü. Medreseleri, rasathane, darüşşifa ve diğer eğitim kurumlarıyla bölgenin ilim ve kültür merkezi oldu. Anadolu’da ortaçağa ait bütünlüğünü bugüne kadar koruyabildi. Hasankeyf’in tarihçesi ulaşılabilen bulgulara göre geçmişi en az geç Asur ve Urartu (M.Ö. 9–8 yy.) dönemine kadar uzanıyor. Uzmanlar, yapılacak araştırmalarla Hasankeyf tarihinin daha eski medeniyetlere ulaşacağını öngörüyor. Kültür Bakanlığı 1981 yılında Hasankeyf’i 1. derecede SİT alanı ilan etti.

Hasankeyf’i kurtaracak alternatif projeler:
  • 1. Ilısu Barajı su kotu 515 metreden 475 metreye düşürülerek Hasankeyf su havzası dışında bırakılabilir.

  • 2. Güneşin dünyada en çok görüldüğü coğrafyada olduğumuza göre güneş enerjisi üretim projeleri gerçekleştirilebilir.

  • 3. Ilısu Barajı yerine aynı mıntıkada 3 ayrı baraj inşa edilebilir.

  • 4. Batman’daki rafineri stokları şu anda fuel–oil ile dolmuş bulunmaktadır. Fuel–oil ile çalışacak enerji santralı kurulabilir.

  • 5. Ülkemizde üretilen enerjinin büyük bölümü şebekelerde ve kaçak elektrik kullanımında kaybolmaktadır. Bunun önlenmesiyle Ilısu Barajı’ndan elde edilebilecek enerjinin iki misli kadar tasarruf sağlanabilir.
Türkiye Gazetesi
2003-07-22
-------------------------------

Hasankeyf 'sudan çıktı'

Tayyip Erdoğan'ın 'Hasankeyf sular altında kalmayacak' açıklaması, bölgede sevinç yarattı. Ilısu Barajı projesinin rafa kalkmasıyla baraj suları altında kalmaktan kurtulan tarihi ilçenin, turizme büyük katkı sağlaması bekleniyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Batman'da "Hasankeyf'in kurtarılacağına" ilişkin yaptığı açıklama, sevinçle karşılandı. Açıklama üzerine Devlet Su İşleri Şube Müdürlüğü, Hasankeyf'in su altında kalmasına neden olacak Ilısu Barajı dosyasını rafa kaldırdı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Hasankeyf sular altında kalmayacak" sözleriyle, Hasankeyf tartışmalarına son noktayı koyması, hem tarihi ilçede yaşayanları hem de tarihçileri çok sevindirdi.

Hasankeyf Kaymakamı İsmail Kaygısız, daha önce yatırım için istekli olan turizmcilerin önünü göremedikleri için yatırım konusunda isteksiz davrandıklarını vurgulayarak, şöyle konuştu "Batman ve yöreden birçok yatırımcının Hasankeyf'e turizm alanında yatırım yapacağını düşünüyorum. Turizm yatırımları vatandaşlarımızı rahatlatacak, gelir seviyelerini artıracaktır. İlçemizin gençleri artık çalışmak için göç etmeyeceklerdir."

Hasankeyf Belediye Başkanı Abdulvahap Kusen de, Başbakan Erdoğan'ın, yıllardır Hasankeyfli olarak savundukları teze destek verdiğini ifade ederek, "Bu gelişmeyle Hasankeyf kurtulursa, 40 yıldır üzerimizde bulunan ölü toprağını silkeleyeceğiz" dedi.

DSİ Batman Şube Müdürü Veysi Kavak ise, Ilısu Barajı'nın fizibilite çalışmalarının tamamlandığını ve ihale aşamasına geldiğini hatırlatarak, "Başbakan'ın talimatıyla Ilısu Barajı ile ilgili dosya rafa kaldırıldı.

Yeni fizibilite çalışmaları ve proje için Genel Müdürlük yeni çalışma başlattı" diye konuştu.

KAZILAR 60 YILDA BİTER
Hasankeyf Gönüllüleri Derneği 2'nci Başkanı Recep Kavuş da barajın alternatifi olabileceğini ancak, Hasankeyf'in alternatifinin bulunmadığına dikkat çekerek, Başbakan'a duyarlılığından ötürü teşekkür etti.

Hasankeyf'teki kazıları 1985 yılında başlatan Çanakkale Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oluş Arık ise yapılan kazı çalışmaları ile ilgili bilgi verdi. Arık, Hasankeyf'teki kazıların tamamlanması için 60 yıllık süreye ihtiyaç bulunduğunu ifade ederek, "Burası Orta Asya'dan, İran'dan ve Mezopotamya'dan gelen kültürlerle Batı'dan gelen kültürlerin buluşma yeridir. Alt tabakalarda Bizans ve Roma dönemine ait eserlere ulaşmayı bekliyoruz" dedi.

Birçok medeniyetin doğum yeri
Birçok medeniyete beşiklik etmiş, binlerce mağaranın bulunduğu Batman'ın Hasankeyf İlçesi'nde, yeraltındaki tarihin, gün ışığına çıkarılması amacıyla 1985 yılından bu yana yapılan kazılarda, birçok arkeolojik eser bulundu. M.Ö. 8. yüzyıla ait Asur ve Urartu dönemlerinin çeşitli kalıntıları ile Dicle Nehri kenarında Ortaçağ'dan kalma sahil sarayı, Eyyübiler'den kalma 6-7 küçük külliye, bedesten, han, cami, köprü ve çini fırınları bu buluntulardan birkaçı... İlçeyi sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı'nın yapımının gündeme gelmesiyle Türkiye'deki bir çok sivil toplum örgütü ve Avrupa ülkelerindeki çeşitli kuruluşlar, Hasankeyf'in kurtarılması amacıyla kampanyalar başlatmıştı.

[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]
Hasankeyf mi
50 yıllık elektrik mi!



Mehmet Masum Süer


Geçen ay özel bir kuruluş tarafından, Türkiye genelinde bir referandum yapıldı. Ve referandum konusu katılımcılar arasında tartışmaya açıldı. Referandum ve tartışma sorusu şuydu:"Sizce 50 yıl ömrü olan bir elektrik barajı için binlerce yıllık bir dünya mirası sular altında kalmalı mı?" Hemen anlaşılacağı gibi, Batman'ın tarihi Hasankeyf ilçesinden söz ediliyordu.

Referandum büyük ilgi gördü. Toplam 21 bin 758 kişi oy vererek katıldı. Katılımcıların yüzde 51'i yani 10 bin 477'si evet, yüzde 49'u yani 11 bin 281'i de hayır yanıtını verdi.

Dünyada belki bir başka benzeri olmayan, hem binlerce mağarası, doğal yapısıyla, hem de bin yılı aşan bir geçmişe sahip, geniş bir alana yayılmış birçok tarihi eseriyle Hasankeyf ilçesi, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında yapımı planlanan Ilısu Barajı'nın toplayacağı sular altında kalacak!..

Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali, yılda sadece 3 bin 800 GWH elektrik enerjisi üretim kapasiteli olacak. Buna karşılık ömrü de öyle fazla olmayacak. En iyimser tahminle en fazla 50 yıl kadar üretim yapabilecek. Yani 50 yıl kadar sonra bu baraj ve santral işe yaramaz hale gelecek...

Kısacası; bin yıllık bir tarih ve kültür birikimimizi kaybetmenin yanısıra, Dicle nehrinin bu bölümü, metal yığını santral artıkları ve ölü bir baraj inşaatıyla kaplanacak, doğal denge altüst olacak!..

****
Bilim çevreleri, 1902 yılında Mısır'da Nil nehri üzerine kurulan ve daha sonra yapılan eklemelerle 44 metre yüksekliğe çıkarılan dünyanın en büyük barajı olan Assuan Barajı'nın yıllar sonra Nil vadisindeki doğal dengeye ve çevreye verdiği zararı hala tartışıyor.. Ve Assuan'ı yapmakla doğru mu yoksa yanlış mı yapıldığı soruluyor..

Bana göre Dicle'yi Ilısu'da bekleyen akibet, yıllar önce Nil'de Assuan Barajı örneğinde yaşandı.

Zaten Dicle'nin önemli bir bölümü, Elazığ'ın Maden ilçesinde, ömrünü tamamlayarak geniş bir alanı bakır ve demir artıklarıyla öldüren Bakır İşletmesi'nin yıllarca akıttığı kirli su ve artıklarla alabildiğine kirlendi. Maden-Diyarbakır-Cizre hattında Dicle'nin suları, su olmaktan çıkmış; çok az sayıdaki canlının yaşam mücadelesi verdiği, bir bataklık ve metal eriyiği halini almış durumda...


****
Hasankeyf artık şu veya bu uygarlığın malı olmaktan çıkmış; bir "dünya mirası" haline gelmiştir. Zaten Hasankeyf'in kurtarılması ve Ilısu Barajı inşaatının engellenmesi amacıyla sürdürülen kampanyaların dünyanın belli merkezlerinde görülmesi de bunu gösteriyor.

Hasankeyf'in, yani bir başka deyişle, bin yıllık tarihi eserlerin, salt "kalkınma" veya "enerji" kaygısıyla yok edilmesine karşı çıkalım ve ülkemizin genel olarak tarihi ve doğal değerlerinin korunması için sürdürülen tüm etkinliklere destek verelim...


NOT:Bu yazı, merkezi Diyarbakır'da bulunan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti'nin aylık yayın organı GÜNEYDOĞU İLETİŞİM Gazetesi'nin nisan-1999 sayısında yayımlanmıştır.




Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 18:18   #9
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11,327
Tecrübe Puanı: 52232 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

HASANKEYF
KURTARILMALIDIR!..


[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]Hasankeyf Gönüllüleri
Derneği Başkanı/BATMAN


Ulaşılabilen bulgulara göre geçmişi en az geç Asur ve Urartu(M.Ö.9-8 yy.) dönemine kadar uzanmaktadır. Yapılacak araştırmalarla Hasankeyf tarihinin daha eski medeniyetlere ulaşacağını sanmaktayız. Bu büyük tarih ve binlerce tarihi eser Mardin'in Dargeçit ilçesi yakınlarında yapılması planlanan
Ilısu barajı suları altında kalacak ve paha biçilmez kültürel varlıklar suya gömülecektir.

Bir çok medeniyet ve inançlara beşiklik etmiş bir coğrafyanın yok olmasını önlemek hepimizin görevidir.Ülkemizin yaşadığı enerji darboğazından bizlerde muzdaribiz. Bu sorunun aşılmasında herkesin katkı sunması gerekmektedir. Ancak enerji sorunun aşılması için geliştirilecek projeler tarihe ve çevreye zararını minimum düzeye indirilerek uygulanmalıdır.

30 yıl önceki teknik olanaklarla hazırlanan Ilısu Barajı projesi maalesef adete tarih ve çevreye zarar verecek şekilde hazırlanmıştır. Bu sebepten ötürü barajın mevcut proje ile inşaa edilmesini doğru bulmuyoruz.Ne pahasına olursa olsun Hasankeyf'in akibeti Zeugma gibi olmaması gerekir. Sn. Cumhurbaşkanımız A.Necdet SEZER ve sayın Kültür Bakanı İstemihan ATALAY Zeugma için gösterdiğiniz hassasiyete yakın zamanda şahit olduk. iş işten geçtiği için gösterilen hassasiyet Zeugma'nın kurtarılmasını sağlayamadı .

Ama Hasankeyf'in kurtarılması için daha vakit varken aynı hassasiyeti Hasankeyf için de gösterilmesini diliyoruz.Barajlara karşı değiliz. Hasankeyf'i su havzası dışında bırakacak şekilde inşa edilecek Ilısu barajına da karşı değiliz. Mevcut projeye alternatif olabilecek şu projeler ciddiye alınırsa Hasankeyf'in kurtarılacağına inanıyoruz.

1- Ilısu barajı su kodu 515 metreden 475 metreye düşürülerek Hasankeyf Su havzası dışında bırakılabilir.

2- Güneşin dünyada en çok görüldüğü coğrafyada olduğumuza göre güneş enerjisi üretim projeleri gerçekleştirilebilir.

3- Ilısu barajı yerine aynı mıntıkada 3 ayrı baraj inşa edilebilir.

4- Yüksek rakımlı tepelerin üzerinde rüzgardan enerji üretecek santraller kurulabilir.

5- Batmandaki rafineri stokları şu anda fuel oil ile dolmuş bulunmaktadır.Fuel oil satılmasında zorluk çekiliyor. Fuel oil ile çalışacak enerji santrali kurulabilir.

6- Ülkemizde üretilen enerjinin büyük bölümü şebekelerde ve kaçak elektrik kullanımında kaybolmaktadır. Bunun önlenmesiyle Ilısu barajından elde edilebilecek enerjinin iki misli kadar tasarruf sağlanabilir.Ayrıca bu yıl bölgeye gelen turist sayısında büyük artış sağlanmıştır . Bölgemize gelen turistlerin büyük kesimi de Hasankeyf'i görmek üzere gelmektedir. Turistlerin konaklama ve dinlenmesi için yeteri kadar tesis olmamasına rağmen küçümsenmeyecek oranda bölge ekonomisine katkı sunmaktadırlar.

Geliştirilecek tedbirler ve iyi bir tanıtımla Hasankeyf'e turist akını sağlanabilir. Bu şekilde de barajdan elde edilecek gelir kadar turistlerden gelir sağlanabilir. Böylece adeta açık hava müzesi ve dünyanın 8 nci harikası Hasankeyf te kurtarılabilir.Kültür Bakanlığının 1981 yılında 1 nci derecede sit alanı ilan edilmiş Hasankeyf'teki tarihi eserlerden taşınabilecek eser sayısı da çok azdır ve Hasankeyf'in keşfedilmesi için yapılması gereken kazı ve kurtarma projeleri içinde en az 50 senelik süreye ihtiyaç bulunmaktadır.

Hasankeyf, yaşlı bilge edasıyla "Beni kurtarın!" diye feryat ediyor. Buna sesiz kalmamak insanlık görevidir. Dedelerimizden bize miras değil, torunlarımıza bir armağan olan antik kenti, gelecek kuşaklara emanet etmek ve Dünyadan özür dilememek için Hasankeyf'e sahip çıkmalıyız.



Hasankeyf'in ilk keyfi

Nâzım ALPMAN

Batman'ın şöhreti sınırlar aşan turistik bölgesi Hasankeyf, Artuklulardan bu yana en kalabalık gününü yaşıyor. Bütün ilçe antik kentin merkezine toplanmış, Batman Valisi Efkan Ala'nın yaptığı konuşmayı dinliyor. Kürsünün karşısında dizili sandalyelerde boş kalan yok.

Bütün Türkiye'de kutlanan "Turizm Haftası"nın Batman ayağının açılış töreni yapılıyor. Bu "sıradan" günü sıra dışı hale getiren Batman'ın yeni atanan genç valisi Efkan Ala'nın çalışma yöntemindeki farklılıktan kaynaklanıyor.

- Şimdiye kadar Turizm Haftası Batman'da otel salonlarında yapılıyordu. Oysa yörenin en önemli kültür turizmi bölgesi Hasankeyf, burada boynu büyük duruyordu. Turizm haftası turisti karşılayacak, ağırlayacak olanlarla birlikte kutlanır.

Vali'nin görüşleri anında yankısını buluyor. Gençlerden destek tezahüratı yükseliyor:

- Bravoooo. Eğlenelim, eğlendirelim!

Vali'nin ardından kürsü nizamını sağlayan hanımefendi, kadersiz kadınlar kentine umut anonsu yapıyor:

- Sayın Duygu Asena şu anda aramıza katılmıştır, hoş geldiniiiiz!

Sesin yankılandığı karşı kayalıktaki mağaranın önünde genç kızlar coşkuyla alkışlıyorlar. Yaşlı bir kadın iyi duyamıyor:

- Kim gelmiş kiiim?

- Kadınların kurtarıcısı Duygu Asena!

- Gelsin, gelsin de beni şu odun kırmadan kurtarsın.

Kalenin bedenleri

Vali'den sonra söz alan Hasankeyf Kaymakamı İsmail Kaygusuz, konuşmasının sonunda bir davet yapıyor:

- Şimdi buyurun standlarımızı gezmeye

Önde protokol kitlesi arkada Hasankeyfliler, Romalıların milattan sonra 1. yüzyılda yaptığı Doğu'nun en büyük kalesine doğru tırmanışa geçiyorlar. Hasankeyf o yıllarda Doğu'nun süper gücü Sasaniler ile Batının tartışılmaz savaş makinesi Romalılar arasında sürekli olarak el değiştiriyor. Altın vuruşu Romalılar yaparak Hasankeyf Kalesi'ni buraya dikiyorlar.

Kalenin dik yolu nefes kontrolü için soluklanmayı zorunlu hale getiriyor. İşte o nefes arasında turizm başlıyor:

- Buyurun bir kilim verelim. Hasankeyf kitapçığı ister misiz? Yemek var, ızgara kartpostal, küp testi, çay, börek, el işi danteller, masa örtüleri.

Hepsi birbirinden güzel. Her virajda bir tanıdık ikramıyla karşılaşıyorum. Üçüncü dönemeci de geride bırakınca Batman Vali Yardımcısı Kemal Cirit, kocaman bir sandwiç uzatıyor:

- Nazım Bey burası aç karnına tırmanılmaz.

Kırık küpler derneği

Hasankeyf'in Dicle'ye bakışını anlatmak en uç noktadaki Küçük Saray'ı yapan Eyyubilere ayıp olur. Sarayın tavanlarındaki küçük küpler, "Bizden bin sene sonra burada yaşayacak olanlar kırıp içlerinde altın arasınlar" düşüncesiyle değil izolasyon amacıyla konulmuş.

Dicle üzerine yeni köprü yapılırken kepçenin ucuna takılan içi altın dolu büyük küp, Hasankeyf'teki bütün küplerin sonunu getirmiş. Tarih, turizm, kültür yerine hazine avcılığına hizmet veren antik kent kendisini sulara atmak ister gibi. Hasankeyf'in böyle düşündüğünü sananlar onu Türkiye'nin ikinci büyük baraj gölü altına gömmek için 40 yıldır uğraşıyor. Hasankeyf Belediye Başkanı A. Vahap Kusen'nin sesi tam bu noktada turizmin çığlığı gibi yankılanıyor:

- Bizim için kabus olan Ilısu Baraj Projesi'yle anılmak istemiyoruz!

Turizmle dans başkadır

Hasankeyf'in konukları Vali öncülüğünde tırmanışı sürdürürken aşağıda gençlik başımda duman olayları hasıl oluyor. Batman Halk Eğitim Merkezi Folklor Ekibi'nin neşeli gençleri, Orduevi Orkestrası eşliğinde slov dansa başlıyorlar. Asker pop orkestrasının solistleri Sakin Kaya ile Hakan Kılıçkaya, çocuktan yana sıkıntısı olmayan Hasankeyflilerin moralini İzel'in şarkısıyla yükseltiyor:

"Mutluluğun sırrı çok açık, bir sen bir ben bir de bebek!"

Alana geldiğim ilk anda gönüllü asistanım olan Nihat Üner'e dönüp "Kaç kardeşsiniz?" diye soruyorum. Mutluluk ötesi bir yanıt alıyorum:

- Dokuz!

Hasankeyf'in genç rehberlerinden olan 13 yaşındaki Nihat'ın ön büyük kardeşi 35, en küçük kardeşiyse iki yaşında.

Yağmur konsere geldi

Törenin "esas çocuğu" olan Yeni Türkü grubunun konseri yaklaştığında turizmin davetsiz misafiri, Vali'nin önüne bir sorun olarak geliyor:

- Efendim yağmur başladı!

- Yağmuru durduramayız, Yeni Türkü konserine başlasın.

Sahne düzeni doğal korunak olan dev kaya duvarın altında kaldığından sanatçılar ve ses düzeni yağmurdan etkilenmiyor. Batmanlı gençlerinse yağmur umurlarında bile değil... Derya Köroğlu da yağmura bir selam gönderiyor:

"...Yağmurun bile böyle küçük elleri yoktu..."

Şarkıdaki küçük eller, kaya-sahnenin önünde sırılsıklam alkışlıyor Yeni Türkü'yü...

Yağmur kimsenin hızını kesmiyor. Vali Yardımcıları Kemal Cirit, Mustafa Kaya, Kaymakam İsmail Kaygusuz ve eşleri mağara evlerin önündeki kaya balkona sıralanıp Hasankeyf'de Yeni Türkü keyfi yapıyorlar. Onların üç adım ötesine çömelmiş konseri izleyen Suat Yılmaz'a Yeni Türkü'yü soruyorum. Aşina bir yanıt alıyorum:

- Valla şahsen tanımıyorum, ama ismini duymuşluğum var!

Derya Köroğlu, Hasankeyf'in "kör talihini" de uğurluyor. Konser bitiyor, yağmur duruyor. Herkes hoşnut, Yeni Türkü'nün tadı damaklarda antik kentten ayrılırken günün yorumu Kemal Cirit'ten geliyor:

- Yağmur da konseri dinlemeye gelmiş!


Seyyah Vali

Batman'a üç ay önce atanan Vali Efkan Ala, halen görev yapan 80 valinin en küçüğü. Ala'nın turizme olan yatkınlığı gençlik yıllarına dayanıyor. Sırt çantasıyla bütün Avrupa'yı dolaşıyor. Görmediği iki ülke kalıyor: İsveç ve Finlandiya. Ala farklı bir Vali, değişik bakış açısı var. Görüşlerinden bir bölümünü "tadımlık" olarak buraya alıyorum:

- Biz her yeni şeyi risk olarak görüyoruz. Her riski de tahdit olarak algılıyoruz.

- Sabahtan akşama kadar ziyaretçi kabul eden vali çok meşguldür. Ama çok iş yapıyor anlamına gelmez. İş yapmak vatandaşın hayatını pozitif yönde değiştirmektir.

- Vali ile kaymakamla kalkınan memleket yok.

- Valilerin yetkileri çok fazla, özellikle negatif yetkileri.

- Bu yıl susuz köy kalmayacak. Ama tören yapmayacağız. Bu çağda susuz yaşatmak ayıptır, ayıbın da töreni olmaz.

- Pozitif iletişimde başarılı olamıyoruz, negatif iletişimden besleniyoruz.

- Gelişmiş bir ülke de kamu erki, yaptıklarıyla değil yapamadıklarıyla değerlendirilir. Zaten o erkin varlık nedeni hizmet etmektir.

AKŞAM GAZETESİ
21 Nisan 2003 Pazartesi









Hasankeyf yok alacak mı?

Duygu ASENA

Turizm Haftası ilk kez Hasankeyf'te böyle eğlenceyle kutlanıyor. Yağan yağmura rağmen insanlar Yeni Türkü ile halay çekiyor. Gençler cıvıl cıvıl...

Kimileri hala mağaralarda yaşıyor. Tırmanarak çıktığımız bir mağara evdeki Kürt kadınla tercüman aracılığıyla anlaşıyoruz. Eskiler okula gitmediği için Türkçe bilmiyor. Elektrik olmayan tek oda mağarada altı kişi yaşıyorlar...

On yaşlarındaki çocuklar doğal rehberlik yapıyor. Valilikten aldıkları tanıtım kartları boyunlarında asılı, Hasankeyf tarihini sular seller gibi anlatıyorlar. Vereceğiniz para ise, okullarına harcanıyor. Hala tek öğretmenli okullar bulunuyor.

Yıllardır süren Ilısu Barajı ve Hasankeyf'in yok olacağı konusu ise bir çözüme varmış değil. Hasankeyfliler ve hasankeyf Gönüllüleri Derneği üyeleri, köy su altında kalmadan da barajın yapılacağını iddia ediyorlar.

Hasankeyf gibi olağanüstü güzellikteki bir yerin gündeme gelmesi ise, baraj felaketi ile gerçekleşmiş. Yani bir sorun, bu bölgenin işine yaramış, tanınmasına neden olmuş. Hasankeyf, insanlığın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Mezapotamya bölgesinde yer alıyor ve çağlar öncesinden günümüze geliyor. İçinden geçen Dicle bir zamanlar ticaret ve ulaşım yoluyken, şimdi yapayalnız akıyor. Yekpare taştan meydana gelmiş kalesi nedeniyle Hısn Keyfa adı bugün Hasankeyf'e dönüşmüş. Bizanslılar, Sasaniler, Emeviler, Abbasiler, Artuklular, Eyyubiler, Osmanlılar buradan gelmiş geçmiş. Ortaçağın en önemli kentlerinden biri olmuş. Moğol yağmasından nasibini almış. 14. yüzyılda Eyyübiler zamanında yeniden inşa edilmiş.

Doğal mağaraları, kalesi, 1116 yılında Artuklular tarafından zaten var olan antik bir temel üzerine yapılan köprüsü, El_Rızk ve Sultan Süleyman camii, Zeynel Bey türbesi, küçük ve büyük sarayları ile mucizevi güzellikte bir yer... Böyle bir yerin ne olursa olsun yok edilmesine hiçbir şey neden olmamalı.

Hasankeyf Gönüllüleri Derneği üyeleri,"eskiden bu baraja karşı çıkanlara vatan haini, Suriye ajanı diye bakılıyordu, neyse şimdi vatanı sevdiğimiz için böyle düşündüğümüz anlaşıldı"diyorlar. Bu baraj tamamlandığında 7 milyon hektar alan ve 187 yerleşim birimi sular altında kalacak, 70 bin insan yerinden olacak.

"Üstelik tüm dünyada bu teknolojideki barajlar kalkmışken, Mısır'daki Assuan Barajı'nın tahribatı biliyorken, modası geçmiş kıytırık bir baraj için, bu tahribata değer mi?" Bunu soruyor Hasankeyfliler.

Ben yine, her zaman olduğu gibi, insanlarımızı Doğu ve Güneydoğu'yu görmeye davet ediyorum. Hiçbir zorluğu yok. Zaten bir kez gelseniz, bir daha vazgeçemezsiniz.

Eğer Batman Valisi, Eftan Ala "bir paket halindeki Doğu tur projesi"ni gerçekleştirebilirse, bu yöreler hak ettiği üne kavuşacak.

Batman'a uçak var, güzeller oteller var...Hasankeyf'i, Malabadi Köprüsü'nü ve yörenin güzelliklerini görebilirsiniz...

Savaş da yok... Ne duruyorsunuz?

GÖRKEMLİ MALABADİ

Hasankeyf'ten sonra Malabadi köprüsüne gidiyoruz. Batman çayı üzerinde bir Artuklu köprüsü. 1144-1154 yapıldığı söyleniyor. 117 metre uzunluğunda, yedi metre eninde. İki yanındaki ayakların içinde birer oda var. Kervanlarla köprüden geçen yorgun yolcuların dinlendikleri odalar olduğu söyleniyor.

Olağanüstü güzellikte. Ama 20. yüzyıl insanları güya öyle bir onarım yapmışlar ki, sanki yüzlerce yıldan gelen köprüyü çirkinleştirmek için uğraşmışlar. Malabadi köprüsünün yanında, yeni, betonarme bir köprü var. Utanmadan orda duruyor o çirkinliğiyle.

Nasıl oluyor bu? Eski insanlar çağımızdakilerden daha mı yetenekli, daha mı becerikliydi? Daha mı akıllıydı yoksa?

Silvan'daki Selahaddin Eyyubi Camii de öyle... Yeni yapılan camilerdeki estetik eskisliğine bakıyorsunuz, bir de eskilerdeki mükemmelliğe. Bu estetik bozulma nasıl olmuş?

prünün biraz ilerisindeki baraj ise yapılmış, bitmiş ama çalışmıyor. Yapımcı firma ile olan bir sorun nedeniyle, koskoca baraj çalıştırılmıyor. Bu da bir Alaturka durum işte.

Habertürk Gazetesi,
İstanbul,2003


Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 18:23   #10
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11,327
Tecrübe Puanı: 52232 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000 Yayamaz Kayimca 1000
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

HASANKEYF TAŞINMAMALI,
YERINDE KORUNMALIDIR
Prof.Dr. Zeynep AHUNBAY

HASANKEYF'IN YERINDE KORUNMASINI GEREKTIREN BIRCOK NEDEN SIRALANABILIR.

1)GAP CERCEVESINDE SIMDIYE KADAR SUALTINDA KALAN HOYUKLER,KALELER,SU KEMERLERI,KERVANSARAYLAR,TURBELER "KALKINMA"NIN DIYETI OLARAK KABUL EDILEREK;BUNDAN BOYLE DAHA DIKKATLI OLUNMASI VE ULUSLARARASI KURALLARA DIKKAT EDILEREK,KORUMACI BIR YAKLASIMIN BELIRLENMESI GEREKIR.PREHISTORIK CAGDAN,YAKIN DONEM SIVIL MIMARISINE KADARGENIS,ZENGIN BIR YELPAZEYI BARINDIRAN TARIHI CEVRELERIN SU ALTINDA KALMASI KULTUR MIRASIMIZ ACISINDAN BUYUK KAYIPLARA YOL ACMAKTADIR.SU BASMADAN YAPILMASI BEKLENEN BILIMSEL ARASTIRMA VE BELGELEME ICIN AYRILAN ZAMAN VE KAYNAKLARIN SINIRLI OLMASI NEDENIYLE ON CALISMALARIN TATMIN EDICI DUZEYE ULASMASI ZORDUR.ORNEGIN BELKIS ZEUGMA GIBI BIR SITTE BIR-IKI YILLIK KURTARMA KAZISI YAPILMASI ONGORULMEKTEDIR.

ILISU BARAJININ TASARIMINA HAZIRLIK CALISMASINDA,YOREDEKI ARKEOLOJIK VE KENTSEL SIT ALANLARININ KORUNMASI,DIKKATE ALINMASI GEREKEN "VERI" OLARAK DEGERLENDIRILMEMIS OLMASI,YER SECIMINDE FAHIS BIR HATA YAPILMASINA YOL ACMISTIR.HASANKEYF'IN ONEMI VE BARINDIRDIGI KULTUR MIRASI HAKKINDA BILGI EDINILDIGI HALDE,HALA PROJENIN IPTAL VEYA REVIZE EDILMEMESI ISE,ULUSAL VE ULUSLARARASI DEGERI TARISILMAZ,UNIK BIR ORTACAG KENTININ TUMUYLE YOK OLMASI KONUSUNDAKI CIDDI UYARILARIN DA DIKKATE ALINMADIGINA ISARET SAYILABILIR.

KEBAN BARAJI YAPIMI SIRASINDA TASINABILEN ANITLARIN SAYISI COK AZDIR.AYRICA UYGULAMALARIN BASARISI TARTISMAYA ACIKTIR.ORNEGIN,ESKI PERTEK ASAGI CAMII YENI CEVRESINDE BIR YABANCI GIBI DURMAKTADIR.ATATURK BARAJI,BIRCOK HOYUKLE BIRLIKTE SAMSAT HOYUK'UNU VE ETEGINDEKI ILCEYI,CEVREDEKI KOYLERI YERYUZUNDEN SILMIS,BU ANTIK YERLESMENIN TASINMAZ KENTSEL VE ARKEOLOJIK MIRASINDAN GERIYE YALNIZ BAZI CIZIM VE FOTOGRAFLAR KALMISTIR.YENI SAMSAT'IN YORENIN MIMARISIYLE ILISKISI HIC KURULMAMIS,YORENIN YASM KULTURUYLE ILISKISI OLMAYAN RUHSUZ BIR YERLESME ORTAYA CIKMISTIR.

30 KASIM 1976 NAIROBI'DE YAPILAN UNESCO TOPLANTISINDA ALINAN "TARIHI ALANLARIN KORUNMASI VE CAGDAS ROLLERI KONUSUNDAKI TAVSIYELERI" DE "BUTUN DUNYADA,BUYUME VE CAGDASLASMA ADI ALTINDA NEYI YOK ETTIGINI BILMEDEN YIKMANIN,AKILDISI VE UYGUN OLMAYAN YENILEMENIN TARIHI MIRASA CIDDI ZARARLAR VERDIGINE" ISARET EDILMEKTE VE SOYLE DENILMEKTEDIR:

"Tarihi alanlar ve cevreleri evrensel mirasi olusturan ve yerine konulamaz degerler olarak ele alinmalidir.Topraklarinda yer aldiklari devletin,hukumet ve vatandaslari bu mirasi korumayi ve gunumuz sosyal yasami ile butunlestirmeyi gorev saymalidir.Her tarihi alan ve cevresi,ozel karakteri ve dengesi,onu olusturan parcalarin birbirleriyle kaynasmasina bagli olan ve yapilari,mekansal organizasyonu ve fiziksel cevresi kadar insan faaliyetlerini de iceren bir butun olarak gorulmelidir."

2)ITU INSAAT FAKULTESINDE GORUSTUGUMUZ SU YAPILARI UZMANLARI,ILISU BARAJI'NIN ONCE FARKLI VERI VE KOSULLAR CERCEVESINDE,KULTUR MIRASININ "VARLIGINI" VE DEGERINI GOZETMEDEN TASARLANDIGINI, KISA SUREDE DOLAN BU TUR BARAJLARIN ARTIK GECMIS OLDUGUNU SOYLEMISLERDIR.YAPILAN HATADAN VAZGECMEK HALA MUMKUNDUR.

HASNKEYF 1.DERECE BIR SIT ALANIDIR VE YERINDE KORUNMASI ICIN ZORLAYICI KOSULLAR VARDIR.ILISU BARAJINI TASARLAYANLAR KONUYA TAMAMEN MUHENDISLIK GOZLUGUYLE BAKARAK,SU ALTINDA KALMA TEHDIDI ILE KARSI KARSIYA BIRAKTIKLARI KALE,KOPRU,SUYOLU,KILSE,CAMI,MEDRESE,TURBE,KOSK,HA MAM GIBI ANITLARI BASKA BIR YERDE,YENIDEN AYNI KOMPOZISYON ICINDE GORME OLANAGINI SAGLAMAYI AKILLARINDAN BILE GECIRMEMIS OLMALIDIRLAR.BOYLESINE ZENGIN,DEGERLI BIR ANITLAR TOPLULUGUNU BARINDIRAN BENZER BIR SITI YERYUZUNDE BULMANIN OLANAKSIZLIGINI DUSUNDUKLERI DE KUSKULUDUR.ANCAK CEVREYI BU DENLI ETKILEYEN PROJELERDE KONUNUN DISIPLINLER ARASI KATILIMLA,HER YONUYLE INCELENMESI GEREKTIGI BILINMEKTEDIR.KULTUR MIRASININ KORUNMASI YONUNDEN OLDUGU GIBI,EKOLOJIK YONDEN DE UZUN VADEDE KAMU YARARI GOZETILMELIDIR.COK PAHALI OLAN TASIMA UYGULAMALARINI GERCEKLESTIRMENIN YUKSEK MALIYETI VE ZORLUGU MEVCUT YAPILARIN YERLERINDE KORUNMASI UZERINDE ISRAR EDILMESINI GEREKTIRMEKTEDIR.TASIMA ICIN HARCANACAK YUKSEK BEDELI,ANITLARI YERINDE KORUMAK ICIN KULLANMAK DAHA DOGRU OLACAKTIR.

3)2005 YILINDA GAP'A 1 MILYON YABANCI TURISTIN GELMESININ BEKLENDIGI ACIKLANMISTIR.HASANKEYF TURISTLER ICIN ONEMLI ODAK NOKTALARINDAN BIRIDIR.KALINTILARI IYI KORUNMUS BIR ORTACAG KENTINI DOLASMAK,KALEDEN KOPRUYU VE CEVRESINI KUSBAKISI SEYRETMEK,DICLE KIYISINDA YURUYUP ZEYNEL BEY TURBESIYLE KARSILASMAK,KAYAYA OYULMUS EVLERI,MAGARALARI GEZMEK OLAGANUSTU BIR ZIYARETTIR.TURIZM ACISINDAN BU DENLI BUYUK CEKIM GUCU OLAN BIR SITI SUYA GOMMEK HIC DE AKILCI BIR DAVRANIS OLARAK GOZUKMEMEKTEDIR.YOKSA GAP'A GELEN MILYONLARCA KISI SUYA GOMULEN TARIHI SITLERIN SANAL ORTAM GORUNTULERIYLE MI AVUTULACAK?

BUTUN BU VERILERIN,DENEYIM VE ACIKLAMALRIN ISIGINDA,HASANKEYF'IN KISA OMURLU BARAJ UGRUNA PARCALANIP DAGITILMASINA RAZI OLMAK MUMKUN DEGILDIR.BU TUR BAYINDIRLIK HARAKETLERI BUTUN DUNYADA TARTISILMAKTA VE KORUMADAN YANA TAVIRLAR GELISMEKTEDIR.GELECEK KUSAKLARIN DA KAYAYA OYULMUS MAGARALARI, KALEYE CIKAN DIK YOKUSU, SUR KAPILARINI, SIVIL MIMARIYI VE SOKAKLARI GORME, DOLASMA VE O MEKANLARDAKI HEYECANI YASAMA HAKKININ ELINDEN ALINMAMASI GEREKIR.KAYA MASIFININ, KOPRU HARABESININ PITORESKINI KIM GERI GETIREBILIR?

TARIHI YERLESMENIN KULTUR VARLIKLARIYLA ILGILI ENVANTERININ HAZIRLANMASI,ARKEOLOJIK ARASTIRMALAR VE DIGER BELGELEME CALISMALARI SURMEKTEDIR. ACELEYLE,TELASLA BAZI SEYLERI KOLAYCA FEDA ETMEK ALISKANLIGINDAN VAZGECILMELI, UNIK ESERLERIN VE HENUZ KAZILMAMIS ALANLARIN SAKLADIKLARI KULTUR KATMANLARININ BUGUN TAMAMLANAMAYAN ARASTIRMALARINI GELECEK KUSAKLARA BIRAKMA SANSI TANINMALIDIR.ILERIDE DE INSANLARIN GORUP YASAYABILMELERI,BILIM ADAMLARININ INCELEME YAPABILMELERI ICIN,BU DOGAL, ARKEOLOJIK VE KENTSEL SITIN YERINDE KORUNMASI EN DOGRU COZUM OLARAK ON PLANA CIKMAKTADIR.

GAP'IN SEMPOZYUM DUZENLEYEREK KULTUR VARLIKLARININ KORUNMASINA GOSTERDIGI ILGI UMIT VERICIDIR.KONUYA DUYARLI BILIM ADAMLARININ, YETKILILERIN VE SIVIL TOPLUM ORGUTLERININ HASANKEYF'IN YERINDE KORUNMASI ICIN GEREKLI DESTEGI VERMEKTEN GERI KALMAYACAKLARINA INANIYORUM.

Prof.Dr. Zeynep AHUNBAY
"HASANKEYF'IN KORUNMASI/TASINMASIYLA ILGILI SORUNLAR" ADLI BILDIRISINDEN.

GAP BOLGESINDE KULTUR VARLIKLARININ KORUNMASI,YASATILMASI VE TANITILMASI SEMPOZYUMU 01-15 HAZIRAN 1998
SANLIURFA



Anadolu'nun Dünyaya
Armağanı: HASANKEYF

Asuman Abacıoğlu

Hasankeyf Gönüllüleri, 11 yıl boyunca Türkiye'de devlet ve hükümet yetkililerine yaptıkları başvurular sonuçsuz kalınca, mücadelenin yönünü değiştirdiler. Doğa ve tarihi koruma adına uluslararası sözleşmelerin altına imza atan ancak tarihi ve doğayı yok edecek projelere kredi vermekte sakınca görmeyen Batılı ülkelere, bu sorumluluklarını anımsattılar.

Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların yaşadığı Hasankeyf, Kale'nin bulunduğu alanda yeralan yukarı şehir, Dicle'nin güney sahillerindeki teraslara yayılan aşağı şehir ve Dicle'nin kuzeyindeki teraslarda bulunan tarihi kent örenleri ve mahalleler olmak üzere üç ana bölüme ayrılmış bulunuyor. Köprü, ise Ortaçağ'ın en görkemli ve en büyük köprüsü olarak nitelendiriliyor.

İZMİR- Ilısu Barajı'nın suları altında kalacak Hasankeyf'i kurtarmak için gönüllü kişi ve kuruluşlarca sürdürülen kampanya, tıpkı Bergamalılar'ın siyanürlü altın madenine karşı yürüttükleri mücadele gibi, dünya çevre literatürüne geçmeye aday oldu.

Hasankeyf Gönüllüleri, 11 yıl boyunca Türkiye'de devlet ve hükümet yetkililerine yaptıkları başvurular sonuçsuz kalınca, mücadelenin yönünü değiştirdiler. Doğa ve tarihi koruma adına uluslararası sözleşmelerin altına imza atan, ancak tarihi ve doğayı yok edecek projelere kredi vermekte sakınca görmeyen Batılı ülkelere, bu sorumluluklarını anımsattılar. ''Ancak Hasankeyf'i kurtaracak'' bir projeye kredi onayı vermelerini istedikleri ülkelerin yetkililerine, aksi takdirde kendi ulusal mahkemelerinde ve uluslararası platformda dava açacaklarını bildiren Hasankeyf Gönüllüleri'nin bu girişimleri sonucunda, Dünya Bankası, projenin ''Çevre Şartı'' na uymadığını açıklamak zorunda kalırken, İngiltere Hükümeti, doğaya zarar vereceği için Ilısu Barajı'na ülkesinden sağlanan kredi desteğini çekme yönünde hazırlıklara başladı.

Türkiye, tarihi ve doğal zenginliklerin devlet eliyle en kolay gözden çıkarıldığı bir ülke olduğu kadar, belki de bu nedenle, her türlü baskıya karşın çevre koruma mücadelesinin en ısrarlı, en uzun soluklu yürütüldüğü ülkelerden biri aynı zamanda. Bu konuda gönüllü kişi ve kuruluşların, meslek odalarının, çevre korumacıların kazandıkları deneyim ve başarılar, Türkiye'de önemli bir birikim yarattı. Gerek siyanürlü altın madenciliğinde gerekse nükleer santral konusunda ortaya konulan direniş ve elde edilen başarı, çokuluslu sermayeyi 'uluslararası tahkim' i dayatma yoluna yöneltti.

Kendi yasalarıyla vuruldular

Hasankeyf'i kurtarmak için yapılan 11 yıllık mücadelede ise çevre korumacılar, Türkiye sınırları içinde başvurularından sonuç alamayınca, Ilısu Projesi'nde yer alan şirketleri, ''bağlı oldukları kendi ülkelerinin yasaları'' ile vurdular. Batılı ülkelerde kamuoyunu ayağa kaldırdılar; Hasankeyf gibi uygarlıklar beşiği bir tarihi zenginliğin sadece bulunduğu coğrafya ile sınırlı olarak değerlendirilemeyecek bir dünya mirası olduğunu vurguladılar. Bu girişimlerinden de olumlu sonuçlar almaya başladılar ve Hasankeyf için bir umut doğdu.

Geçmişi on bin yıl öncesine dayandırılan Hasankeyf, Roma, Bizans, Sasani, Arap, Suryani, Artuklu, Akkoyunlu uygarlıklarının yeşerdiği ve hepsinin de günümüzde izlerinin görülebileceği bir tarihi bileşim. Binlerce yıllık uygarlıkların merkezi konumundaki Hasankeyf, Güneydoğu Anadolu Projesi içinde yeralan 22 barajdan biri olan Ilısu Barajı'nın su toplama havzasında bulunması nedeniyle, eğer alternatif bir proje hazırlanamazsa çamura gömülecek. İsviçre, İngiltere, ABD, Almanya, Fransa, Avusturya, İsveç, İtalya ve Portekiz ihracat acentelerince sağlanan kredi, ülke hükümetlerince onaylandığında, Ilısu Barajı'nın yapımına başlanacak ve dünya kültür mirasının çok önemli bir parçası olan Hasankeyf sular altında kalacak.

Mücadelenin öyküsü

Hasankeyf için ilk girişim, dönemin başbakanı nezdinde 1988 yılında yapılmıştı. Aradan geçen 11 yıl içinde kendilerini Hasankeyf Gönüllülüğü'ne adayan onlarca kişi ya da grup, hükümet ya da ilgili kamu kuruluşlarına pek çok kez yazılı ve sözlü başvuruda bulundu. Ancak bazı hükümet yetkililerinin sonuç getirmeyen çabaları dışında bugüne kadar devlet ve hükümetin Ilısu Barajı konusundaki tutumu değişmedi. Ilısu Barajı'nın gerekliliği, hatta zorunluluğu vurgulanarak, Hasankeyf için yapılacak bir şey olmadığı açıklandı.

Hasankeyf Gönüllüleri, bu gelişmeden yılmadı ve bu kez konuyu uluslararası platforma taşıdı. İstanbul Barosu'ndan Avukat Murat Cano , Türkiyeli Antik Hasankeyf Gönüllüleri'ni temsilen ve kendi adına, başta Birleşmiş Milletler'e bağlı UNESCO/ICCROM olmak üzere, İsviçre, Büyük Britanya, ABD, Federal Almanya, Fransa, Avusturya, İsveç, İtalya, Portekiz devlet ve hükümet başkanları ile Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı ve Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığı'na başvuruda bulundu.

''Hasankeyf, Anadolu'nun dünyaya, dünyanın da Cosmos'a bir armağanıdır'' diyen Avukat Cano, Ilısu Baraj Projesi ile üretilmesi planlanan enerjinin; Türkiye ve bölge halkının hizmetine sunulmasına engel olunmaksızın, Hasankeyf'i kurtaracak yeni bir proje çalışmasının başlatılması gerektiğini vurguladı. Bu yolda alınacak karar ve yapılacak uygulamanın, Anadolu'nun ''Dünyanın Açık Hava Müzesi'' haline getirilmesi hayalinin gerçeğe dönüşme sürecinin başlangıcı olacağını savundu.

Başvurularında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin, 1996 yılında Ilısu'yu Yap-İşlet-Devret modeliyle, kontrat olarak Sulzer Hydro ve ABB Power Generation'dan oluşan bir İsviçre Konsorsiyum'una verdiğini anımsatan Avukat Cano, Union Bank of Switzerland (UBS) tarafından sağlanacak olan finansmana Avusturya, Almanya, İtalya, Portekiz, İsveç, İngiltere ve ABD kökenli ihracat kredisi acenteleri aracılığıyla destek sağlanmasının istendiğini anımsattı.

Konsorsiyuma bağlı ülkeler tarafından ''ancak Hasankeyf'i kurtaracak'' yeni bir projeye kredi verilebileceğinin; mevcut proje için taahhüt edilen kredi onaylarının bu nedenle askıya alındığının açıklanmasına ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Avukat Murat Cano, UNESCO/ICCROM'a başvurusunda, ''Anadolu coğrafyasında yeralan ve dünyanın en önemli kültür varlıklarından biri olan Antik Hasankeyf'in; Ilısu Barajı'nın yapımı halinde sular altında kalmasının önlenmesi için; Birleşmiş Milletler'in Kültür Varlıklarını Koruma Mevzuatı'na ve 1954 tarihli Avrupa Kültür Sözleşmesi hükümleri uyarınca 'Dünya Kültür Mirası Listesi' ne alınması'' nı istedi. Avukat Cano, başvurusunda istemlerini şöyle sıraladı:

''Mevcut Ilısu Baraj Projesi yerine ancak, Hasankeyf'i kurtaracak olan bir projeye kredi onayı verilebileceği konusunda karar almaları için konsorsiyuma dahil ülke hükümetlerine çağrı yapılmasını, mevcut Ilısu Baraj Projesi'ni iptal ederek, Hasankeyf'i kurtaracak yeni bir proje hazırlanması için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne resmen başvuruda bulunulmasını talep ederiz...''

Avukat Cano, Hasankeyf'in ''Avrupa Kıta Kültür Mirası Listesi'' ne alınması için Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği'ne yaptığı başvuruda ise mevcut proje yerine ancak Hasankeyf'i kurtaracak olan bir projeye kredi onayı verilebileceği konusunda karar almaları için konsorsiyuma dahil ülke hükümetleri ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne çağrı yapılmasını istedi. Cano, istemlerinin kabul edilmemesi halinde uluslararası mahkemelere başvuracaklarını vurgulayarak, Türkiye'de kurulma sürecine giren ''İstanbul- Anadolu Kültür Varlıklarını Koruma Vakfı'' ile dünyanın etkin sivil toplum örgütlerinin davaya müdahil olarak katılmalarını isteyeceklerini bildirdi.

Avukat Cano, kredi sağlayacak ülkelerin başkan ve başbakanlarına yaptığı başvuruda da, ancak Hasankeyf'i kurtaracak yeni bir projeye onay verilebileceğinin kararlaştırılmasını istedi ve ''İstemimizin kabul edilmemesi halinde, aleyhinizde ülkenizin görevli yüksek mahkemesinde ve uluslararası mahkemelerde dava açacağımızın dikkate alınmasını arzederiz'' dedi.

Avukat Cano, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na yaptığı başvuruda da, mevcut Ilısu Baraj Projesi'nin uygulanmamasını ve bu konuda İsviçre kökenli konsorsiyum ile yapılan kontratın feshine karar verilmesini isteyerek, aksi halde Kültür Varlıklarını Koruma Mevzuatımız ile Avrupa Kültür Sözleşmesi ve diğer uluslararası anlaşmalar uyarınca ulusal ve uluslararası yargı makamlarına başvuracaklarını bildirdi.

Dünyaya çağrı

Hasankeyf Gönüllüleri adına yürütülen hukuksal mücadelenin dayanakları, ''Dünyaya Çağrı'' başlıklı metinde tek tek sıralandı. Hasankeyf'i kurtarmak isteyen gönüllü kişi ve kuruluşlara göre, yapılması gereken; Ilısu Baraj Projesi ile üretilecek enerjinin Türkiye ve bölge halkının hizmetine sunulmasına engel olunmaksızın, bu ihtiyacın, Hasankeyf feda edilmeden karşılanmasının mümkün olduğunu göstermek ve buna göre üretilecek yeni çözümlerin, yetkililerce uygulanmasını sağlamaktan ibaret. Hasankeyf Gönüllüleri, enerjinin, sanayileşmenin vazgeçilmez temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekerek, ''Güneydoğu Anadolu'da sanayileşme sürecinin başlaması, beraberinde getirebileceği sorunlara rağmen, bölgedeki feodal yapıyı çözeceğinden ileri bir adımdır. Bu nedenle de desteklenmesi gerekir'' görüşünü savunuyorlar. Gönüllüler, ne Ilısu Barajı'nın ne de GAP'ın gerekliliğini tartışmadıklarını vurguluyorlar. Ancak, her büyük projede olduğu gibi Ilısu Barajı Projesi'nin de özellikle tarih, çevre ve doğa şartları nedeniyle tartışılması gerektiğini, çünkü İstanbul Teknik Üniversitesi ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu kaynaklı öndeğerlendirmelerin, Ilısu Barajı için alternatif projeler üretilebileceğini ortaya koyduğunu belirtiyorlar.

Hasankeyf Gönüllüleri, ''Dünyaya Çağrı'' metninde, yapılması gerekenleri şöyle sıralıyorlar:

''20 yıl önce yapılmış olan Ilısu Baraj Projesi'nin uygulanmasının geçici olarak durdurulup bölgede aynı enerjinin su, güneş, rüzgâr, termik ve diğer kaynaklara dayalı olarak Hasankeyf'i yok etmeden üretilmesinin mümkün olduğunu saptamak; mevcut projeyi finanse edecek devlet ve kurumların, sözü edilen seçenekler netleşinceye kadar kredilendirme işlemini askıya almalarını sağlamak; Hasankeyf'te sürdürülen ve kurtarma kazısı (!) adı verilen kazıların durdurulması, bunun yerine kadro ve finans bakımından uluslararası desteklerle envanter çalışmalarının hızlandırılması, devamında ise restorasyon projesinin hazırlanarak uygulamaya konulmasının sağlanması; gecikilmeksizin UNESCO'ya bağlı ICCROM tarafından Hasankeyf'in Dünya Mirası Listesi'ne alınmasının sağlanması; Avrupa Konseyi'nin 19 Aralık 1954 tarihinde kabul ettiği Avrupa Kültür Sözleşmesi ile 1975 yılında 'Geçmişimiz İçin Bir Gelecek' sloganı ile başlayan 'Amsterdam Bildirgesi' uyarınca harekete geçilmesinin sağlanması; Avrupa Uygarlık Havzası içinde yeralan Mezopotamya ve Önasya'daki uygarlık eserleri ile birlikte Kıta'nın Kültür Mirası'nın korunması bakımından Avrupa Birliği'nin harekete geçmesinin sağlanması; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile birlikte yukarıda sayılan dünya örgütlerinin, Hasankeyf'in kurtarılması olayına kayıtsız kalmaları ya da yeterli çözüm üretememeleri durumunda aynı sonuçların mahkeme hükmü ile sağlanması amacıyla açılacak davanın uluslararası kamuoyu tarafından desteklenmesinin sağlanması.''

Vakıf kuruluyor

Projeye destek veren ülkelerin başkan ve başbakanlarına Hasankeyf Gönüllüleri adına başvurularda bulunan Avukat Murat Cano, gelinen aşamada, Hasankeyf Gönüllüleri'nin kurumlaşma sürecine girdiğini söyledi. Bugüne kadar küçük ve ayrı grupların yaptıkları girişimlerin birleştirilmesi ve bundan sonra da uluslararası örgütlerle ve hükümetlerle yapılacak görüşmelerin kurumsal olarak yapılması amacıyla vakıf oluşturma süreci başlattıklarını kaydeden Cano, bu oluşumun eylül ayı sonunda tamamlanacağını belirtti. Cano, vakfın, arkeologlar, antropologlar, sanat tarihçileri ve ilgili diğer meslek alanlarından uzmanların temsil edeceği bir kadroyla kurulmasının amaçlandığını da sözlerine ekledi.

Hasankeyf'in tarihi

Batman'ın 36 kilometre güneydoğusunda ve Gercüş ilçesinin 26 kilometre kuzeyinde bulunan Hasankeyf, Anadolu'da ortaçağa ait bütünlüğünü koruyabilen tek kent olma özelliğini taşıyor. Eski kaynaklarda adı ''Hısn Kayfa'' , ''Hısn Keyba'' , ''Hısn-ı Keyfa'' olarak geçen Hasankeyf'e Roma tarihçileri Kipas, Cehpa, Ciphas isimlerini vermişler. İslamiyet döneminde ''Kaya Kalesi'' anlamına gelen ''Hasın Kayfa'' olan kentin adı zamanla ''Hasankeyf'' e dönüşmüş.

Hasankeyf'in Geç Asur ve Urartu devirlerine kadar inen bir geçmişi olduğu biliniyor. Bazı tarihçiler, Hasankeyf'teki ilk yerleşimi on bin yıl öncesine dayandırıyor.

Roma İmparatorluğu zamanında çağın iki süper gücü olan İran İmparatorluğu ile Romalılar için bir ileri karakol olan Hasankeyf, MS 5. yüzyılda Süryani Piskoposluğu'nun başkenti konumuna geliyor. MS 6 ve 7. yüzyıllarda doğu ülkelerine özgü Hıristiyan Kiliseleri'nin ilk merkezlerinden birine dönüşüyor.

İslamiyet Dönemi'nde Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler ve Mervaniler'in eline geçen Hasankeyf, 1101- 1232 tarihleri arasında Artukoğulları'nın başkenti yapılıyor. 1232 yılında Eyyubiler'in hâkimiyetine giren kent 1260 yılında Moğol istilasına uğrayarak tahrip ediliyor. Moğol istilasından sonra beylikler arasında durmadan el değiştiren Hasankeyf, 1516 yılında Osmanlı İmparatorluğu'na katılıyor. Hasankeyf, 1. Dünya Savaşı sırasında terk edilerek harabeye dönüyor. Daha sonra buraya sığınan köylüler tarafından yeniden iskân ediliyor. 1967 yılında mağaralarda yaşayan ailelerin iskânı için evler yapılarak, 1990 yılında yapılan bir düzenleme ile Hasankeyf ilçe haline getirilerek Batman'a bağlanıyor. Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların yaşadığı Hasankeyf, Kale'nin bulunduğu alanda yeralan yukarı şehir, Dicle'nin güney sahillerindeki teraslara yayılan aşağı şehir ve Dicle'nin kuzeyindeki teraslarda bulunan tarihi kent örenleri ve mahalleler olmak üzere üç ana bölüme ayrılmış bulunuyor.

Artukoğulları devrinde yaptırılan köprü, ortaçağın en görkemli ve en büyük köprüsü olarak nitelendiriliyor. Bu dönemin diğer yapıları arasında Kale'deki Ulu Cami'nin aşağısında yer alan Büyük Saray ile Kale'nin doğu tarafında yolun üzerindeki Kale Kapısı bulunuyor. Hasankeyf'te yer alan Eyyubi dönemi eserleri ise; Kale'nin en yüksek noktasındaki Ulu Cami, El- Rızk, Sultan Süleyman, Koç, Kızlar ve Küçük Camileri ile İmam Abdullah Zaviyesi ve Kale'nin kuzeydoğusunda yer alan Küçük Saray olarak sıralanıyor.

Akkoyunlular dönemine ait Zeynel Bey Türbesi ise Dicle Nehri'nin sol kıyısında yer alıyor.

Cumhuriyet Gazetesi,
20.9.1999



Hasankeyf'in Değerini
Eller Biliyor!

Eyyüp SEYREK
Bu mağaralarla kaplı şehrin mimarisi dünya tarafından keşfedilememiştir. Olayı Berlin Mimarlık Fakültesi’ne taşıyacağım. Geniş çaplı bir araştırmaya geçilmesi için de hazırladığım raporu sunup, çektiğim diaları sergileyerek Hasankeyf’i tanıtmaya çalışacağım.”

Sular altında kalmaya hazırlanan tarihi zenginliğimiz Hasankeyf’in değerini bütün dünya anlıyor ve çalışma yapmak istiyor. Yukarıdaki sözleri de, Alman Mimar Peter Vansberg söylüyor...

Bir yıl önce bölgede gezi amaçlı olarak gelip incelemelerde bulunan Berlin Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğrencilerinin girişimleri Hasankeyf’le ilgili yeni bir çalışma başlamasını sağladı. Alman öğrencilerin okullarına götürdükleri mağaralar zinciri görüntüleri, fakülteye bağlı enstitünün yöneticilerini harekete geçirdi. Onların girişimi üzerine, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi ile işbirliği içinde Alman Mimar Peter Vansberg ile asistanlarından oluşan heyet çalışmalarına başladı.

Tarihi Hasankeyf ilçesinde bulunan mağaraların gözden kaçtığını belirten uzmanlar, yeniden mercek altına alınmaları için harekete geçti. Dünyanın en büyük mağara hazinesine sahip olan Hasankeyf’te çalışmalara başlayan Peter Vansberg, bölgenin salt görünümüne değil, tarihi eserlerine de hayran kaldığını ifade ediyor, “Hasankeyf mucizelerle kaplı. Tarihi bir zenginliğe sahip. İlk çalışmalarımızda elde ettiğimiz veriler bizi doğrudan hazinelerin adresine taşıdı. Yaklaşık 5000 civarında mağaranın bir arada olması eşine ender rastlanacak, hatta rastlanmayacak bir zenginlik. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi ile işbirliğine geçtik. Hasankeyf tarihini araştırdık. Bir giz gibi saklanan, gözlerden uzak tutulan mağaralar zinciri, dünyanın en büyük hazinesi ve harikalarından biri. Çalışmalarımız sonucunda hazırlayacağımız tanıtım broşürlerini Almanca olarak bastırarak Berlin Teknik Üniversitesi aracılığı ile dağıtacağız.”

Hasankeyf'e sansür

Vansberg, Hasankeyf ilçesi ile ilgili olarak daha önce gazetemiz Evrensel’de çıkan haberlerden duyduğu memnuniyeti de dile getiriyor. Türkiye medyasının Hasankeyf’e duyarsız kalmasından yakınan uzman, Mezopotamya tarihinin yeterince incelenmediğini ve kamuoyuna sunulamadığını ifade ederek, tarihi eserler üzerine son bir yıllık arşivlerinde yer alan haberlerin fotokopilerini alarak bir broşür hale getireceğini belirtiyor. Mimar Vansberg, “Saklı kalmış ve izleri bile gün ışığına çıkartılmayan, yeniden karanlıklara gömülmek istenilen bu şaheser ilçenin, Kültür Bakanlığı ve mimarlık fakülteleri tarafından irdelenmesi gerekiyor. Biz fakülte olarak Hasankeyf’in bu güzel görünümü üzerine projeler hazırlayıp üzerinde çalışmalar yapacağız” diyor.

Mezopotamya uygarlıkları üzerinde araştırmalar yapan Prof. Dr. Olmuş Arık ise, “Kültür ve uygarlıkların kaynaştığı bir pota olan, aydınlanmada öncü rol oynayan Mezopotamya’yı, aynı zamanda tarihle iç içe, zenginliklerin abidesi olarak karşımızda görüyoruz” diyor. Ancak bu abide bugün sular altında kalmak üzere geri sayıyor.

Bilgiler Berlin'de

Almanya’nın başkenti Berlin’de bulunan Amerikan Kütüphanesi’nin Tarih Araştırma ve İnceleme bölümlerinde bilgisayarlara yüklenen ve tamamen Almanca olan Hasankeyf’le ilgili bilgiler bulunuyor. Bu kaynaklar üzerine görüşlerini açıklayan emekli öğretmen ve Araştırmacı-Yazar A. Ballı, dört eserde yer alan ve bilgisayar ortamına aktarılan yazı ile fotoğrafların büyük bir bölümünün çizim olduğunu, bir bölümünün araştırılmadan ve vesikalara dayanmadan verilmiş bilgiler olduğunu belirtiyor. İranlı, Iraklı ve Suriyeli tarihçilerle yapılan incelemelerde, sözü edilen alanların büyük bir bölümünün Ruha (Urfa) ve Harran-Viranşehir’de olduğunu tespit edildiğini söylüyor. Halen Berlin Teknik Üniversitesi’ne bağlı iki akademide çalışmaların sürdüğünü açıklayan Ballı ve Hasan Yıldız, elde edilecek verileri derleyerek Berlin’deki Amerikan Kütüphanesi’ne, Türkçe, Arapça ve Almanca olarak yüklemeler gerçekleştirecek. Hasankeyf ile ilgili görüşlerini de açıklayan Ballı şunları söylüyor, “Aslına bakılırsa bu çalışmalar Harran Üniversitesi’nin asli görevidir. Ama onlar bu ihtiyacı karşılamaktan çok uzak!”

Hasankeyf tarihi





Ortaçağ'ın 'Sarp Kaya'sı
DİCLE IRMAĞI KIYISINDA YÜKSELEN SARP BİR KAYALIK ÜZERİNE KURULMUŞ OLAN HASANKEYF ADI DA, ARAPÇA BİR TAMLAMA OLAN VE "SARP KAYA" ANLAMINA GELEN "HISN KEYFA" DAN GELİYOR VE YÜZYILLARDIR DA AYNI İSİMLE ANILIYOR, "HISN KEYFA" YA DA "HASANKEYF". MEZOPOTAMYA MEDENİYETLERİNİN VAZGEÇİLMEZ KENTİ, BİZANS’IN DOĞUDAKİ KALESİ, İSLAMİYET DÖNEMİ’NİN PAYLAŞILMAZ ŞEHRİ VE OSMANLI’YLA BİRLİKTE GÜNDEN GÜNE YİTİRİLEN BİR HASANKEYF.

Üzerinde birbirinden zengin ve her yönüyle renkli, sayısız coğrafyayı barındıran Anadolu’nun özgün karakteri, üzerinde yaşanmış tarihten, yazılmış öykülerden, anlatılan efsanelerden kaynaklanıyor şüphesiz. Anadolu insanının bu çok renkliliği, evlerinden eğlencelerine, hikayelerinden ağıtlarına kadar bu gelişimi pekiştiriyor, koruyor, sakınıyor..

Akdeniz’in Balkan esintili Rum evleri, Karadeniz’in her yanı çam kokan, gürgen kokan ahşap yapıları, Doğu’nun Güneydoğu’nun toprak damları ve bu kendine has mimarilerde yüzyıllardır yaşanan düğünler, alaylar, şenlikler, cenazeler, bayramlar... Tarihin, doğanın seyrine doyulmaz birlikteliğinin yaşandığı bu topraklarda, Ortaçağ atmosferini solumak bile mümkün olabiliyor. Yüzyıllar öncesinden kalma kalesi, Eyyubilerin, Safevilerin ve egemenlik kurmuş birçoklarının ardında bıraktığı yapıları ve hala mağara evlerinde yaşayan insanların yaşam alanı, ilk Türk İslam başkenti Hasankeyf’te mesela.

Dicle Irmağı kıyısında yükselen sarp bir kayalık üzerine kurulmuş olan Hasankeyf adı da, Arapça bir tamlama olan ve "sarp kaya" anlamına gelen "Hısn Keyfa" dan geliyor ve yüzyıllardır da aynı isimle anılıyor, "Hısn Keyfa" ya da "Hasankeyf". Mezopotamya medeniyetlerinin vazgeçilmez kenti, Bizans’ın doğudaki kalesi, İslamiyet dönemi’nin paylaşılmaz şehri ve Osmanlı’yla birlikte günden güne yitirilen bir Hasankeyf.

Hasankeyf’in tarihine bir yerlerden başlayıp bakmak gerekirse, ilk bilgilerin ancak Bizans’a kadar gittiğini ama mağara-konutlardan anlaşıldığı kadarıyla bunun çok daha eskilere dayandığı söylenebilir.


Hasankeyf İslam egemenliğine girdikten sonra Artukoğulları’nın beyliklerine başkentlik yapmış ve bu dönemden günümüze, kısmen de olsa Dicle Köprüsü, Büyük ve Küçük Saraylar kalmış. Dicle Köprüsü yaklaşık 40 metrelik kemer açıklığıyla, Ortaçağ’ın en büyük köprüsü olarak anılıyor ve hala da bölgenin en görkemli köprülerinden. Dicle kıyısından dik bir biçimde 100 metre kadar yükselen kayalık üzerinde yer alan Yukarı Kent’e, günümüzde dördü kalmış olan yedi kapıyla giriliyormuş. Bu kapılardan günümüze kalmış olan ana kapı tüm sadeliği ve ona inat görkemiyle Artukoğlu sanatının en iyi örneklerinden biri.

Artukoğulları’ndan kenti alan Eyyubiler, Hasankeyf’in önemli İslam merkezlerinden biri olmasını sağlayan camiler inşa etmişlerdir. Hasankeyf’e girer girmez minareleriyle göze çarpan Sultan Süleyman ve El-Rızk Camileri’nin yanı sıra Ulu Cami, Aşağı Kent’teki Koç ve Kızlar Camileriyle, İmam Abdullah Zaviyesi, Eyyubi mimari sanatının en iyi örneklerinden. Kesme taştan Taçkapıları, taş ve alçı üzerine yazılmış çok incelikli kitabe ve bezemelerinin yanısıra alçı bezemeleriyle de dikkat çekiyor bu yapılar.

Eyyubiler’den sonra Moğol istilasına uğrayan Hasankeyf, daha sonra kenti ele geçiren Akkoyunlu beylerinin yazlıklarını yaptıkları bir yer haline gelmiş. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın Otlukbeli Savaşı’nda ölen oğlu Zeynel Bey adına yapılmış, dıştan silindirik içten sekizgen gövdesi ve kubbesi sırlı tuğla ve çinilerle kaplı kümbet, Semerkand üslubunun Anadolu’daki tek örneği olması açısından önemli. Bir süre de Safevi egemenliğinde kalan kent, daha sonra Osmanlı topraklarına katılmış ve Diyarbakır’a bağlı bir sancak olarak giderek önemini yitirmiş.


Tarihi izlerin yanı sıra tüm Hasankeyf yöresi, çeşitli dönemlerde oyulmuş mağaralarıyla da ilginçtir. Yörede yakın zamana değin tüm bölge buğdayının öğütüldüğü otuzu aşkın kayaya oyulmuş değirmen, suyolları, eyvanları ve çok katlı mimarisiyle mağara- konutlar, kayalara oyulmuş yedi mihraplı cami, bazı kiliseler ve mezarlıklar bu bölgenin doğal iskan açısından önemli zenginliklerinden.

Daha önceleri Dicle’nin kıyısından tüm heybetiyle yükselen Hasankeyf, bugün sırtını Dicle’ye vermiş yorgunluğunu atmaya çalışıyor. Tarihinin, üzerinde taşıdığı medeniyetlerin, sorumluluğunu taşımış bugünlere kadar ezilmeden, kırılmadan. Dicle, kıyısında koşup oynayan çocuklarını, kum eleyen yanık yüzlü, kocaman elli işçilerini seyredip, kendi tarihini, üzerinden gelip geçen imparatorlukları düşünüyor. Bahar gelince yükselen davul zurna sesleriyle, düğünleri, halaylarıyla o da çoşuyor, insanıyla birlikte. İnce sesli çoban çocukların türküsü karışıyor doğanın kendi halindeki seslerine, kuzuların melemesine, rüzgarın uğultusuna.

Binlerce yıllık medeniyetin birikimiyle yoğrulmuş bu topraklar, mağaralar, sanatçıların el işleri, acı veren bir biçimde veda edecekler yeryüzüne. GAP kapsamında Ilısu Barajı’nın yapımıyla oluşacak gölün buz gibi suları içine alacak Hasankeyf’i ve bunca insanın evini, çocukluğunu, hayatını. Kültürü ve tarihiyle belki de eşsiz bir vadinin izleri silinip atılacak. İnsanlar doğup büyüdükleri köyleri terk edip herhangi bir bozkırın ıssızlığında yeni bir yaşam kuracaklar kendilerine.

Turkishtime
Türkiye İhracatçılar Meclisi Yayın Organı
15 ŞUBAT / FEBRUARY 2003



Hasankeyf’in kuruluşu hakkında bugüne kadar gün ışığına çıkan net bir bilgi sağlanamamış. Halen devam eden arkeolojik kazılardan elde edilen bulgular ışığında şehrin tarihine ilişkin tartışmalar yapılıyor. Hasankeyf’in jeopolitik yapısı, çok eski bir yerleşim merkezi olduğu ihtimalini güçlendiriyor. Şehir, mağara devrinden kalma 5 binden fazla mağara barındırıyor. Bunlar, yörenin mağara devri başkenti olduğu kanısını uyandırıyor. Arkeolojik kazılardan elde edilen veriler, MÖ 2000-1000 yıllarına kadar gitmesine karşın, kesin bulgulara rastlanmıyor. Hasankeyf’in MÖ 7. yy’da Genç Asurlular döneminde kurulmuş olabileceği iddiası var. Kalenin kuruluşu MS 4. yüzyıla rastlıyor. Bu yüzyılın ortalarında Âmid (Diyarbakır) çevresini ele geçiren Bizans İmparatoru Kostantinos tarafından, bölgeyi korumak amacıyla iki nehir arasında “sınır kaleleri” olarak inşa edilmiş çok sayıda eser bulunuyor.

O dönemde inşa edilen iki kaleden biri olan “kaya-kale” anlamında Hesnâ-Kehpâ (Hasankeyf Kalesi), MS 363’te Erzen bölgesinin merkezi oldu. Kale alanında çok sayıda mağaranın bulunması nedeniyle de dünyanın en büyük mağara merkezi olma unvanını elde etti. Karanlıkta kalan tarihi gibi isminin kökeni konusunda da bir netlik yok. Hasankeyf’in MS 10. yüzyıldan itibaren karşımıza “Hısn Keyfâ” olarak çıktığını görüyoruz. Sular altında kalarak karanlıklara gömülmeye hazırlanan Hasankeyf’in kendisi gibi tarihi de karanlıklar içinde.

Geçmiş dönemlerde bu bölgede hüküm süren uygarlıklar konusunda bir netlik yoksa da, buraya en yakın merkezlerden Âmid (Diyarbakır), Cizre, Viranşehir gibi şehirlerin yer aldığı Mezopotamya bölgesinin tarihine göz atılarak bazı verilere ulaşmak mümkün:

Sümer şehir devletleri MÖ 3200-2350, Akad İmparatorluğu MÖ 2350-2050, Eski Asur İmparatorluğu MÖ 1800-1375, Eski Babil MÖ 3895-1595, Kassitler MÖ 1595-1174, Hurri Mitaniler MÖ 15 ve 14 yy.lar arası, Orta Asur İmparatorluğu MÖ 1375-1047, Yeni Asur İmparatorluğu MÖ 883-612, Yeni Babil İmparatorluğu (Kaldaniler) MÖ 625-539, Pers İmparatorluğu MÖ 539-331, İskender İmparatorluğu MÖ 304-64, Seleukos Krallığı MÖ 64-MS 395, Bizans İmparatorluğu MS 395-637.

Evrensel Gazetesi
7.7.2002







Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

  • Submit Thread to Digg Digg
  • Submit Thread to del.icio.us del.icio.us
  • Submit Thread to StumbleUpon StumbleUpon
  • Submit Thread to Google Google
  • Bookmarks

    Seçenekler
    Stil

    Yetkileriniz
    You may not post new threads
    You may not post replies
    You may not post attachments
    You may not edit your posts

    BB code is Açık
    Smileler Açık
    [IMG] Kodları Açık
    HTML-KodlarıAçık
    Trackbacks are Açık
    Pingbacks are Açık
    Refbacks are Açık



    Bütün Zaman Ayarları WEZ olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:51 .


    Powered by vBulletin Version 3.8.7
    Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
    Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
    Sohbet ve Sohbet odalari sitesi

    Sohbet Chat Forum Oyunlar1