hoSSohbeT.com  Sohbet  forumlari

Anasayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   hoSSohbeT.com Sohbet forumlari > Ülkemizi ve dünyayı tanıyalım,tanıtalım > Türkiye
Kayıt ol Yardım Sohbet Okey Gazete oku Spor gazeteleri Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Türkiye Türkiyemizin güzelliklerini taniyalim tanitalim

   


Etiketler: ,

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 07-08-06, 21:15   #1
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

İSMİ

Ortaçağ İslam tarihçileri tarafından ''HISN KEYFA” adıyla bilinen şehrin birçok isminin daha olduğu tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır. En kuvvetli ihtimal ile tabii kayalardan oluşan müstahkem kalesi ve korunmaya çok e1verişli coğrafi yapısı nedeni ile bu isimi almıştır. İslâm coğrafyacısı Yakut el-Hamevi, buraya Hısn Keybâ da dendiğini ve bunun Ermenice’den geldiğini zannettiğini söyler. Roma tarihçileri buraya Kipas, Cehpa veya Ciphas isimlerini vermişlerdir. Süryanice’de kaya taş manasına gelen “kifa” kelimesine nispetle bu ismin verildiği de söylenmektedir. Müslümanların eline geçmesini anlatan kaynağa göre burası “Hısn Luğûb” adıyla biliniyordu. Osmanlı kayıtlarında ise “Hısnkeyf” olarak geçmektedir.

ANTİK DÖNEMDE HASANKEYF

Milattan önceki dönemlerde Hasankeyf'in ne gibi tarihi gelişmelere sahne olduğu, kimlerin burada hüküm sürdüğü tarihinin karanlık sayfalarından biridir. Bu konuda herhangi bir yazılı kaynak bulunmamaktadır. İleride yapılacak arkeolojik çalışmalar, bu konuya ışık tutacaktır. Yalnız Mezopotamya bölgesine hakim olan kavimlerin en gözde yerlerinden birinin Hasankeyf olduğunu söylemek mümkündür.


BİZANS DÖNEMİNDE HASANKEYF

Miladi ilk asırlarda Hasankeyf, Bizanslılar'la Sasaniler'in arasında el değiştirmiş. Zaman zaman Bizanslılar'ın, zaman zaman da Sasaniler'in elinde kalmıştır. Miladi dördüncü asrın ortalarında Hasankeyf'e sağlam bir kale yapan Bizanslılar, hemen hemen burayı bir daha Sasaniler'e hiç kaptırmamışlardır. Bizans'ın hakimiyeti, müslümanların burayı fethettiği 7. asrın başlarına kadar sürmüştür.

İSLAM DÖNEMİNDE HASANKEYF

Müslümanlar, burayı ikinci halife Hz. Ömer döneminde M.S. 638 yılında feth ettiler. Halifeler döneminin ardından sırası ile Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklar, Eyyubiler ve Osmanlılar buraya hakim oldu. Hasankeyf, tarihi önemini Artuklular'ın M.S. 1101 yılında hakim olmasıyla ile ün kazandı. Bu tarihten itibaren o günkü ismi ile HISN KEYFA, Ortaçağ'ın önemli şehirlerinden biri oldu. Artuklular, bölgenin idaresinde zaman zaman söz sahibi oldukları gibi, Hasankeyf' te de önemli eserler bıraktı. Kuzeyden güneye kıvrılıp giden Dicle Nehri üzerinde yer alması ve o günlerde ticaretin önemli bir kısmının nehir yopluyla yapılması nedeniyle Hasankeyf, ticari ve ekonomik olarak da gelişti. Hasankeyf'i Artuklular'dan alan (M.S. 1232) Eyyubiler, henüz bölgeye tam hakim olamadan Moğol istilası ve harabiyeti ile karşılaştı. Bir çok yerleşim yeri gibi burası da alt üst oldu. Eyyubiler, Moğol şokunu atlattıktan sonra 14. asrın başlarından itibaren Hasankeyf'i yeniden imar etmeye başladı. Özellikle, bugün Hasankeyf, bu yıllarda tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Nihayet Osmanlı'nın gücüne karşı direnmeyen, Safeviler'in baskıları ve iç hesaplaşmalarla iyice yıpranan Eyyubiler 1515 yılında burayı Osmanlılar'a bıraktı. Bu tarihten itibaren şehrimiz tarihi önemini gitikçe kaybederek günümüze kadar geldi.




HASANKEYF





Dicle'nin kıyısında, kayalara ve kayaların uzantısı vadinin içine sığınmıştı Hasankeyf yüzyıllar boyu. Türkiye'nin, doğası, tarihi ve kültürüyle bir bütün olarak korunmuş bu tek Ortaçağ kenti, Batı'nın Doğu ile karşılaştığı bu ilk kavşak, artık Ilısu Barajı'nın suları altında kalacak.

Dicle, aşağılarda, yeni demir köPage Rankünün ayakları arasından çağıldayarak akıyor. Dicle'nin fazla derin olmayan, yarı saydam suyunu gümüşi pırıltılar saçan bir yola dönüştüren güneş bu pırıltılarla bir hayal sahnesi yaratmakta gecikmiyor. Önce, suyun üzerinde birer ceviz kabuğu gibi yalpalayarak ama hızla yol alan karaltılar fark ediliyor. Görüntü giderek netleşiyor, konvoy hâlinde yol alan kelekler artık açık seçik görülebiliyor. Kürekçiler küreklere var güçleriyle asılıyor, dümencinin ise tüm dikkatini Dicle üzerindeki yıkık köPage Rankünün ayaklarına yoğunlaştırdığı belli. "Ortaçağ'ın en gösterişli ve en büyük köPage Ranküsü" olarak tanımlanan bu dev yapının orta kemer açıklığı 40 metreyi buluyor. Kürekçiler içinse ne bu özelliği ne de ayakları üzerindeki kabartma figürler önemli.

Hasankeyfliler, kendilerine mağaralara alternatif olarak sunulan afet konutlarında yaşıyor. Nüfusu 1960'larda 30 bini aşıyordu, bugün 3 bin 600 kişi yaşıyor. Ve Hasankeyf Türkiye'nin en geri kalmış ilçeleri arasında sondan üçüncü sırada. Tek neden, Hasankeyf'i sular altında bırakacağı 30 yıldır söylenen baraj.

Diyarbakır'dan yola çıkmışlar, bilmem kaç gündür yoldalar. Keleklere yüklü 52 tay ( 9620 litre ) buğday ve arpa Musul'a, oradan da Bağdat'a götürülecek. Yıl 1726 belki de 1727. Osmanlı, İran'ın Safevi Hanedanı ile savaşıyor; sınır boylarındaki kalelerde bulunan askerlerin zahire ihtiyacı bu yoldan ulaştırılıyor. Diyarbekir eyaleti, Basra ve civarının ihtiyacını karşılayan bir zahire ambarı gibi.

Yol hazırlıkları uzun sürüyor. Önce kelek tulumları sipariş ediliyor. Kelekçilik bölgede çok eskiden beri yapılıyor.Yolculuk suyun akış yönünde olduğundan kürekçilere pek fazla iş düşmüyor. Yalnızca nehrin yön değiştirdiği noktalarda ya da köPage Rankülerin altından geçerken bütün hünerlerini göstermeleri gerekiyor, hepsi o kadar.

Hısn Keyfâ'daki kalenin eteklerinden, çok önceleri yıkılmış köPage Rankünün ayakları arasından her yıl böyle yüzlerce kelek geçiyor. Bu konvoya kimi zaman Hısn Keyfâ'dan da zahire katılıyor. Tabii taşınan yalnız zahire değil. Bir keresinde Bağdat'taki barut imalathanelerinde kullanılmak üzere 200 kelek ardıç odunu, top döküm kalıpları için toprak, demir, tel ve kalay Diyarbekir'den yola çıkmış, Hısn Keyfâ'dan geçmişti. Basra'daki tophanede, döküm kalıplarının yapımında kullanılan toprak Hısn Keyfâ'dan gidiyordu.

Ilısu Barajı'nın mevcut projesi, baraj gölü su kodunun 527 metre olmasını öngörüyor. Yani mevcut proje uygulanırsa yeni köPage Rankü 26 metre suya gömülecek. Tabii beraberinde bütün kent... Oysa yerleşim tarihi Roma ve Bizans devirlerine kadar inen Hasankeyf Artuklu, Eyyubi, Akkoyunlu egemenliğindeki parlak dönemlerinden kalan yapılarıyla tarihi ve kültürel değerleri bir arada günümüze kadar koruyabilen ender Ortaçağ kentlerinden biri.

Bir keresinde de döküm kalıpları için Hısn Keyfâ'dan 5 kelek toprak, iki kantar demir tel, 8 kantar kalayla birlikte gönderilmişti.Yalnız askeri malzeme değil tüccar malları da bu yolla taşınıyordu. Hısn Keyfâ ise çeşitli malların, renk renk dokumaların satıldığı çarşılarıyla, ta Ortaçağ'dan beri hareketli bir ticaret hayatına sahipti. Burada dokunan sof ve abayi türü yünlü kumaşlar özellikle 16. yüzyılda çok ünlüydü.

Doğu ile Batı, Bizans ile Sasani, Hıristiyan ile Müslüman... Asya'dan gelen Sasani (Pers) ve Türk, güneyden gelen Arap ve İslam batıdan gelenlerle (Roma ve Bizans) bu bölgede tanıştılar ve şüphesiz birbirlerini etkilediler, kültürlerinden izler bıraktılar. Aralarındaki sınır kimi zaman az doğuda, kimi zaman da az batıda kaldı. İS 3. yüzyılda ise Bizanslıların elindeydi artık ve 7. yüzyıla kadar da bir Bizans kalesi olarak kaldı.

Hısn Keyfâ melikesi kentini, fethe gelen Halid bin Velid'in eline hiç savaşmadan teslim etmiş, böylece kenti yıkımdan kurtarmıştı. Saraylar, bahçeler, kale, o zamanlar orta kısmı ahşap olan köPage Rankü, mağara evler, en eskileri Erken Hıristiyanlık dönemine ait mağara kiliseler ve daha sonrakiler... Bir ara Süryani Piskoposluğu'nun merkezi de olan kentte kilise ve manastırlar 11. yüzyıla kadar kullanıldı.

Güneş ufkun altına indiğinde hayal sahnesi yerini gerçek görüntüye bırakıyor. Ufuk, yaşamın ve ölümün simgesi. Karayolunun geçtiği yeni çelik köPage Rankü, eski yıkık köPage Rankünün hemen yakınında. Dicle çok geniş yatağının sadece bir bölümünü kullanıyor. Nehrin sığ sularında biriken kumu römorklarına yükleyen traktörler son seferlerini yapıyor. El Rızk Camii'nde akşam ezanı okunuyor. KöPage Rankü ayaklarının dibindeki sığlıklarda, kümeslerine dönmeden önce son banyolarını yapan kazların çığlıkları... Dicle'nin karşı kıyısında Raman Dağı...Bu mesafeden tamamıyla çıplak gibi görülen Raman, Türkiye'nin güneydoğusunda bir petrol efsanesiydi... Altmışına merdiven dayamış petrol pompaları hiç durmadan dağın eteğinde akan Dicle'yi ve karşı kıyısındaki Hasankeyf'i selamlıyorlar. Hasankeyf onlardan çok daha yaşlı.

Hasankeyf, Hesna de Kepha, Hısn Keyfâ, Cepha, Kastron Piskephas... `İlkçağ Anadolu'sunda, o dünyanın Doğulu süper gücü Persler, Romalılarla sonra da Bizanslılarla burada karşılaştı. Batı'nın Doğu'ya karşı son kalesiydi Hasankeyf. Dicle ve Fırat o dönemlerde güç, hayat ve aynı zamanda felaket kaynağıydı. Dicle'yi geçiş için en uygun noktaydı.

`Bugün ayakta bulunan Hasankeyf Kalesi'nin eski Roma kalesinin bulunduğu yere yapıldığı sanılıyor...'' Hasankeyf'te kazı yapan Prof. Oluş Arık bu kale-kentin tarihini birkaç cümleyle böyle özetliyor. "İslam Devri'nde Diyarbakır'la birlikte Artukluların önemli merkezlerinden olan, tarihinin Asur ve Urartu'ya kadar indiği tahmin edilen Hasankeyf'in bugünkü adının kökeni Asurca kipani (kaya). Bu ad daha sonra `kaya kalesi' olarak Arapça söylenişiyle günümüze gelmiş.''

Akkoyunluların, Artukluların, Emevilerin, Abbasilerin, Bizanslıların, Romalıların ve belki daha eskilerin de kalesi... Bu yaşlı kale-kentin geçmişi hakkında iyi kötü bir şeyler kayıtlara geçmiş. Örneğin, Akkoyunlular zamanında (1461-1482) Safevi Şah İsmail'in geldiği, kız kardeşini Hasankeyf Emiri Halil Şah ile evlendirirken nasıl şenlikli bir düğün yapıldığı ya da daha önceleri Hısn Keyfâ'da yaklaşık bir buçuk asır boyunca (1102-1231/32 yılları arasında) hüküm süren Artuklu hanedanının, bir yandan Urfa Haçlı Kontluğu'yla mücadele ederken bir yandan da ilim ve kültürle nasıl iç içe yaşadığı biliniyor.

Bir Selçuklu kumandanının soyundan gelen Artukluların kendilerine başkent yaptıkları bu kale-kenti saraylar, bahçeler, su tesisleri, çarşılar, hanlar, hamamlar ve taştan güzel evlerle donattıklarını, Dicle üzerine yaptıkları yüksek ve güzel köPage Ranküyü, kurdukları medreselerde tıp, riyaziye, mühendislik, felsefe dersleri okutulduğunu, bu medreselerde ünlü bilginlerin yetiştiğini, kentin yalnız ilim değil ticaretle de ünlendiğini, burada üretilen malların Dicle yoluyla Musul'a ve Bağdat'a kadar gönderildiğini tarih kitapları yazıyor.

Bugün Dicle üzerinde yükselen ayakları bile köPage Rankünün eski görkemi hakkında ipuçları veriyor. Ünlü Artuklu paralarının basıldığı darphanenin yeri, kanallarla getirdikleri suyu kalenin bulunduğu tepeye çıkaran sistem insanı hayrete düşürüyor.

Şimdilik sakin sakin akan Dicle'nin üzerine yapılması planlanan iki baraj var. Biri Cizre Barajı. Şırnak'ın aynı adı taşıyan ilçesinin hemen kuzeyinde. Diğeri ise Cizre'nin yaklaşık 50 kilometre kuzeyindeki Ilısu.

Bir Ortaçağ kalesinin bütün özelliklerini taşıyan Hasankeyf'te kuşatma dönemlerinde Dicle'ye ulaşıp su alma olanağı sağlayan gizli geçitler bulunuyordu.

Kale, ulaşılması en güç noktada, Dicle kenarında bir duvar gibi yükselen kayalığın üzerinde doğallıkla. Zikzaklar çizerek Dicle'ye inen, kayaya oyulmuş gizli geçitler, yine zikzaklar çizerek kaleye yükselen, bu arada yedi kapıdan geçen taş döşeli, basamaklı yol... Bir yanı dev bir yarık; eski kervan yolu. Yarığın iki yanı yaklaşık bir kilometre boyunca kaya duvar, duvarlarda mağara evler, gizli geçitler... Bir yanı bu dev yarığa bakan, bir yanında kayaların duvar gibi yükseldiği basamaklı yol boyunca sıralanan mağara-evler, dükkânlar...

Paul Bowles'in Esirgeyen Gökyüzü'ndeki bir tanımını hatırlıyorum. Turist ile gezgini karşılaştırıyor, `aradaki fark aslında bir ölçüde zaman kavramıyla ilgilidir...'' diyor Bowles. Ben ikisinin arasındaydım galiba. Evet, zamanım kısıtlıydı ama bir gezgin gibi kullanıyordum zamanı. Bir turistin tam tamına bir saatte gezip inebileceği kalede bütün bir gün kalmıştım. Her bir mağaraya girdiğimi söyleyemem. Yanımda Hasankeyfli bir rehberim de vardı ama yine de kimilerine ulaşacak yolu, daha doğrusu kaya geçidini keşfedemedim. Kimileri ise kaleye çıkan basamaklı yolun kenarındaydı. Ahşap kapıları sımsıkı kapalı olanlar dükkânlar olmalıydı.

Rehberim Hikmet Ayhan `Diyarbakır'ın nüfusu 4 binken Hasankeyf'inki 10 bindi. Dicle üzerindeki köPage Rankünün bir yanı Siirt, bir yanı Mardin'di' diye başladı söze. `Otuz yıl önce hep evdi burası. Ben bu çarşıyı faaliyetteyken görmüşüm. Berber vardı, yemek, eczaneci, dişçi, kırık çıkıkçı... Çok muazzamdı,' diyordu.

`Alışveriş merkezi, yaşam buradaydı. Batman iki evdi o zaman. Şimdi oraya giden mallar buraya geliyordu. Burada yün kumaş dokunuyordu, tezgâhlar vardı. Mağaralarda otururken herkes o kumaşlardan elbiseler giyiyordu...''

Dicle kıyısında gizli geçidin yakınındaki `Yolgeçen Hanı' eski günlerle ilgisi olmayan turistik bir mekân.

Anlatmaya kelimelerin yetmediği bütün bu detaylar, bütün özgünlüğünü 30 yıl öncesine kadar koruyabilmiş bir Ortaçağ kentindeki yaşamı, o baş döndürücü karmaşayı en ince noktasına kadar canlandırmak için hazır bekliyor. Hem de inanılmaz bir doğal dekor içinde...

Kaledeki mağara evler 30 yıldır doğanın yıpratıcı etkisi altında. Kimi yerleri çökmüş, olur olmaz yerlerde delikler açılmış. İstediğinden içeri gir. Kimi odaların duvarında küçük nişler, iki yanda oyuklar; lambalıktı belki de. Bazılarında şömine oyuntusu, kayanın içinden yükselen duman gideri... Kimi duvarlarda sıvalar duruyor, kimilerinde Arap harfleriyle yazılmış yazılar... Keşke okuyabilseydim.

Kale içinde kayaya oyulmuş bir küçük cami, El-Rızk Camii'ne tepeden bakan Küçük Saray, yüzü duvar gibi dümdüz tıraşlanmış kaya kütlesinin kenarından aşağıdaki Dicle'yi gözleyen Büyük Saray, kalenin `paratoner kulesi'' de denilen burcu, bir büyük cami... Bu Ulu Cami'de bir kılıç ve tarihi bir kuran bulunduğundan söz ediyor, `hutbe okunurken, imam minberde olduğu sürece kılıç müezzin tarafından sağ elle tutulurdu. Kılıçla alınan kentlerde bu adetti'' diyor Hikmet Aydın. Bu gelenek 1968-69 yıllarına kadar yani halk kaleden ininceye kadar uygulanmıştı.

Bu uzun gezi içinde yalnızca bir kez mola verdim. Karşı kıyıdaki Zeynel Bey Türbesi'ne, bulutların izniyle arada sırada vuran gün ışığını izledim. Her şey ne kadar dingindi. Bir de o iki çoban köpeğiyle yaşadığım kâbus olmasaydı.

Karşılaştığımızda kalenin ayakta kalan son iki kapısından birinden geçmek üzereydik, sürüye yaklaşan kurt görmüş gibiydiler. Korktuğum gibi üzerimize atlamadılar ama o sakin, huzur ortamının bütün sihri bu iki köpeğin hırçın havlamalarıyla uçup gitti.

Aslında, benim yaşadığım kâbusun, bir süredir Hasankeyf'i saran bir başkasının yanında sözü bile edilmezdi. Kendini 30 yıl önce belli etmişti. Sunay zamanıydı diye hatırlıyorlardı Hasankeyfliler. O zamana kadar ĞRoma Devri'nden beriĞ oturulan mağaralardan aşağıda düzlükte kendileri için yapılan afet konutlarına yerleştirilmişlerdi. Ne kadar da iyi niyetle, aslında. Hem insanlar bu devirde mağara yaşamından kurtulsun, hem de tarihi eserler yıpranmasın diye şüphesiz.

Mağaralar... Aralarında dubleks ya da tripleks Roma Devri villaları bile vardı belki. Su getirilmişti, kanalizasyonu da vardı. Kışın sıcak, korunaklı, yazın serin...

Oysa yeni konutlar... Kâbus işte o taşınmayla ilk kez kendini gösterdi. Çünkü Hasankeyf'in aşağı şehriydi burası ve bütün kalıntılar dozerlerle düzlenip atılmıştı söylediklerine göre.

Her şey çok sonraları fark edildi Yeni konutlar için seçilen yerin yanlışlığı da Hasankeyf'i sular altında bırakması planlanan Ilısu Barajı projesi de... Bu arada artık oturulmayan kalede, eski evler ve mağaralar korumasız kalmış, doğanın etkisiyle yıpranma sürecine girmiştir. Hasankeyf nihayet 1978'de 1. Derece SİT Alanı ilan edilir. Ne yazık devlet bir yandan korumaya aldığı bu kenti, diğer yandan sular altında bırakmanın, kendi kararını çürütmenin yollarını aramaktadır...

Geçtiğimiz Haziran ayında Şanlıurfa'da Başbakanlık GAP İdaresi başkanlığında yapılan GAP Toplantısı'nın sonuç bildirgesinde Hasankeyf için şöyle deniyor:

`Birinci Derece Arkeolojik ve Doğal SİT Alanı olan, bütünselliğini koruyabilmiş tek Ortaçağ kenti örneği Hasankeyf bu özellikleriyle Ortaçağ Anadolu kültür sentezinin başlangıç noktasını (ilk adımlarını) temsil eder. Bu nedenle Hasankef'in olduğu gibi korunması birincil bir hedeftir.'

Bu bildirgeyi imzalayanlar üniversitelerden uzmanlar sadece. Peki ama toplantıya katıldıkları halde ne DSİ'den, ne Enerji Bakanlığı'ndan, ne GAP İdaresi'nden bir yetkili ne de Başbakanlık başdanışmanlarından biri... Neden biri olsun imza atmıyor?

Bunun nedeni ancak şimdi, baraj yapımı için bir İsviçre firmalar grubunun (Sulzer-Hydro ve ABB) başkanlığındaki konsorsiyumun çoktan kurulmuş olduğu, İngiltere, İtalya ve İsveç'ten firmaların yanı sıra Türkiye'den Nurol, Tekfen ve Kiska'nın da buna katıldığı ve İsviçre Merkez Bankası'ndan talep edilen kredinin garantilendiği haberlerinin duyulmasıyla açıklığa kavuşuyor. İnşaatın da yakında başlanacağı söyleniyor. Anadolu Ajansı'nın haberine göre de baraj inşaatı 1999'un Mart ayında başlayacak.

Başta UNESCO olmak üzere pekçok uluslararası kuruluş önemli anıtların tehtid edildiği durumlarda alternatif projelerin geliştirilmesi ve anıtların yerinde korunması yönünde aldıkları ilke kararları ve önerileriyle dünya kamuoyunu sürekli uyarıyor. Türkiye de bu kararlara imza atıyor. Belki baraja onay veren Türk hükümeti, uluslararası sözleşmelere attığımız bu imzaların hepimizi bağladığını bilmiyor!..Geniş yatağının yalnızca bir bölümünden akan Dicle'nin getirip kenarlara yığdığı kumlar, kamyonlara yüklenirken kıyıda, yine bu kumsalda kurulan çardaklar bölge halkının eğlence ve piknik alanı oluyor. Sıcak günlerde çardak altına sığmayanlarsa masalarını Dicle'nin serin sularına taşıyor.Alternatif projeler mi? Anıtların yerinde korunması için baraj kodunun düşürülmesi kabul edilebilir en uygun çözüm gibi gözüküyor. Yeter ki bölgedeki enerji potansiyeline bir bütün olarak bakılsın. Duyarlı çevreler ve uzmanlar baraj kodunu 50 metre düşürerek hem Hasankeyf'i sular altında kalmaktan kurtaracak hem de bölgedeki enerji girdisini kat kat arttıracak alternatif projeler üretiyor, ilgililerin masalarına koyuyorlar.

Artık oturup Ilısu baraj projesini yeniden incelemekten ve -kentlerin içinde bulundukları doğal ve fiziksel ortamın ayrılamaz parçası olduğunu unutmadan- Hasankeyf dışarıda kalacak şekilde yeni bir proje hazırlamaktan başka çare gözükmüyor. Baraj, Hasankeyf'in ufkunda Demokles'in kılıcı gibi hâlâ asılı duruyor.






HASANKEYF`TE YETİŞEN BİLGİNLER
1. Alaaddin Haskifi (1612-1677)

Hasankeyf’te doğdu babasının yanında tahsil gördü. Haskifi adı ile anılır. Şam ve Kudüs’se giderek bir çok bilginden ders aldı. Daha sonra Osmanlı Vezirlerinden Fazıl Ahmet Paşa’ dan çok iltifat gördü. Bir çok yerde müderrislik, müftülük ve kadılık görevlerinde bulundu. Alim, fakih ve mühaddis olan Haskifi, hanefi fıkhının temel eserlerinden olan “Dürrül Muhtarın “ yazarıdır. (11 ciltlik İbn’i Abidin sözkonusu eserin şerhidir)

2. Ebu Lutf Haskifi (.......-1455)


Şafii mezhebi alimlerindendir. İsmi Muhammed b. Ali Mahsur b. Zeynel-Arap el-Haskifi El Makdisi’dir. Fıkıh, şiir ve arap edebiyatı alanında ileri derecede bilgi sahibi olup Kudüs’te vefat etmiştir.

3. El- Hatip El Haskifi. (1068-1158)

Hasankeyf7te büyüdü. Bağdat’ ta edebiyat derslerini gördükten sonra Şafii fıkhını öğrendi. Daha sonra Meya Farkin’e (Silvan) geldi ve orada müftü oldu. Aynı yerde vefat etti.

4. İbni Molla “Ahmet b. Muhammed Haskifi. “ (1531 - 1599)

İbni Molla adı ile meşhurdur. Şafii alimlerindendir. Halep’e yerleşti. Müsbet bilimleri tahsil etti. Halep yakınlarında eşkiyalar tarafından şehit edildi

5. Ebul İz El Cezeri

Hasankeyf’te öğretim görevliliği ve mühendislik yapmıştır. Günümüz kompitürün babası. Sibernetik ve oto kontrol biliminin kurucusu sayılan El Cezeri mekanik ve otmasyon alanında 50 projesi mevcuttur. Projeleri 3. Ahmet Kütüphanesinde orijinal eseri olan “Kitap El Hilye vel Marife vel Hendesede” bulmak mümkündür. Robot, otomotik abdest alma makinası, emme basma tulumbaları, kandil saatleri ve müzik çalan sazlar kendi eserleridir. Amerikan Bostan Üniversitesi eserini 1974 te ingilizceye tercüme etmiş, İTÜ Teknoloji Enstitüsü de projelerini uluslar arası sergilerde tanıtmaktadır. Günümüz de Amerikan ve alman Üniversiteleri El Cezeri’ nin mekanik biliminden faydalanmaktadır.




KURULUŞUNDAN ARTUKLULARA KADAR

Yukarıda milattan önce kimlerin elinde kaldığını bilmediğimizi ifade etmiştik. Milattan sonraki asırlarda Bizans ve Sasanilerin mücadele sahası olmuş, kimi zaman Bizanslıların, kimi zaman da Sasanilerin eline geçmiştir. M.S. 4. asrın ortalarında Bizanslılar buraya yaptırdıkları sağlam kale ile bölgedeki ve Hasankeyf’teki hakimiyetlerini pekiştirmişlerdir. Muhtemelen bir daha burayı Sasanilere kaptırmamışlardır.

Müslümanlar Hasankeyf’i Hz. Ömer döneminde h.l 71 m. 638 yılında fethettiler .Bu tarihten itibaren Hıristiyan ahali burada yaşamakla birlikte hep Müslümanların hakimiyetinde kaldı.Önce Emeviler, sonra Abbasiler tüm bölge ile beraber Hasankeyf’e de hükmettiler. Bu dönemde Hasankeyf'in stratejik bir önemi olmadığı için pek dikkatleri çekmedi. Hamdaniler (m.906-990) ve Mervanilerin (m.990-1096) hakimiyetleri döneminde Hasankeyf aynı özelliğini korudu. Bu hanedanlar Hasankeyf’i merkez edinmediklerinden burayı temsilcileri vasıtası ile idare ettiler. Günümüzde civardaki ''Mervani'' (Akyar) Köyü ve o yönden Hasankeyf e getirilen su yolu dışında Mervanilerle ilgili bir ize rastlanmıyor.



COĞRAFİ YAPISI

Dicle nehrinin doğu kıyısında yer almaktadır.Güneyinde, güneydoğu Midyat Dağları, kuzeyinde ise Türkiye’nin petrol ürettiği Raman Dağları yer almaktadır. İlçenin kuzeyinde Beşiri ilçesi ile Batman merkezi, güneyinde Gercüş ilçesi, doğusunda Siirt ili, batısında ise Gercüş ilçesi ile Batman merkezi bulunmaktadır. İlçenin kuzey cephesinde, boydan boya kıvrımları ile sınırlayan Dicle nehri bulunmaktadır. Karasal iklimin hakim olduğu ilçede en yüksek sıcaklık 40-43 derece, en düşük derece de 6-8 derece olmaktadır. Yıllık ortalama yağışlı gün sayısı 90’dır.





HASANKEYF’TE ARKEOLOJİK KAZILAR

Hasankeyf’in, ILISU barajı suları altında kalması ihtimali ortaya çıkınca burada arkeolojik kazılar yapılması gerektiği anlaşıldı ve 1986 yılında bu kazılara başlandı. Birkaç yıl devam eden kazılara, bölgedeki olumsuz şartlar nedeniyle bir süre ara verildi. 1998 yılında yeniden başlayan kazılar halen devam edilmektedir. Kimi tarihi eserlerin mimari yapısını ortaya çıkaran kazıların uzun süre devam etmesi ve bütün yönleri ile Hasankeyf’teki yer altı medeniyetleri ortaya çıkarması bekleniyor.

Kazılarda bir çok arkeolojik bulgulara ulaşıldı. Bu bulgular halen GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından inşa edilen Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altına alınmıştır. Kazılar, büyük oranda GAP İdaresi tarafından finanse edilmektedir. Kültür Bakanlığı da parasal destekte bulunmaktadır.



__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yayamaz Kayimca Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
ÇiNgEnE (09-09-08)
Alt 07-08-06, 21:24   #2
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

SİYASİ TARİHİ

ARTUKLULAR DÖNEMİ

Hasankeyf’in parlak dönemi M.11O1 yılında Artukluların buraya sahip olması ve merkez edinmesi ile başladı. Selçuklu sultanı Melikşah'ın komutanı Artuk'un oğlu Sökmen bu tarihte Hasankeyf’e yerleşerek Hasankeyf Artukulularının temelini attı. M.I232 tarihine kadar burada ve Amid (Diyarbakır) deki hakimiyetleri devam etti. Buraya hükmeden Artuklu hükümdarlarından Rükneddin Davut b. Sökmen (1112-1144) ile yerine geçen oğlu Fahreddin Karaaslan ( 1144-1167) döneminde Hasankeyf'in mamur bir şehir haline geldiği günümüze ulaşan eserlerden anlaşılmaktadır.Bu iki hükümdar siyasi olarak çok hareketli oldukları, bölgedeki mücadelelere aktif olarak katıldıkları gibi, şehri imar etmeyi de ihmal etmediler.

Diyarbakır (Amid)’ın 1183 Salahaddin Eyyubi tarafından alınarak Hasankeyf Artuklularına hediye edilmesi ile Artuklular Diyarbakır’a yerleştiler. Artuklular bu tarihten yıkılışa kadar (1232) Hasankeyf’i temsilcileri vasıtası ile buradan idare ettiler. Bu gelişme Hasankeyf’in stratejik önemini gerilettiği gibi mimari gelişmesini de aksatmıştır. Artukluların Hasankeyf’te kurdukları darphanelerde para bastıkları, medreseler yaptıkları, kaleye su çıkardıkları, köPage Ranküyü ve Büyük Sarayı inşa ettikleri kaynaklardan anlaşılıyor.



EYYUBİLER DÖNEMİ

Eyyubiler, 1232 yılında Hasankeyf’i. aldıklarında burayı mamur bir şehir olarak buldu1ar. Ancak i1k etapta gerek siyasi gerek mimari açıdan atak olmadılar. 12601ı yı1larda Moğo1ların bölgeyi harap etmesi Hasankeyf’i de etkiledi. İlk etapta Hülagu'nun katına çıkan Eyyubi sultanı Takyeddin Abdullah (1249-1294) Hasankeyf’i harap olmaktan kurtardı. Hükümdarın Eyyubi nes1inden geldiğini öğrenen . Hülagu ona iltifat etmiş ve tüm ülkesini ona bağışlamıştır. .

1301 yılında Hülagu'nun yerine geçen oğlu Gazan komutasındaki moğo11ar bölge ile beraber bu sefer Hasankeyf’i de harap etti. Hasankeyf Moğol afetinden fazlası ile nasibini aldı. Moğol şokunu üzerinden atan Eyyubiler Hasankeyf’i yeniden imar etmeğe başladılar. Bu gün Hasankeyf’te mevcut birçok eserde imzası bulunan El Melik El Adil Sultan Süleyman (1378-1432) zamanında bu imar faaliyetleri zirveye ulaştı. Hasankeyf, Artuklu dönemindeki haşmetine yeniden kavuştu.

Bu sultandan sonra Hasankeyf’te duraklama dönemi başladı. Hükümdarların iç çatışmaları, bölgedeki güçlü devletlerin nüfuzu altında olmaları, hem onları hem Hasankeyf’i zor durumda bıraktı. Akkoyunluların (1461-1482) Hasankeyf’e tamamen hakim olması Eyyubilerin gücünü iyice kırdı. 1482 de burayı tekrar ele geçiren Eyyubiler bu sefer Safeviler'in baskısı ile karşı karşıya kaldı.

Osmanlılar 1515 yılında bölgeyi İdris-i Bitlisi'nin gayretleri ile ele geçirince, burası da Safavilerden temizlenerek Osmanlı hakimiyetine geçti. Ancak mahal1i idare yine Eyyubilere bırakıldı. Eyyubilerin bu zorluklarla beraber saltanat kavgası içine girmesi sonlarını hazırladı. 1524 de son Eyyubihükümdarı Melik Halil’in saltanattan feragat etmesi ile Eyyubiler tarihe karıştı.


OSMANLILAR DÖNEMİ

Hasankeyf’in içinde bulunduğu bölge Osmanlıların eline, Diyarbakır eyalet merkezi kabul edilmiştir. Hasankeyf bu idari düzenlemeye göre liva (sancak, kaza) merkezi olmuştur. Osmanlı kayıtlarına göre 16. asırda şehir gelişmiş, 10 000’e yakın bir nüfusu barındırmıştır. Bu sıralarda Hıristiyan nüfusu oranı yüzde atmışı bulmaktadır. Osmanlı dönemi Hasankeyf’in idari sınırları bir hayli geniş olduğu anlaşılıyor. Bu günkü Batman’ın tümü ile Siirt ilinin (merkez dahil) önemli bir kısmı ve Mardin’in Midyat, Dargeçit, Ömerli ilçeleri Hasankeyf’e bağlı olmuştur.

Ancak buranın idari ve stratejik önemi zamanla azalmıştır. 19. yüzyılın ortalarına geldiğimizde Hasankeyf, Midyat ilçesine bağlı bir nahiye konumuna gerilemiştir. Cumhuriyete kadar bu durum devam etmiştir.



CUMHURİYET DÖNEMİ

Hasankeyf, cumhuriyet ile beraber Mardin’in Midyat ilçesine bağlı bir nahiye idi. 1926 yılında Gercüş’ün ilçe yapılması ile buraya bağlanmıştır. İ990 yılına kadar idari statüsü böyle devam etmiş, 1990 yılında Batman’ın il olması ile Hasankeyf de ilçe yapılarak buraya bağlanmıştır.

Hasankeyf, insanlık tarihinin çok önemli yerleşim yerlerinden biri olmasına rağmen son 20-30 yıla kadar pek dikkatleri çekmedi. Paha biçilmez kültürel değerine rağmen hep ihmal edildi. 1970’li yıllardan itibaren ILISU Barajı projesi ile birlikte gündeme geldi. Hasankeyf’in sular altında kalmaması gerektiği, gerek ulusal bazda,gerekse uluslar arası düzeyde dile getirildi. Hasankeyf’in kurtarılması yönündeki çabalar 2003 yılında sonuç verdi. T. C. Başbakanı Hasankeyf’i kurtaracaklarını kamuoyuna duyurdu. Bu tartışmalar nedeniyle Hasankeyf, kimi ülke gündemini işgal etti.

Öte yandan Hasankeyf’teki kültür varlıkları, içinde bulundukları şehir ile birlikte 1981 yılında Kültür ilgili birimlerince koruma altına alınarak SİT alanı ilan edildi. 1986 yılından itibaren de arkeolojik kazılara başlandı. Bu kazılar halen devam etmektedir.

Hem Sit alanı olması, hem de baraj suları altında kalacak düşüncesi, ilçenin gelişimini engelledi. Son yıllarda Türkiye’de yapılan araştırmada bütün tarihi zenginliğine rağmen ülkenin en geri, fakir üç ilçesinden biri oldu. 2003 yılı ve sonrasında Hasankeyf’in artık sular altında kalmayacak olması, hem ilçenin gelişmesine, hem de bölge ekonomisine olumlu katkıda bulunması bekleniyor.

İlçe, ekonomik olarak gerilediği gibi, nüfus olarak da gerilemiştir. Bölgedeki son 15-20 yıldaki olağanüstü durumlar da eklenince bu gerileme dramatik bir duruma gelmiştir. 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 7500’ün altında kalmıştır. İlçenin cumhuriyet dönemi nüfusu aşağıda tabloda gösterilmiştir.





__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 21:28   #3
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...



RESİMLER







Kale'den Dicle Nehri, Eski KöPage Rankü ve Modern KöPage Rankü
Hasankeyf'te Bir Caminin İç Kubbesinden Bir Enstantane
Kale Başı Eski Şehir Hasankeyf
Yeni ve Eski Şehir Hasankeyf Bir Arada
Kale Genel Görünümü
Kale Genel Görünümü

Dünyanın İlk ve Tek Açılır ve Kapanır Taş KöPage Ranküsü

Sarp Kayalar Üstüne Kurulan Şehir





__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 21:29   #4
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

Sağ Tarafta Taş KöPage Rankü Sol Tarafta Hasankeyf

Akşam Üzeri Taş KöPage Rankü

Taş KöPage Rankü ve Kale

Taş KöPage Rankü Ayağından Bir Enstantane






Kayalara Oyulmuş Mağaralar ve Minare
Dünyanın İlk ve Tek Açılır ve Kapanır Taş KöPage Ranküsü
Hasankeyf Genel Görünümü
Harabe Haline Gelen Sultan Süleyman Camii, Minaresi
Bizanslara Ait Kayalara Oyulmuş Mezarlar
Mağara Kilise

Doğal Bir Kaya Figürü

Mağaralar Ve Hasankeyf Kalesi
Kayalara Oyulmuş 5000 Mağaradan Birkaçı

Dicle Nehri Kenarında Kurulmuş Yeni Hasankeyf

8 Mihraplı Hz.Ali Camii

Kaleden Hasankeyf Genel Görünümü




Kale Başındaki Eski Şehir Hasankeyf
Ulu Camii Kale Başı Hasankeyf
Kaleden Dicle Nehri ve KöPage Rankü Görünümü
Kaleden Dicle Nehri ve KöPage Rankü Görünümü
Kaleden Hasankeyf Genel Görünümü
Zeynel Bey Türbesi ve Hamam Görünümü







Akkoyunlu Hükümdarı Zeynel Bey'e Ait Türbe
Kale Giriş 1. Kapısı
El Rızk Camisi Girişi,Allah'ın 99 İsmi Yazılı Kitabe
__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 21:38   #5
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

TARİHİ ESERLER
A) ARTUKLU ESERLERİ

a)KÖPage RankÜ

KöPage Rankünün üzerinde herhangi bir kitabe olmadığından kesin yapılış tarihi bilinemiyor . Sadece Ortaçağ tarihçilerinden İbn Havkal köPage Rankünün 1116 yılında Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığını söylüyor; ancak bu tarih, Karaaslan'ın babası Davut'un saltanat yıllarına denk geliyor. Bu tarihi çelişkiyi bir yana bırakan araştırmacılar, köPage Rankünün üzerindeki taşçı işaretleri ve figürlerden hareket ederek, eserin Artuklular'a ait olabileceğini söylüyorlar. Hasankeyf'in Müslümanların eline geçmesini anlatan kaynakta burada açılıp kapanan bir köPage Ranküden bahsedilmektedir. Bu yüzden köPage Rankünün antik dönemlere ait olabileceği, veya antik temeller üzerine Artuklular tarafından yapılmış olabileceği ihtimali akla geliyor. Hasankeyf köPage Ranküsünün, Batman (Malabadi) köPage Ranküsüyle benzer olması, Artuklular tarafından yapıldığı ihtimalini güçlendiriyor .


Kemer açıklığı itibarıyla Ortaçağ'da yapılan köPage Rankülerinin en büyüğüdür. Ortadaki büyük kemeri taşıyan iki orta ayağın arasındaki açıklık 40 metredir.

Ayaklar, akıntı tarafında üçgen, diğer tarafta da dairevi şekilde yapılmıştır. Ayakların dış cephesi kesme taştan yapılmış, bu kesme taşlar tek tek birbirine madenî kramplarla kenetlenmiştir. Muhtemelen köPage Rankünün kemerleri de kesme taşlardandı. Şu anda yıkılmamış olan doğudaki kemer, hayret verici büyüklükteki kesme taşlardan örülmüştür. Batıdaki yıkılmayan kemer ise; kırılma noktasına kadar kesme taştan, ondan sonrası da yassı geniş tuğladan örülmüştür. Araştırmalara göre köPage Rankünün en büyük kemerinin orta kısmı ahşaptandı.


Düşman şehre saldırdığı zaman bu ahşap kısım yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi engellenirdi. Bu özellik şehrin savunması açısından bir avantaj ise de köPage Rankünün dayanaklığı açısından dezavantaj olmuştur. KöPage Rankünün bir diğer ilginç özelliği de orta ayakları üzerindeki figürlerdir. Tahrip oldukları için bu figürlerin ne anlam ifade ettikleri tam bilinemiyor .

Eyyubiler döneminde 1349 tarihinde köPage Rankü Melik Adil tarafından tamir edilmiştir. Ayrıca 15. asrın sonlarında Akkoyunlular zamanında da tamir gördüğü tarihî kayıtlarda anlaşılmaktadır. Ne zaman yıkıldı ise bilinmiyor.

b) BÜYÜK SARAY


Kalenin kuzeyinde Ulu Camii'nin altında yer almaktadır. Büyük ölçüde yıkılmış ve göçükler altında kalmıştır. Kuzeye, nehre bakan cephesi yuvarlak payandalarla desteklenmiştir. Sarayın girişi bu cephenin ortasında yer alıyordu. Kuvvetli ihtimalle alt katı dükkan ve depolardan, üst katı ise meskenlerden oluşuyordu.

Yapının en önemli özelliği binadan bağımsız, giriş kapısının karşısında dikdörtgen bir kulenin yükseliyor olmasıdır. Burası kesme taşlardan örülmüş, köPage Rankü ayaklarında olduğu gibi taşlar madeni kramplarla kenetlenmiştir. Bu özelliğinden dolayı dibindeki kasıtlı tahribata rağmen kule yıkılmamıştır. Burası ya bir gözetleme kulesi; ya da yıldırımlık görevi yapıyordu. Sarayın üzerinde hiç kitabe olmamakla beraber, yapıdaki taşçı işaretleri köPage Ranküdeki işaretlerle benzerlik arz ettiğinden Artuklular tarafından yapıldığı söylenebilir.



B) EYYUBİ ESERLERİ

a) KALEDEKİ ULU CAMİ

Eser 1325 yılında Eyyubi Muciruddin Muhammed tarafından yapıldı. Tarihi kayıtlardan buranın bir kilise kalıntısı üzerinde inşa edildiği anlaşılıyor. Giriş kapısının üzerindeki kitabeden, birbirine eklenerek yapılan mekanlardan eserin birçok değişikliğe uğradığı anlaşılıyor. Halen Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altında olan minberin yan ahşap parçalarının üzerinde ''798 (1396) senesinde yaptı'' ibaresi yer almaktadır. 500 yıl önce yapılan bu ahşap süslemelere ve güzel kitabeye hayran olmamak mümkün değildir .

Minaresi ise cami gibi kısmen harap durumdadır. Moloz taşlar ile yapılan minarenin kuzey cephesinde alçı süsleme ve alçıdan yazılmış kitabe mevcuttur. Bu kitabeden minarenin 927/1520 tarihinde yapıldığı anlaşılıyor .


b) EL-RIZK CAMİİ


Dicle Nehrinin doğusunda köPage Rankü ayağına yakın bir mevkide yer almaktadır. Portal girişindeki kitabeden eserin Eyyubi Sultanı Süleyman tarafından 811/409 tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kitabenin orta kısanında bitkisel süslemelerin içine Allah'ın doksan dokuz ismi yazılmıştır .

Bu gün caminin asli yapımdan, sağlam olarak sadece minare kalrnıştır. Minarenin üzerindeki süsler, Arapça Kufi yazılar hayranlık verecek kadar güzeldir. Minarenin en önemli özelliği de çift merdivenli olmasıdır.

Bugün avlunun güneyinde kalan duvar kalıntısı ise; caminin asıl ibadet mekanının giriş kapısını, sağda ve solda iki tane daha kapıyı içine almaktadır. Bu kapıların üstü çok güzel ayet yazıları ile süslenmiş; ancak bu yazılar büyük ölçüde harap olmuştur .Özellikle ortadaki kapının süslemeleri bitkisel motiflerle oyulmuş, taşları dikkate değerdir; ancak süslü taşların çoğu düştüğünden eserin bütünündeki güzellik kaybolmuştur .

c) SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ

Cami minaresi kaidesinin doğu cephesinde yer alan kitabeye göre eserin 809/1407 yılında Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yapılmış. Minare; bitişiğindeki avlu giriş kapısı, kapının güneyindeki çeşme özenle kesme taşlardan yapılmış ve süslenmiştir. Çeşme üzerindeki kitabeye göre burası yine Sultan Süleyman tarafından 818/1416 tarihinde yaptırılmıştır .

Yapının en dikkate değer bölümü minaresidir. Dikdörtgen olan minare kaidesinin her cephesinde birer Arapça kufi yazı yer almaktadır. Kaidenin üzerinde yükselen silindirik gövde şerefeye kadar dört kuşaktan oluşur. Her kuşak farklı şekilde süslenmiştir. Şerefeden yukarısı ise yıkılmıştır. Ne zaman ve nasıl yıkıldığı pek bilinmiyor. Şu anda minare gövdesinde yıkılma tehlikesi arz eden çatlaklar oluşmuştur .

Sultan Süleyman'ın mezarı, ibadet mekanına girerken eyvanın doğusunda yer alan odacıkta bulunmaktadır. Eser büsbütün harap ve sahipsiz olduğu için, bugün mezar olduğu nerede ise belli değildir. Caminin kubbesi ve kubbenin taçlandırdığı ibadet mekanının etrafı alçılarla dikkat çekici şekilde süslenmiştir .

ç) KOÇ CAMİİ

Sultan Süleyman Camii güneyinde yer alır. Genel özelliklerinden ve alçı süslemelerinden Eyyubilere ait olduğu tahmin ediliyor. Yer yer sökülmesine rağmen; Hasankeyf’te en canlı alçı süslemelere sahip eserdir. Etrafındaki yapılardan bir külliye içinde yer aldığı anlaşılıyor. Kitabesi olmadığından kesin olarak hangi tarihte ve kimin tarafından yapıldığı bilinmiyor .


d) KIZLAR CAMİİ

Koç Camii’nin hemen doğusunda yer alır. Kitabesi olmadığından yapılış tarihi ve kimin tarafından yapıldığı bilinmiyor. Bu gün cami olarak kullanılan eserin aslında bir anıt mezar olduğu araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Cami girişinin sağındaki köşede bulunan anıt mezarın kubbesi ve mezar kalıntıları halen mevcut diğer üç köşedeki mezar odaları ise tadile uğramıştır.

Yapının kuzey cephesi duvarı kısmen korunmuştur. Gerek cami girişi; gerekse pencere etrafındaki motifler, süslemeler aslî yapının ne kadar güzel olduğu konusunda insana fikir veriyor. Bu kuzey cephenin köşelerinde bulunan türbelerin duvarlarında bitkisel süslerle beslenmiş kufi yazı ile zarif bir şekilde besmele yazılmıştır. Yapının genel özelliklerinden Eyyubilere ait olduğu tahmin ediliyor .

e) İMAM ABDULLAH ZAVİYESİ

Betonarme köPage Rankünün batı yakasındaki tepecikte yer almaktadır .Bazı rivayetlerden; buranın Hz. Peygamberin amcası Cafer-i Tayyar'ın torunlarından İmam Abdullah'a ait olduğu anlaşılıyor. Sultanı Takyeddin Abdullah (1249-1294) zamanında bir hizmetçi, rüyasında İmam Abdullah’ın bu civarda şehit düştüğünü görüyor. Sultanın izin vermesi ile yapılan araştırmada merhumun naaşı tespit edilerek defnediliyor. Eserin ayakta kalan tek bölümü kubbeli mezar kısmıdır. Kubbenin etrafındaki külliye bölümleri tamamen harabe olmuş, kubbenin bitişiğindeki kule biçimindeki minare de kısmen harap olmuştur. Kubbenin girişinde yer alan kitabede yapının 878/14 78 tarihinde Akkoyunlular tarafından tamir edildiği ifade ediliyor.Halen Diyarbakır müzesinde koruma altında bulunan göz kamaştıran oyma ahşap kapı, orijinal hali ile günümüze ulaşan birkaç ahşap parçadan biridir.

f) KALE KAPISI

Doğudan kaleye çıkan merdivenli yolun başlarında yer alır. Üzerindeki kitabeden 820/1416 Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. 580 yıldır ayakta kalabilen kapıda, dayandığı kayaların çökmesi nedeni ile tehlikeli çatlaklar oluşmuştur. Yıkılmaması için acilen tedbir alınması gerekir. Kapının ön cephesi kesme taşlardandır. Buna karşılık arka cephesi eklentilerle beraber molozlardan yapılmıştır. .Muhtemelen arka cephede muhafızlar için yerler vardı. İkinci kapı olarak bilinen bu kapının hemen altında 8-10 yıl öncesine kadar bir kapı daha vardı. Bu kapının iki kenarında iki aslan kabartması oyulmuş süslü taşlar mevcuttu. Yıkılan bu kapının bazı taşları Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altındadır.


Doğudan kaleye çıkılan yolun üst taraflarında da üçüncü bir kapı daha yer almaktadır. Kapı üstten harap olmuştur. Gerek ön cephesinde gerekse yan cephesinde dikdörtgen levhalar içinde yazılar yer almaktadır. Alınlığın üstünde bir kitabe olduğu anlaşılıyorsa da; tahrip olmuştur. Bazı özelliklerinden dolayı Eyyubilere ait olduğu tahmin ediliyor.

g) KÜÇÜK SARAY

Kalenin Kuzey-Doğu ucunda bulunmaktadır. Kayalar aşağıdan itibaren saraya uygun bir şekilde yontulduğu için dev bir kule görünümünü arz etmektedir. Tarihi kaynaklardan 1328 yılında Eyyubi Muciruddin Muhammed tarafından yapıldığı anlaşılıyor.

Hasankeyf’teki birçok kubbe ve tonoz yapılarda olduğu gibi, bu sarayın tonozu da; bol harcın içine gömülmüş çanak-çömleklerden yapılmıştır.

Kuzeye bakan cephedeki pencerenin üstünde iki aslan kabartması, bu kabartmaların ortasında da kufî levhalar yer almaktadır. Tarihi kayıtlardan sarayın duvarlarının göz alıcı bir şekilde süslendiği, altın harflerle yazılar yazıldığı anlaşılıyor. Ancak; bu yazılar tamamen silinmiş veya sökülmüştür .




Gerek Artuklular; gerekse Eyyubiler döneminde Hasankeyf’in tarihî önemi göz önüne alındığında yapıların yukarıda saydıklarımızdan daha fazla olduğu söylenebilir.

C) AKKOYUNLU ESERİ ZEYNEL BEY TÜRBESİ

Daha önce ifade edildiği gibi, Akkoyunlular 1462-1482 yıllarında Hasankeyf’e tam hakim olmuşlardır. Bu dönem içinde Hasankeyf'te bıraktıkları tek eser Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey Türbesi'dir. Dicle’nin kuzey yakasında yer alan bu eserin giriş kapısı üzerindeki kitabede, buranın Zeynel Bey'e ait olduğu ifade ediliyor.

Eser dıştan silindirik, içten ise sekizgen bir özellik arz eder .Türbenin silindirik gövdesi üzerinde turkuvaz ve lacivert, sırlı tuğla ile dört kuşak oluşturulmuştur. Birinci kuşakta '' ALLAH'' , ikinci ve üçüncü kuşaklarda baş kısmında “AHMET'' devamında ise ''MUHAMMED'' dipteki son kuşakta ise “ALİ'' isimleri hayranlık verici bir şekilde yazılmıştır.

Hem kapı hem de güneydeki pencere aynı renkteki sırlı tuğlalar kullanılarak süslenmiştir. Yapının birçok yerinde, bu sırlı tuğlaların söküldüğü, kasıtlı bir tahribatın yapıldığı göze çarpıyor .

Üst kubbesinde aynı tarzda süslerin izleri hala mevcuttur. Üst kubbedeki çatlakların gittikçe açıldığı ve yıkılma tehlikesi arz ettiği görülmektedir.

Ç) HASANKEYF KALESİ

Kalenin iskan yeri olarak kullanılması, milattan önceki binlerce yıla dayandığı söylenebilir. Bu konuda kesin bir tarih tespit edecek hiçbir bilgi ve bulguya sahip değiliz. Kale haline dönüştürülmesi M.S. 363 yılında olmuştur. Bu tarihte Bizanslılar; Sasanilere karşı Hasankeyf’e bir kale yapmış ve sınırlarını koruma altına almıştır.

Kale bütünü ile tabii kayalardan oluşmuştur. Biri doğuda biri batıda olmak üzere iki merdivenli yol ile buraya ulaşılmaktadır. Doğudaki yol hayli geniş, moloz taşlarla döşenmiş ve aralıklarla yapılan kapılarla tutulmuştur. Bu kapılardan biraz önce söz etmiştik. Hatta Artuklular döneminde bu yolun üzerinde yedi tane kapının yer aldığı tarihler de geçmektedir.

Kalenin kuzeyinde kayalara oyulmuş, tamamen gizli ama şimdi tabii yıkılmalar sonucu kısmen ortaya çıkmış iki merdivenli yol bulunmaktadır. Normal yollarla kaleye su çıkarılamadığı dönemlerde kale sakinleri bu merdivenli yollarla Dicle'den su ihtiyaçlarını karşılamışlardır.

Bu merdivenlerdeki tabii yıkılmalara bakılırsa antik dönemlere ait olabileceği ihtimali akla geliyor.

Kaleden daha yüksek mevkilerde yer alan membalardan zaman zaman yerlere toprak künkler yerleştirilerek; zaman zaman da kayalar oyularak su, kaleye ulaştırılmıştır. Kalenin dikkat çeken bir özelliği de; buraya gerek Eyyubiler, gerekse Artuklular döneminde kaynak suyu çıkarılmış olmasıdır.

Uzundere Köyü'ne gidilirken kalenin bir km. ilerisinde yolun sağındaki kayalarda oyulan su yollarının izleri açık bir şekilde görülmektedir. Yıkılmayan yerler incelendiğinde; kayalardaki bu su yollarının tamamen gizli olduğu anlaşılmaktadır. Sular cazibe ile kalenin kuzeyinde yer alan büyük havuza (depoya); oradan da açılan kanallarla kalenin her tarafına ulaştırılmıştır.

Artuklular döneminde hangi hükümdarın kaleye su çıkardığını bilemiyoruz. Buna karşılık Eyyubilerden Küçük Sarayı yapan Muciruddin Muhammed'in 1328 yılında kaleye su çıkardığını kaynaklardan öğreniyoruz. Hatta kalede bu tarihten sonra ağaçların ve ekinlerin ekildiğinden bahsedilmektedir. Kaledeki Ulu Cami güneyinde, 100 metre ilerde hamama benzeyen yapılar mevcuttur. Bu da kaleye bol miktarda suyun çıktığını göstermektedir. Hamamın bu günkü halinden daha sonraları kumaş dokuma atölyelerine dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Kalede yapılacak bir araştırmada, buna benzer bir çok kumaş dokuma atölyesi olduğu görülecektir.

Ulu Cami güneyinde geniş bir meydan vardır. Meydanın doğusu Büyük Saray kalıntılarına kadar mezarlığa dönüştürülmüştür. Kaynaklardan bu mezarlıkların yerinde, kale kapısına bakan noktada Eyyubiler döneminde bir büyükçe Eyvan yapıldığı anlaşılıyor. Gerçekte bu mevkide büyük taşlarla yapılmış duvar kalıntılarına rastlanmaktadır. Kale, tabii kayalardan oluşmasına rağmen, her tarafında burç izine rastlanmaktadır. Şüphesiz bunların amacı, kaleyi düşman saldırılarından korumak değildir. Herhalde kale sakinlerini düşme tehlikesinden korumak için bu burçlar yapılmıştır.

Tarihlerde buranın silah zoru ile ele geçtiği yazılmıyor. Yalnız; Moğollar döneminde şehir gibi, kale de harap edilmiştir. Kuzeyi Dicle ile çevrili kalenin, diğer taraflarında derin yarıklar vardır. Kuzeyden geniş olan kale, güneye gittikçe daralmaktadır. Kaledeki evlerin çoğu, oyulmuş mağaralardan oluşuyor. Genellikle bir-iki odadan ibarettir. Bir kaç odadan ibaret geniş olanları da vardır. Büyük Saraya doğru giderken sağda bulunan Cami'u-l Harap'ta, sonradan oraya konduğu anlaşılan bir kitabe parçası vardır. Kısmen aşındığı için okunmuyor.

D) KÜÇÜK KALE

Halk arasında küçük kale olarak bilinen ve kalenin doğusunda yer alan kaya kütleri bir zamanlar darphane olarak kullanılıyordu. Artukulular ve Eyyubiler döneminde burada paralar basılmıştır. Bu paraların örnekleri özellikle Mardin müzesinde mevcuttur. Moğol harabiyetinden sonra Eyyubiler bir müddet burayı mesken olarak da kullanmışlardır. Buraya kale kapısı karşısındaki bir merdivenle çıkılıyordu. Merdiveni taşıyan kaya kütlesinin kısmen çökmesi ile bugün merdivenle darphaneye çıkmak mümkün değildir . Darphanenin güneyi, sekiz metre genişliğinde, 10-12 metre derinliğinde oyulduğu için darphaneye çıkmak mümkün olmamaktadır .


Orada yaptığımız incelemede mesken olarak kullanılan evlere, su havuzuna, su kanallarına, sarnıçlara ve değişik amaçlarla kullanılan mağaralara rastladık. Ayrıca küçük kaleyi çevreleyen burç kalıntılarına da yer yer rastlanıyor . Özellikle kale zaman zaman da darphane define arayıcılarının tahribatına uğruyor. Bir şeyler olduğu tahmin edilen her yer kazılmıştır .Kalenin, şehirdeki tarihi eserlerle birlikte koruma altına alınıp, tahribata son verilmesi gerekmektedir .

E) ŞEHİR

Kale dışında da geniş bir alanın iskan yeri olarak kullanıldığı bu günkü kalıntılardan an