hoSSohbeT.com  Sohbet  forumlari

Anasayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   hoSSohbeT.com Sohbet forumlari > Ülkemizi ve dünyayı tanıyalım,tanıtalım > Türkiye
Kayıt ol Yardım Sohbet Okey Gazete oku Spor gazeteleri Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Türkiye Türkiyemizin güzelliklerini taniyalim tanitalim

   


Etiketler: ,

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 07-08-06, 22:45   #21
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

Arkeolog Gözüyle
Oluş Arık'la söyleşi


Ankara Üniversitesi Sanat Tarihi Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. M. Oluş Arık, 1985 yılından bu yana Hasankeyf'in açığa çıkarılması ve korunması için çaba gösteren bilim grubunda önemli bir yere sahip. Bugün buradaki kazıyı yönetiyor.


Tevfik Taş





Taş: Yıllardır yoğun bir biçimde, Hasankeyf'le ilgileniyorsunuz. Türkiye, tarihi kentler bakımından zengin bir ülke, Hasankeyf bu zenginlik içinde nasıl bir öneme sahip?
Arık: Bugün eğer bir Türkiye sentezinden söz ediyorsak, bu sentezin başlangıç noktalarının, bütünlüğünü koruyarak bugüne gelmiş en önemli temsilcisi Hasankeyf''tir. Elbette, eğer çok önceleri diğer kentlere karşı daha dikkatli davranma bilincimiz olsaydı, bugün Hasankeyf'in başka akranlarından da söz etme şansımız olacaktı: Tarihi Harput, eski Malatya, eski Van gibi. Ama onları neredeyse büsbütün yitirmişiz.
Hasankeyf, İran ve İç Asya'nın; Doğu Akdeniz ve Mezopotamya'nın; sonraları Bizans'ın temsil ettiği Roma'nın birbiriyle kaynaştığı bütünlüklü tek merkezdir. Bu kaynaşma ticaret, mimari ve üretim alanlarındaki açık izleriyle olduğu kadar sosyal bilimlerde, sosyal antropoloji alanlarında da tanınabilir durumdadır. Hasankeyf tektir. Kimileri kadavra diyor. Kadavra da olsa tektir.

Taş: Eğer projelerde köklü bir değişiklik yapılmazsa Hasankeyf, Ilısu Barajı'nın altında kalacak. Bunun bilinmesinden sonra, çeşitli kurtarma biçimlerinden söz edilmeye başlandı. Bunlar arasında Hasankeyf'in daha uygun ve korunaklı bir yere taşınması da var. Siz ne düşünüyorsunuz?
Arık: Hasankeyf, nasıl olursa olsun kurtarılmalı. Gerekirse sökülüp taşınsın. Kulağa hoş geliyor bunlar. Tılsımlı sözler! Ama üzerinde konuştuğumuz Hasankeyf oluşumunun gerçeği karşısında, bir teselliden ötesini söylemiyor.
Burası doğanın biçimlendirdiği bir coğrafya üzerinde, insan aklının ve emeğinin katmanlar oluşturduğu bir yer.
Mağara oluşumlarından ayrı yapılmış, kesme taştan birkaç bina, bir iki minare dışında neyi taşıyacağız? Olağanüstü genişlikte kaya kütleleriyle birlikte yükselen, hangi parçayı, hangi teknikle taşıyacağız?
Burası bir kent teknolojisidir. Bu Ortaçağ teknolojisini, üzerinde yükseldiği doğal oluşumu, hangi teknikle taşıyabiliriz; bunlar karanlık. Bugün gözle görülebilir yapıların altında, onları daha iyi anlamamızı sağlayacak öğelerden henüz haberdar değiliz. Birçoğunu tahmin bile edemiyoruz. Buradan bakınca, taşıma dendiğinde, tılsımlı bir demogojiden başka şey söylenmiş olmuyor. Kent dokusunu bir kilo domates gibi taşımaktan söz ediliyor gibi geliyor insana. Hele de en iyi durumda olan eserin üçte ikisi toprağın altında olan bir yeri konuştuğumuzda, bu daha da anlamanı yitiriyor. Belki milyonlarca olasılık düşünüldükten sonra...
Burada bazı önceliklerde ısrar etmekten başka geçerli yol yok. Bunların başında, Hasankeyf'in içerdiği bütün değerlerin açığa çıkarılması geliyor. Önce bu kenti, bu oluşumu, bu teknolojiyi bütünüyle anlamalıyız. Baraj dahil, bütün projeleri bunun üzerine kurmalıyız.
Şimdi biz kazı yaparken zamanla yarışıyoruz. Efes, Milet, Bergama gibi antik kentler neredeyse bir yüzyıldır kazılarak açığa çıkarıldı. Böyle bir kenti kazmak için bize verilen zaman ise, yalnızca birkaç yıl. Olanakların kıtlığından, esirgenmesinden söz etmekse gereğinden de çok yorucu olur. Baraj yapımı nedeniyle, bize sıklıkla şu söyleniyor: `Bir yerde bitirin. Bir noktaya gelince durun.' Nerede duralım? Osmanlı yapısının altında Selçuklu çıkıyor, onu ırgalıyorsun altında Assur çıkıyor. Söylesinler, hangisinden vazgeçelim!

Taş: Ama tümünün birden yok olmasına karşı da olsa bu yöntemi kabul edemez miyiz?
Arık: Barajın alternatifi var. Ama Hasankeyf'in alternatifi yok. Kuşkusuz burada her şey yok olacağına, bazı parçaların taşınıp kurtarılması iyidir. Bu nasıl olsa yapılır. Ama bunun yapılamayacak olan yanları, düşünüldüğünde, aslında neredeyse hiçbir şey yapılmamış olacak. Bazı örnekler vermek istiyorum:
İnsan yapısı eserlerin taşınması deniyor. Ama bu yapılar bir iki sanat ve mimarlık eserinden ibaret değil ki. Burada yollar, kanallar, kamu yapıları, semtler, temiz ve atık su sistemleri ve çarşıları söz konusu. Yani bütün dokusuyla bir Ortaçağ başkenti.

__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 22:47   #22
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

İpek Yıldırım'ın Objektifinden





Ulaş Yurtsever'in Objektifinden






__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 22:54   #23
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

Serap Özgen'in Objektifinden





Gül Büyükbay'ın Objektifinden





Nezahat Gündoğan'ın Objektifinden







__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 22:54   #24
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Thumbs up Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

Bir tren yolculuğu


Bir yol için... bir yoldan geldim...


kent-i Ankara'ya...
geceydi, çimleri yemyeşildi... sıcak bir bardak çay ekledi gar görevlileri usulca, benden de yanına pohaça. geceyi ikiye bölen kırmızı başlıklı kız ardında yedi cücesi geldi gürültüsüyle pencerelerinde uykulu insan figürleri...

yaşımın bir üstü nolu koltuğa
rüyalarını henüz yıkamaya başlamamış
koridoru işgal etme zevkiyle gülümseyen
kimliğini sunmamış gövdelerin
arasından... ilerlerken,
Ağustos, Ankara garında güne....başka bir kente yol almaya hazırlanıyordu...
az gittik uz gittik tekerlemesi ,
dere tepe düz gittik tıkırtı senfo-ninnisi
konmamış mayın gölgelerinden.........
yolculuğumuz sürdü güneşin bağrına.
kesilen karpuzun kıpkırmızı kokusu
düşürdü göbeğinden bir kentin adını
taşlardan paramparça resimler çizilmiş bir camdan
sakladım usuma güzel ama kin gözlü çocuklar ... geldiğimizde kara kokulu kentin sapsarı öğlenine çocukluğumun üç-yüz-iki mersedesleri ateşin ortasına götürdü...
"hısn-keyfa".........yekpare taşa...


geçtim tarihin köPage Ranküsünden ...........................
Dicle ağlayarak geçiyordu...
tırmandım tarihin taşlarından............................
hüznü yüreğimi çiziyordu... ey bu mağrur suya heybetiyle direnen sen.................. yenilmen ,yıkılmandır-yıkılmamdır
bilirsin...
ben de bilirim ..................................
ve bilmek ......................ölümün başlangıcıdır aslında...
Kaan Karadağ

__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 22:57   #25
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

Hasankeyf Diye Bir Yer


Ankara Garı'nda şu cümleler dökülüvermiş kalemimden. 'Hadi! Masal ülkesi tarihinin içine çek beni; hazırım sana sadakat treni!'


Dicle'nin ağır ağır akan sularının çağrısına uyup düştük yollara. "Gelin de görün! dedi. "Benin topraklarımın tarihini! İran ve İç Asya, Mezopotamya, Roma ve Bizans kültürlerini."

Ürkek ceylanlar gibiydi yürekler. "Acaba!" deniyordu. "Acaba bu yolculukta bir mayına toslayıp serseri bir PKK kurşununa kurban gider miyiz?" Ama devam ediyordu yolculuk. Trenin bozkırlara dağılan taka taka sesleri 2. Vagonun karışık düşüncelerine güven katıyordu.

Apayrı şehirlerin kucağında, apayrı işlerle uğraşan insanların oluşturduğu samimi bir gruptu 2. Vagon. Uçsuz bucaksız bozkırların ortasında bir bilek, bir yürek olmanın doyumsuz hazzını yaşayarak sürdürüyordu yolculuğunu. Sohbetlerine kahkahalarını ekleyen, paylaşımların ve hayallerin peşine düşen bir avuç insandı.

Yollar, tepeler, kentler aşarken sadakat treni: uyuyanları, kitap okuyanları, dergi karıştıranları, ara sıra deklanşöre basanları, muhabbet edenleri, birbirine laf atanları, etrafına keşfe çıkanları, ille de kulaklara takılan MP3 çalarlı gençleri kucaklıyordu.

Bunca değişimin içinde yorgun değilim, zaman haylazlığı yapıyorum, ama uykusuzluk diz boyu.

Saat gecenin yarısı. 2. Vagon ahalisinin hemen hepsi uykuda. Başı koltuktan düşenler, uyku tulumlarını koridora yayıp rüyaları davet edenler... Bir bulut gibi gerçeklerin içine süzülüyor rüyalar.... Gecenin huzur dağıtan başına yaslamış başını bazıları... Raylarda koşan sadakat treninin ritmik sesi, uyuyan şehirlere bir ödül gibi bırakılıyordu. Gecenin koynunda, bir gelin gibi süzülüyoruz Dicle'nin kollarına.

Derken, bakışlar deydi birbirine, tebessümler deydi.... Aşinalık, neredeyse alışkanlığa çevirdi yüzünü. Ve Adana'nın o muhteşem damak zevkinin peşine düştük anlık. "Hadi!" dedi gür bir ses. "Bir tutam tat ekleyelim yolculuğumuza!"

Akşam vaktiydi. Adana istasyonunun alacakaranlığı yırtılırken sadakat treniyle, 2. Vagonu dürümler, salatalar, şalgam ve ayranlar bekliyordu. Sınırı biraz aşıp çılgınlığın peşine takılınca, en güzel tatları yakalamak, teşekkür toplamak, ziyafete dönüşen durgun yolculuğun ortasında kendiliğinden bir lider doğuruyordu. Coşkun yüreklerin, tebessümlü yüzlerin ve yaşamdan memnun insanların vagonunda yolculuk, doyumsuz bir eğlenceye dönüşüyordu.


Zengin bir şehrin kapısını çaldık bu sabah! Çocuklarının misafirperverliği üstlenmediği ender şehirlerdendi. Yolun iki yakasına dizilmiş, avuçlarında sımsıkı tuttukları taşlarla bekliyorlardı. Gözlerine kestirdikleri an, kollarını geriyor, trenin camlarına aniden taşları fırlatıyordu Gaziantep çocukları... Çözümsüzdü! Engellenemez doğal bir afet gibiydiler, tuzla buz olan camların arkasında.

Rotar, kaygı ve endişe getiriyordu beraberinde. Küçük çatlak cümlelerin kurulmasına zemin hazırlıyordu. Güneydoğu'nun incisi BATMAN... Batman'ın kavurucu sıcağı kucakladı ilkin. Coşkun bir karşılama beklentisi içinde olduğumuzu fark ettik, cılız bir karşılama töreninin ardından. Çok geçmeden minibüslerimiz Hasankeyf yoluna düştü. Uykusuzdu Dicle. Hanidir, tarihini esir alacak Ilısu Barajı'nı reddediyordu. Bu yüzden yandaşlığımızı bekliyordu sabırsızlıkla.

Öğle sonrası saat 3 gibiydi Hasankeyf'e varışımız. Cehennem ateşi serpiştirilmişti; yılmamız ve geri dönmemiz bekleniyordu, ama nafile. Bu sıcak kucaklayış!... Tanrım, buharlaşmasak bari!

Yer şekillerinin çığırtkanlığı, cehennem ateşi serpintilerini unutturmuştu bir anda. Bir elimizde su, bir elimizde fotoğraf makineleri veya kameralarla koşuyoruz tarihin kucağına. 365 gün yaşadıkları köylerinin tarihini anlatmaya hevesli bal gözlü Hasankeyf çocukları....

Heybetli görüntülere takılıyor gözlerim. "Hadi bize Hasankeyf'i anlat!" deselerdi, tek bir cümle kurardım; o 30'a yakın kültürün izlerini taşıyan taş şehir için: "MÜTHİŞ!"

Nakış nakış kayaların işlendiği, el emeği, göz nuru yemeni ucundaki iğne oyası gibi muhteşemdi... Sabrın ve bilgeliğin başarısı uzanıyordu tepelerin oynak eteklerinde. Rüzgarlar kaç kez okşamış, kaç kez saklambaç oynamıştı bu muhteşem taş evlerin koynunda?...

Hayal şehri!... Her taş oyuğunda kendi kurgularımızla yeniden canlanıyor tarih. Her göz, her hayal bir tarih senaryosu yazıyor.


Sihirli bir değnek!..

Hasankeyf, heybetli bir ejderin silkinerek uyanışı gibi, yüzyıllar öncesi kopartılmış bir kesiti sunmalı. Ürkek yüreklerimizi avuçlarımıza alıp çalmalıyız kapılarını, esmer tenli, bal gözlü çocukların saçlarını okşamalıyız sokaklarında, sarnıçlarından su içmeliyiz.....

10 bin yıllık geçmişi olan, dünyada eşi ve benzeri olmayan antik kent Hasankeyf'teki eserler ve uygarlık izlerinin yok olması, alternatifsiz bir çöküşün göstergesidir. Medler, Asurlular, Eyyübiler, Akkoyunlular, Selçuklu, Bizans ve Osmanlı gibi kültürlerin izini taşımış. Helenistik döneme ait 6 bin mağara, 300'e yakın cami, medrese ve kilise... Romalılar'ın "Doğunun Son Kapısı" olarak tanımladıkları o şaheser köPage Rankü.... Hepsi ama hepsi Ilısu Barajı'na kurban edilmek üzere beklemekte.

Yolculuğa çıkış nedenimiz, Doğa Derneği ve Atlas Dergisi'nin yanında yer almak. Bir elin nesi var iki elin sesi var, atasözünün doğruluğunun peşine düşmek... Sesimizi biraz daha uzaklara duyurmak!... Deve kuşu rolünü üstlenenleri sarsmak. "Birde siz görün, birde siz bakın! İnsan eli bu kültürü yok etmeye cesaret edebilir mi?"

Kavuran güneşin altında, bakır taşlardan içtiğimiz buz gibi ayranla, bütün enerjimizi o muhteşem "Taşkent"e bırakıyoruz. Bu kez avuç içi kadar mezarları olmayacak onların. Salgın hastalıklardan kırılan bal gözlü çocukları olmayacak!

Sevgili Dicle! Çok insan konuk ettin eteklerinde. Yorgunluktan, gün harından bitap düşmüş çok insanı ağırladın. Lakin, yanık türküleri yüreğinden kopup gelen, serin sularında ayaklarını öptüğün, kucağında büyüttüğün Şabut Balığı'nı sofralarına koyup da Munzur suyu ikram ettiğin, göğünden yıldız toplayıp sularına serpiştiren kaç yolcun vardı bugüne deyin?



Melike Cabunca / 02-06.09.2005


__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 23:00   #26
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

Ayten Kılıç'ın Objektifinden








Figen Yeşiltepe'nin Objektifinden







Serkan Taşdelen'in Objektifinden








Elif Vatansever'in Objektifinden





__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 23:01   #27
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

Dilek Ekşi'nin Kaleminden


Her şey üç kelime ile başladı. Üç yüz kişiyi tek amaç altında birleştirip özel bir trende toplayacak olan bu üç kelimenin gücü katlana katlana Anadolu'yu boydan boya geçecekti.


"Hasankeyf yok olmasın". Neden tren yolculuğuydu? Trenin seçilmesinin ayrı bir yeri vardı, ilginç bir benzetme yapıldı, tren bir nehirdi; demiryolunun iki ince kolu güneşte ****lik ışıltılar saçarken çağıltısı ise demire vuran tekerleğin ray arası boşluğa düştüğü andaki geçiş sesiydi. İçinde sarsıla sarsıla yol alırken kırk iki saat boyunca kalp ritmimize başka bir ritm de karışmış olacaktı. Kah azgınlaşıp deli dolu kah sakin sakin giderken bizler aynı tınıyı duyacak aynı tempoda hareket edecektik. Gönülden bağlıyız diyebilmek için Dicle'ye akıp kavuşacaktık, bir olacaktık. Katışıksız sevgi de "sen"-"ben" yerine "biz olmak, tek olmak" değil miydi?

Yolculuk boyunca yoğun bir program vardı. En arka vagon konferans odasıydı, her seferinde bir uçtan bir uca treni katedip arka vagona geldiğimizde içerisini dopdolu görüyorduk. Atlas Dergisi ve Doğa Derneği'nin katkılarıyla doğa alanları, kuşlar ve kuş gözlemciliği, arkeolojik ve jeolojik miraslar, Anadolu uygarlıklarıyla ilgili dia gösterileri, belgeseller, konuşmalar, sunumlar yapılıyordu. "Ne kadar çok bilmediğimiz şey varmış!" diyor şaşırıyorduk: Örneğin, her yerin ağaçlandırılması yanlışmış bozkıra da ihtiyacımız varmış, barajların verdiği zarar yararından çok fazla olabiliyormuş. Türkiye'nin biyocoğrafyası (Sibirya, Akdeniz, İran-Turan gibi) çok zenginmiş. Ancak biyoçeşitliliğin mikro ölçekte olması bu alanlarda yapılacak yanlış bir girişimin o bölgeye ait özelliği bir daha geri getiremeyecek şekilde yok etmesine neden oluyormuş. Mesela, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen sadece Beyşehir Gölü'ne ait endemik bir balığın etçil bir balık olan levreğin göle bırakılmasından sonra nasıl yok olduğunu veya Elazığ bölgesinde sayıları azalan on iki kilo ağırlığında "toy" adlı kuşun üremesi için bir avuç insanın nasıl emek verdiğini ve oradaki çiftçileri bilgilendirdiklerini öğrendik.

Tren gece gündüz kıvrılarak ilerlerken bir an eski Türk efsanelerindeki "yılanların şahı"; Ejder aklıma geldi, Türk ejderin ateşi sanıldığı gibi ağzından değil kuyruğundan gelir. Kuyrukların değdiği yerde ateşlerin yandığı, yerin yarıldığı ve kuyruğundaki kanı içenlerin zehirlenerek öldüğü halbuki ejderin kafasındaki kanı içenlerin ise sonsuz bilgeliğe ulaştığı söylenir. Arka vagon (konferans vagonu) hava, toprak ve suyun artık kolaylıkla harcanma lüksünün kalmadığı bir çağa girdiğimizin ateşini de taşıyordu, kuyruk küresel ısınmanın tehlike sinyallerini veriyordu. Tren yolun ortasında yön değiştirdi, yılanın kuyruğu birden başa dönüşüverdi. Bilge vagonda dinlediklerimiz, gördüklerimiz bize hızla yok olan doğal ve kültürel değerlerimizi korumak için zamanımızın az kaldığını söylüyordu. Herkesin el birliğine ve aktif katılımına ihtiyaç vardı.

Resim defterindeki "nesne" isimli çizgi çocuk öylece boş tavana bakıyordu, biraz sonra diğer sayfaların arasına karışacaktı, biliyordu, çünkü sayfayı çevirecek parmak sabırsızdı bir sonrakine geçmeye, fakat garip bir şekilde çizgi çocuk kalktı ve sayfadan çıktı, eline kalemi aldı, bir ağaç, ağacın dallarında sıralanmış kuşlar ve yaprakların arasından süzülüp giren güneş ışınları çizdi. Sonra tekrar sayfaya girdi ve ağacın altına uzandı. Özneydi artık.



Pencereden dışarıya bakarken Ahmed Arif'in deyişinden Anadolu'yu izliyordum:

Beşikler vermişim Nuh'a,

Salıncaklar, hamaklar,

Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,

Anadoluyum ben,

Tanıyor musun?

....


"Gitmesek de görmesek de o bizim köyümüz" ile büyüdük, görsel bombardıman hayatımızın bir parçası olmuşken, tüket-at mantığında popüler olabilenler sivrilir ve hemen arkasından saman alevi gibi sönerken, gözümüzden ırak olanlarsa anlık "vah vah"lara karışırken gitmezsek, görmezsek, dinlemezsek, birşeyler yapmazsak nasıl bizden olacaktı? Sanalı gerçeğe yeğlediğimiz neyin gerçek neyin hayal olduğunun karıştığı Matrix-vari bir dünyada sanal köylerin insanlarını, hayvanlarını, bitkilerini filmlerde veya bilgisayar oyunlarında mı izleyecektik? Yoksa Italo Calvino'nun "Görünmez Kentler"indeki imgelem gücü gibi güce sahip olanların anlattıklarına veya daha sonra kulaktan kulağa yayılarak söylenceye dönüşecek hikayelere mi sığınacaktık?



O an kulağıma Sezen Aksu fısıldıyordu:

"Dil yetmeyince, göz görmeyince,
gönül hissetmeyince, kırılınca camdan kalp,
dönüp yanlızlığa kilitlenince,
o zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz,
o zaman şarkı söylemek lazım çığlık çığlığa
o zaman yüreğin yükü hafifler belki biraz"


Dicle'nin batıdan doğuya akarken Raman Dağları'na doğru yönelip ve hemen sonra güney doğuya döndüğü nokta olan Hasankeyf, bölgenin yumuşak karnını oluşturmuş, kalkerden yapısı binlerce yıl akan nehir ile doğal kanyonları ve dantela gibi irili ufaklı mağaraları yaratmış. Şimdi ise bu sit alanı içindeki prehistorik dönemlere uzayan çok değerli bilgileri saklı tutan höyükler Ilısu Barajı'yla kum olup eriyip gidecek. Asurlular, Urartular, Süryaniler, Roma İmparatorluğu, Abbasiler, Artuklular, Haçlı seferleri, Moğol istilası sonrası Eyyubiler, Akkoyunlular, Safaviler ve Osmanlılarla yoğurulan zengin geçmişinden günümüze ulaştırabildiklerini korumak ve duyurmak için umutla çıkmıştık bu yola. Sadakat Treni Hasankeyf'in çığlıydı, yalnız değildi, şarkısı bizdik.

Batman'dan Hasankeyf'e yaklaşırken önce Dicle bizi karşıladı. O kadar sessiz o kadar sakindi ki, yer yer ortasında küçük adacıklar oluşmuştu, besbelli yorgun akıyordu. Ancak bu dinginlik, akşamın alacasında güneşin ışıklarının kendini bıraktığı sularda, kenarına dizilmiş çardak altlarındaki tahterevanlara uzanmışlara veya bir sandalye alıp nehrin ortasına yerleştirip oturanlara başka duygular uyandırmış olabilir.


Hasankeyf'i özel yapan en önemli nokta; gelmiş geçmiş medeniyetler buranın çetin yeryüzü biçimini olduğu gibi kabullenmişler. Etle tırnak gibi iç içe geçmişler, kaynaşmışlar. Birbirlerini şekillendirmişler. Mağaralarda yaşamışlar. Kayaların üstüne kale-saraylar yapmışlar. Taşı dillendirmişler. Dicle'nin ortasında bugüne sadece ayakları kalmış ve üstünde insan yüzü kabartmaları olan köPage Rankü kurmuşlar. Kanyonun yukarılarına kadar suyu çıkaracak mekanizmayı oluşturmuşlar. En geniş kütüphaneye sahip olmuşlar. Teknolojisi-sanatı-doğası ile uyum içinde yaşamayı bilmiş binlerce yıllık insanlık tarihine karşı 21.yüzyıl bilgi çağı insanın altmış-yetmiş yıl verim biçilen bir barajla Hasankeyf ve çevresini bir anda yutmayı planlaması ilginç bir tezat değil midir?

Hayyam sevenin sevdiğine bir testinin çamurunda karışmışlarken ancak kavuşabildiğini düşler. Aslında inceden süzülmüş bir düşüncedir rübaisinde dile gelen; tanımadığı bir insanın elinden çıkmış eserinin özü ile kendisi arasında nasıl sevgi bağı kurduğunu anlatır.

Der ki:

Şu testi de benim gibi biriydi;
O da bir güzele vurgun, dertliydi.
Kim bilir, belki boynundaki kulp da
Bir sevgilinin bembeyaz eliydi.

Bu yüzden olsa gerek trenimizin ismi Sadakat treniydi. Gönülden bağlılığın içinde, olmazsa olmaz olan saf sevgidir. Ancak sevgi ile yok oluş durdurulabilir.

Gece oldu, yıldızlar kömür karası karanlığa gömülmüş kanyon ve mağaraları aydınlatabilmek için burada sanki daha bir parlaktı. Son belgeseli (Kırmızı Boşluk) ve Türkiye'den doğa kesitlerini gösteren dia gösterisini açık havada izledik, arkamda Dicle akıyordu. Karşıyaka denilen nehirin karşı tarafında Türkiye'de Semerkand örneğinin tek izi olan üstü lacivert ve turkuaz sırlı Zeynel Bey Türbesi duruyordu. Son yapılan arkeolojik çalışmalarla türbenin çevresinde medrese olduğu tespit edilen bölgenin avlusunda bir zamanlar aynı bizim gibi gökyüzüne bakanların olduğunu hayal ettim. Belki yıldızları gözlemleyerek geleceği görmeye çalışmışlardı, belki de bizim şu an bilemediğimiz Hasankeyf'in akıbetini o zamanlardan tahmin etmişlerdi.

Umarım ki baraj kurulmaz, umarım ki gönülden bağlılık domino taşı gibi olabildiğince her birimizin kalbine dokunur. Barajın kurulmadığını düşünelim, o zaman bir başına bırakmak da zaman içinde kaybolmasına neden olacaktır. Bu yüzden kurtarılması ve korunmasına yönelik yapılacak daha çok iş var. Sadakat yolculuğu devam edecek.

Bu organizasyonu düzenleyen ve büyük bir özveriyle çalışmış olan Atlas Dergisine, Doğa Derneğine, Fest Travel'a, destek veren T.C Devlet Demiryollarına ve nice emeği geçmiş herkese çok teşekkür ederim.

Hasankeyf yolcularından,Dilek Ekşi

__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 23:04   #28
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

BASINDAN


HÜRRİYET: 'Sadakat’ hatırası
Ilısu Baraj göleti altında kalacak olan Batman’ın tarihi ilçesi Hasankeyf’e dikkat çekmek üzere İstanbul’dan yola çıkan ‘Hasankeyf’e Sadakat Treni’ Batman Garı'na alkışlarla girdi.

BATMAN EXPRESS: Hasankeyf'e sadakat
Hasankeyf'e Sadakat Treni pazar günü saat 14:00'de Batman'a ulaştı. İstanbul, Ankara, İzmir gibi bir çok ilden toplanan tarih sever ve çevreci sivil toplum örgütleri Hasankeyf tarihini koruyacağına yemin ederek demir yolu ile kilometrelerce yol kat ederek 40 derece sıcaklık altında tarihin beşiğine ulaştılar.

Radikal: Hasankeyf'e bir-iki...
Atlas Dergisi ve Doğa Derneği, geçtiğimiz cuma 'Sadakat Treni'ni kaldırdı; Haydarpaşa'dan Hasankeyf'e. İçinde bilim insanları+doğa tutkunları+oyuncu Pelin Batu+Mor ve Ötesi'nin solisti Harun Tekin=300'den fazla yolcu...

Milliyet: Hasankeyf'e trenli destek
Batman'ın Hasankeyf ilçesine yapılması planlanan Ilısu Barajı'nın çevreye zarar vereceğini öne süren Atlas dergisi ile Doğa Derneği'nin, Hasankeyf yolculuğunda dün Ankara'ya varıldı.

HABER TÜRK: Hasankeyf'e Sadakat Treni' yola çıktı
Atlas Dergisi okurları ve Doğa Derneği üyelerinden oluşan yaklaşık 300 kişi, Ilısu Barajı suları altında kalacak Hasankeyf’e dikkati çekmek amacıyla 'Hasankeyf’e Sadakat Treni' ile Batman’a hareket etti.

CNN Türk: 'Hasankeyf'e Sadakat Treni' yola çıktı
Atlas dergisi okurları ve Doğa derneği üyelerinden oluşan yaklaşık 300 kişi, sular altında kalacak yöreye dikkati çekmek amacıyla Batman'a hareket etti.


TV Görüntüleri

CNN Türk-09.08.2005-23.wmv

CNN Türk-09.08.2005.wmv

CNN Türk-10.08.2005.wmv

CNN Türk-29.08.2005-.wmv

CNN Türk-30.08.2005.wmv

CNN Türk-31.08.2005.wmv

Kanal D-27.08.2005.wmv

TV8-27.08.2005.wmv

TV 8-26.08.2005.wmv
__________________
Yayamaz Kayimca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-06, 23:06   #29
Yayamaz Kayimca
Dekan
 
Yayamaz Kayimca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14-10-05
Nerden: Güneşin dogabildigi hey yeyden..
Mesajlar: 11.437
Benim Modum:
Tesekkür: 0
22 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 29 Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of Yayamaz Kayimca has much to be proud of
Yayamaz Kayimca isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Exclamation Cevap: Hasankeyf!İn HerŞeyİ...

İÇİNDE ŞİİR GEÇEN TREN


Bir türküydü dilden dile dolaşacak. Herkesin gönlüne ulaşacak. Çağlayıp çoğalacak. Hasankeyf Sadakat Treni, şiir gibi bir tren. Teşekkürler ATLAS, Doğa Derneği, Fest Travel, TCDD ve tren dostlarımıza.


İstanbul'dan Hasankeyf'e uzanan yolculuk serüvenimizin Ankara ayağının kaleme almaya çalıştım kendimce. Bizimle olamayanlara ulaşsın diye. Hasankeyf özgür kalsın diye.

Ankara 24 Ağustos


[13.32] Tren heyecanı iki aydır her yanımızı sarmıştı ama Esra Başak'tan gelen son elektronik posta ile heyecan had safhaya vardı çünkü yola çıkma vaktiydi artık. Tren Ankara'ya geliyor ve biz sabahın köründe İstanbullu dostlarımıza kavuşup yolculuğumuza başlıyorduk.



Ankara 26 Ağustos


[18.47] Konuştuğumuz gibi Eray Çağlayan telefonla arayarak Hasankeyf'e Sadakat Treni'nin yola çıktığını söyledi. Sesi neşeliydi, her şeyin yolunda olduğunu haykırırcasına. Planlandığı gibi saat 04.00 gibi burada olacaklar.

[23.19] Güzel bir akşamdan sonra evdeyim. Çantamı hazırladım. Biraz televizyon seyrettim. Uyumam gerekiyor ama bir türlü gözüme uyku girmiyor heyecandan.



Ankara 27Ağustos


[00.23] Hala ayaktayım. Bir an önce yatmalıyım. Yarın zinde olmalıyım. Saatimi 03.30'a kurdum. Kaçta sızdığımı hatırlamıyorum.

[03.30] Ve alarm çaldı. Uyandım. Temizlik ve duştan sonra hemen evden çıkarak taksiye atladım. 100.Yıl'dan yola çıktık ve Tuba Kılıç'ı almak için Dikmen'e yola çıktık.

[04.01] Tuba'yı da alıp tren garına sürdü şoför amca.

[04.06] Gardayız. Tam biz inerken Güven Eken'de taksiden iniyordu. Beraber girdik gara. Tren gelmiş. Ve dostları gördük, bazısı ayak basmış Ankara'ya gecenin tadını çıkarıyor. "Nerde kaldınız?" dedi Gökmen Yalçın, "Tren birazdan kalkacak!"

[04.10] Erzincanlı Serkan'ı gördüm tüm heyecanı yüzünde. Çağlar İnce onu Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde karşıladı gecenin köründe ve beraberde Ulus'a gidip çorba içmişler, muhabbet etmişler.

[04.12] Basın temsilcileri röportaj ve çekimlerini yapıyorlar. Dostlarımızdan biri de tüm olan biteni video kamerası ile kayda alıyor. Birden Ali İhsan Gökçen ve birkaç dost daha geldi. İstanbul'da treni yakalayamamışlar. Otobüs ile gelmişler Ankara'ya. Burada binebildiler trene.

[04.24] Ve trenin düdüğü ötüyor. Kalkışımız duyuran... Tren kalkıyoooor!.
Anadolu'nun bağrına yolculuk ve muhabbet başladı. Dostları görmek ne güzel.



Hasankeyf'e Sadakat Treni 27 Ağustos


[04.29] Yorgunluğumuz had safhada. Hemen yerleştik.

[04.37] Dostları biraz daha gördük. Güven Eken, Özcan Yüksek, Güneşin Aydemir ve Esra Başak ile kısa bir sohbet. Sonra da artık sızma vakti geldi tabii ki.

[04.46] 3. Vagonda sürecek tüm yolculuğum. Önümde Eray Çağlayan, arkamda Önder Cırık, Serkan ve Çağlar İnce. 6 numaralı koltuğuma oturdum ve sızdım.

[07.54] Uyandım. Şimdi Sekili istasyonunu geçiyoruz.

[08.02] Kahvaltı için Yemek Vagonu'na geçtik. Herkesin neşesi yüzünden ve sohbetlerden belli oluyor.

[08.08] Anadolu'nun bağrına yolculuk haz içinde devam ediyor. Yorgun dostlarımız yavaş yavaş uyanıyorlar. Anadolu ise çoktaan uyanmış. Hayat günün ilk yarısını tamamlamak üzere; büyük şehirlerde tatili uyumak olarak görenlere duyurulur.

[08.18] Yerköy istasyonundayız. Kahvaltılar sona eriyor. Koyu sohbetler başladı şimdi. Anılardan çıkıp gelen kelimeler anı şenlendiriyor. Bu noktada trenimiz bir süre duruyor. Gökmen Yalçın bu organizasyondan çok dersler çıkardığını anlatıyor bizlere.

[08.35] Hala Yerköy'de bekliyoruz. Dostlarımız birbiriyle tanışıyor ve hemen ardından koyu sohbetlere geçiliyor sanki herkes birbirini daha önceden tanıyormuş gibi.

[08.55] Hala buradayız...

[09.04] Ohh be hareket ettik.

[09.29] Konferans vagonundayız. Tıklım tıklım dolu.
Herkes merakla paylaşımı bekliyor. Özcan Yüksek ve Güven Eken ile başladık tüm yolculuk boyunca sürecek paylaşıma.

[09.57] Aksaklıklara rağmen sunuşlar başladı. Karşılıklı paylaşımlar tüm hızıyla sürüyor.

[11.11] Sunumlara verilen ara sona erdi. Yine aynı heyecanla devam ediyor yolculuk. Molada dostlar birbirlerini daha da yakında tanımaya devam ettiler. He bu bizim de molamız değil mi? Yemek vagonunda orta kahvemizi höpürdete höpürdete içtik. Masada Harun Tekin, Güneşin, Esra ve ben varız.

[11.28] Konferans vagonunda Tuba'nın Önemli Doğa Alanları sunumu devam ediyor. Herkes merakla dinliyor.

[12.34] Ali İhsan Gökçen ile yemek boyunca çok güzel bir sohbet yapıyoruz. Doğa korumadan, yöre insanı ile ilişki kurmaya, şehir çevrecilerinden yörede kendi yaşam alanlarını koruyan köylülere. Sivil Toplum Kuruluşları, yönetişim, paylaşım...

[13.37]Niğde istasyonundayız.
Öğle yemeği mönüm: Ezogelin çorbası, etli ayşe kadın fasulye, salata, üzüm, mürdüm (bardak) eriği ve su.

[13.46] Tozlu yerlerden geçerek ilerliyor Sadakat Treni. İyice yorulmuş Tuba, "Akşam olsa da yatsak!" dedi.