hoSSohbeT.com  Sohbet  forumlari

Anasayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   hoSSohbeT.com Sohbet forumlari > Tarih Kültür Sanat Forumu > Türkiye > Örf ve Adetler
Kayıt ol Yardım Sohbet Gazete oku Diyetsaglik Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Örf ve Adetler Örf ve Adetler Batıl Düşünceler



Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-04-08, 00:05   #1
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
Örf ve Adetlerimiz

Örf

Örfler, çoğu zaman toplumun katı beklentileri olarak nitelenen birtakım örnek tutum ve davranışlardır. Örfler, aynı zamanda toplumu, herhangi bir değer sisteminin bünyesini oluşturan temel taşlarını da temsil ederler. Bu değerler sistemi, toplumsal yapının durumuna göre giderek özel bir hukuk sistemine göre ya da o sistemdeki bir yasa maddesine de gerekçe olur. Örflerin bireyle birey, bireyle aile, bireyle komşular ve akrabalar, bireyle halk ve ulus arasındaki ilişkileri, davranışları, tutum ve tavırları düzenleyen ve belirleyen işlevleri vardır. Toplumun her üyesini sürekli olarak baskı altında tutan örfler, zorlayıcı yaptırıcı ya da yasaklayıcı yaptırımlarıyla bireyin grupla cemaatla ya da toplumla uygunlaşımını sağlarlar. Öte yandan cins, yaş, sınıf ve mesleklere göre belirlenmiş çeşitli örfler bunlar arasında bağlantıyı koruma, kollama, pekiştirme ve denetleme işlevleriyle de yüklüdürler. Örflere karşı çıkma kimi toplumlarda yasaya karşı çıkmayla bir tutulur; hatta zaman zaman yasaların da üstünde tutularak katı ve bağışlamasız bir tutumla birey cezalandırılır.

Konu Bir Varmış Bir Yokmuş tarafından (25-06-08 Saat 06:38 ) değiştirilmiştir..
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-08, 00:06   #2
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
Cevap: Örf ve Adetlerimiz

Adetler

Adetler, tıpkı örfler gibi birçok sosyal içerikli ilişkiyi düzenlemekte, yönetmekte ve denetlemektedirler. Toplumsal yaşamın düzenli gitmesinde, kuralların uygulanmasında adetler etkili olmaktadırlar; örneğin karşılama ve uğurlamalar; yemek ve sofra düzenleri; geçiş dönemleriyle ilgili kutlama ve kutsamalar; kız isteme, nişanlılık ve evlenme usülleri; cinsler, yaş grupları, meslek mensupları arasındaki ilişkilerin biçimleri; selamlaşma, hatır sorma sırasında uyulması gereken kurallar; bayramlar, mevsimler, önemli günlerle ilgili davranış biçimleri; 'yas alma', 'baş sağlığı dileme' gibi durumlarda söylenecek sözler, takınılacak tavırlar ve tutumlar adetlerin alanına girerler. Adetler çeşitli kökenlerden kaynaklanmış ve biçimlenmişlerdir; bunlar içerisinde geçmiş zamanların yaşama biçimleri, dünya görüşleri, ilginç rastlantı ve olaylar önemli bir yer tutarlar. Bir toplumda, toplumun bütününü ilgilendiren adetler olduğu gibi, çeşitli mesleklerin, mezheplerin, etnik grupların v.b. kendilerine özgü adetleri vardır. Adetlerin pratikteki uygulanışını giderek gelenekleşmesini sağlayan bu konuda bilinçli yada bilinçsiz görev üstlenen yaş ve cins gruplarıyla dinsel liderler, dernek yöneticileri, oyun grubu başkanları bulunmaktadır. Kimi adetler oldukça durağan ve sürekliyken, kimisi de zamanla değişebilen niteliktedir. Adetlerden bir bölümü toplumun büyük değişim çalkantısına ayak uydurarak özlerinde ve biçimlerinde sınırlı değişmelere uyarak benliklerini bir dereceye kadar korurken, bir bölümü de tıpkı canlı organizmalar gibi etkinliği ve diriliğini zamanla yitirerek gün gelir ortadan kalkarlar.



Konu Bir Varmış Bir Yokmuş tarafından (25-06-08 Saat 06:40 ) değiştirilmiştir..
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-08, 00:06   #3
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
Cevap: Örf ve Adetlerimiz

Gelenek

Gelenekler geniş anlamıyla bir kuşaktan ötekine geçirilebilen bilgi, tasarım, boş inanç, yaşantı biçimi; daha geniş anlamıyla maddi olmayan kültürdür. Dar anlamda ise, kuşaklar boyunca bir toplumun örneğin kutsal yada politik işleri gibi önemli konulardaki görüşlerdir. Gelenekler sözlü ve yazılı olmak üzere iki bölüme ayrılırlar. Tıpkı adetler gibi, ama onlardan daha güçlü olarak toplumsal yaşamın düzenlenmesinde ve denetlenmesinde önemli rol oynarlar. Nitelikleri bakımından genellikle tutucu olan gelenekler aile, hukuk, din ve politika gibi toplumsal kurumlar üzerinde etkilidirler; bilim ve sanat, geleneklerin daha az etkisi altındadırlar. Bireyin bağlı bulunduğu grubun yada toplumun geleneklerine karşı çıkması, bu karşı çıkışın derecesine göre bireyin toplulukça afarozundan saldırıya uğramasına, hor görülmesinden alaya alınmasına kadar genişleyen tepki türlerinde biçimlenir. Geleneklerin tıpkı örfler gibi yasalarla belirlenmiş türleri vardır. Yasa, geleneklere ve onlara aykırı davranışlar için verilecek olan cezaları bir ölçüye sokmaya çalışır. Gelenekler, genellikle yasalardan çok daha geniş bir alanı yönetirler.

Konu Bir Varmış Bir Yokmuş tarafından (25-06-08 Saat 06:40 ) değiştirilmiştir..
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-08, 00:11   #4
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
Görenek

Görenek

Göreneğin örfe, adete, geleneğe bakarak yaptırım gücü daha zayıftır. Örfteki yapılma zorunluğu, adet ve gelenekdeki yapılmalı özelliği görenekteki yapılabilme özelliğini alır. En yalın tanımıyla bir şeyi görüle geldiği gibi yapma alışkanlığı olan görenek, öteki sosyal alışkanlık gibi gerekli ve uygun görülenleri kapsar. Ama bunların mutlaka yerine getirilmesini istemez. Öteden beri yapıla gelmekte olan, fakat henüz adet durumunu kazanmamış olan bu davranış biçimlerine grubun, toplumun gelişmesin uygun yenilikler eklenir. Bunlar süreklilik kazandığı gibi, bir süre sonra ortadan kalkabilirler. Görenekler, günlük yaşantımızın gerekli gördüğü ilişkilerin düzenlenmesinde, bireyler arasındaki sürtüşmeleri azaltmakta, toplumsal ilişkilerin kolaylaşmasında, belirleyici rol oynarlar. Komşu ziyaretlerinde, hasta yoklamalarında alış-verişte, ortak taşıtlara inip binmede, tanışma ve tanıştırılmalarda nasıl davranılacağını belirleyerek ilişkilerin düzenli gitmesine yardımcı olurlar.

Konu Bir Varmış Bir Yokmuş tarafından (25-06-08 Saat 06:42 ) değiştirilmiştir..
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-08, 00:17   #5
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
Yozgat Manileri

(1)
Armut dalda asılsın
Gaynanam nasılsın
İkimizin yakınlığı
Gazetelere basılsın
(2)
Ağaçlarda kesdane
Yemeli tane tane
Gaynanamı severim
O dünyada bi tane
(3)
Harman yeri düz olsun
Okuzsüz de sürerim
Tek yarim gozel olsun
Gaynanayı da çekerim
(4)
Gulfü vallahi ahad
Gaynanayı galdır at
Gaynanasız gelinler
Aman bacım ne rahat
(5)
Gaynana cadı gazanı
Gaynana baca dumanı
Ne fayda gızamıyom
Gaynana oğlan anası
(6)
Sini sini çekerim
Üsdüne bal dökerim
Gaynanamın gahrını
Oğlu için çekerim
(7)
Harman yeri ağardı
Dün gaynanam sağardı
Gaynanam ölmüş diye
Ciğerlerim soğudu
(8)
Gara gara gazanlar
Gara yazı yazanlar
Ölmesinde sürünsün
Gaynanam gibi gadınlar
(9)
Gaynananın eyisi
Derin olsun guyusu
Üstüne dokuz mertek
Mezerlikte uyusun
(10)
Ay doğar sini sini
İkindi günü gibi
Gaynanam görüntüsü
Garanfil gülü gibi
(11)
Ayakgabı giyerim
Üsdü gozel olursa
Gaynanamı severim
Oğlu gozel olursa
(12)
Camide yeşil direk
Suyu nerden endirek
Böyle bi gaynanayı
(13)
Gaynanam gazan garası
Yıkasam akmaz garası
Bende oğlunun yarası
Çekerim oğul için
(14)
Gaynanamı severim
Baleme överim
O da beni sevmezse
Ben yarime gederim
(15)
Maydonoz ot değil mi
Yaprağı dört değil mi
Senin gibi gaynanayı
Unutmak zor değil mi
(16)
Bahçeye biber ekdim
Nezaman gızaracah
Benim sinnek gaynanam
Ne zaman zıbaracak
(17)
Çarşıda alıç gaynana
Al bi avıç gaynana
Akşam oğlun gelince
Sırtına gılış gaynana
(18)
Endim nane biçmeye
Soğuh sular içmeye
Gaynanadan haber gelmiş
Geline bahmam deyi
(19)
Ahsın çeşmeler ahsın
Yarim garşıdan bahsin
Beni sevecek oğlan
Anasını çöpe atsın
(20)
Asiri pencere
Düdüklü tencere
Dumansız paça
Gaynanasız goca
(21)
Ata bınesim geldi
Çayda enesim geldi
Gaynanamın yüzünü
Mezerde göresim geldi
(22)
Çarşıda nohut gaynana
Oğlunu ohut gaynana
Aldığın ilk maaşınan
Kefenini dohut gaynana
(23)
Evde huzur hoş lazım
Dirlik, düzen, dat lazım
Gaynana bu evde olmasın
Bi gürü ekmek şuan lazım
(24)
Garyolanın demiri
Gaynanamın emiri
Şeytan beni yelliye
Çal başına demiri
(25)
Gaynanamı öldürün
Gün doğmadan galdırın
Altındahı pisliği
Mezerine doldurun
(26)
Tren gelir yanyana
Ben isdemem gaynana
Olursa görüm olsun
O da geder bi yana
(27)
Dağ başında keklik avlarım
Gümüş telle bağlarım
Gaynan öldü desinler
İki elime gına yaharım
(28)
Maydonaz madelensin
Su serpin tazelensin
Ne gözüm gaynana görsün
Ne derdim tazelensin
(29)
Dabancası aynalı
Şu oğlana varmalı
Oğlan bek gozel ama
Anası olmamalı
(30)
Armut dalda dal yerde
Bülbül öter her yerde
Cadı anayın yüzünden
Her birimiz bi yerde
Çarşıda nohut gaynana
Oğlunu ohut gaynana
Bizden sana fayda yoh
Ketini dohut gaynana
(31)
Evlenip gelin gidek
Hadi dama yerleşek
Bi ben bi yarim yeter
Gaynansız dam gerek
(32)
İşlerim dolu dolu
Gelinin benzi soldu
Olmaz olsun gaynanalar
Gelinler verem oldu.
(33)
Gaynanam gara zaar
Oşt desem beni boğar
Boğduğunu aramam
Köyü başıma yığar
(34)
Ördek golün içinde
Gül var gülün içinde
Cazı gaynanama yer yoh
Bu tek evin içinde
(35)
Yımırtanın sarısı
Yandı geddi yarısı
Çöplükde bi it ölmüş
Gaynanama darısı
(36)
Alimin abası var
Üstünde libası var
Alim bek gozel amma
Bi cazı anası var<!-- google_ad_section_end -->
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-08, 00:20   #6
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
Dogum Adetleri

Gebelik:
Kadın, gebeliği ilk önce uygun bir dille duyurulur. Eşler birlikte kızın
evine giderler. Anne adayı, mutlu haberi kendi annesine iletir. Anne de
eşine söyler, tüm aile bu mutlu olayı kutlar. Bazı yörelerde horoz kurban
edildiği bile olur. Mutluluk haberini duyan aile, kızları ve damatlarına
hediyeler verir. Bebek için giysiler, yatak malzemesi gibi hazırlıklar
yapılır. Eltiler, görümceler, oğlan ve kız annesi, gelinin arkadaşları, gebe
kadının doğum hazırlıklarına yardımcı olurlar.
Gebe gelinin baş bağlaması:
Gebe kaldığını anlayan gelin, durumu kaynanasına bildirir. Durumu öğrenen
kaynana, sevinçle bir kasaba gider ve 7 adet koyun kellesi alır. Bunları
yıkar, temizler, bir kazanda kaynatır. Kelle yemeği olarak hazırlar. Yanına
pilav, komposto, tatlı vb. de yapar. Mevsim meyvelerini de katarak sofraya
getirir. Gelinin akranı, yeni evli gelinleri bu sofraya davet eder. Gelin ve
arkadaşları yemeklerini yer, türküler söyler, oyunlar oynar.
Geline yakasız köyneğini, üç eteklerini, kısa enli cepkenini giydirirler.
Giysileri giydirilirken selavat getirirler. Gelinin başı, renkli poşularla
bağlanır; poşunun üzerine altından veya gümüşten takılar takılır. Bu poşular
7 renktir. Her rengin ucu birer metre kadar uzunlukta sırttan aşağı
sarkıtılır. Ayrıca bir kırmızı poşu ile de gelinin ağzı örtülür.
Gelin, bu sırada konuşmaz. Eşi, kaynata ve kaynanası, yakınları, arkadaşları
baş bağlanmasının arkasından hediyeler (anmalık) verirler. Konuşmasını
isterler. Gebe kalan, başı bağlanan gelin, artık aile içinde statü
kazanmıştır. Gelinin eteğine, çocuk şapkası ve başörtüsü koyarlar. Gelin,
eteğiyle bunları 3 kez havalandırır. Etekteki şapkayı kapan konuk
gelinlerden birinin oğlu olacağı, başörtüsünü kapanın ise, kızı olacağına
inanılır. Bu atış üç kez tekrarlanır. Son atışta şapkayı ve başörtülerini
kapan gelinler, bunlara sahip olur. Başı bağlanmış olan gelin artık
konuşmaya başlar.
Gebelikle ilgili ve gebelik süresince uygulamalar:
· Kadın, gebeliği süresince, al basmasın diye başına al örtü bağlar.
· Gelinin ağırlığı düşmesin diye boynuna altın takılır.
· Nazarı önlemek için ise, göz boncuğu ve maşallah gibi takılar
takılır.
· Kadın gebeliği sırasında al yanaklı, güzel yüzlü ise, oğlan
doğuracak demektir.
· Kadının karnı büyükçe ve yukarıda ise kız doğuracak şeklinde
yorumlanır.
· Aşeren kadın, çirkin bulduğu şeylere bakmaz, kelle yemez.
Gebe kadın için “kız kasıkta, oğlan karında durur” derler. Kız çocuğunun
doğumu sırasında kasık, oğlan çocuğunun doğumunda annenin sırtı ağrır.
Aşerme sırasında kadına, özlemini duyduğu herşey yedirilir.
· Aşeren kadına sakız çiğnetilmez, sevmediği yiyecekler yedirilmez.
· Çirkin bulduğu korktuğu, çekindiği şeylere baktırılmaz.
· Tilkiye bakarsa çocuğunun sinsi, tavşana bakarsa yarık dudaklı,
mandaya bakarsa hantal olacağına inanılır.
· Çirkin bulduğu kadına da erkeğe de bakmaz.
· Gebe kadına çevresindekilerce sürekli iyimser ve neşeli olması
öğütlenir.
Doğum:
Yaşamın başlangıcı olan doğum, her toplum gibi Tahtacılarda da çok çok
önemsenir. Duygular yoğunlaşır. Çünkü, doğum olağanüstü bir olaydır. Soyun
sürmesi demek olan doğumdan önce; doğum kolay olsun diye:
· Çeşmenin musluğu açılır.
· Oklavalar kırılır.
Her obanın doğuma yardımcı bir ebesi vardır o çağırılır. Komşu-akraba olan
becerikli kadınlar da doğum için çağırılır. Çocuğun giysileri hazırlanır,
bir kazan su kaynatılır. Bu su ile doğuma yardımcı tüm kadınlar, ellerini
yıkarlar. Gebe kadını, sancısı gelsin diye iki kadın kollarından tutar
yürütür. Sonra bir battaniye içine kadını yatırır sallarlar. Bundan amaç,
çocuğun karında doğuma hazır duruma gelmesidir. Bu arada kadınlar, gebe
kadının kasığını çekerler. Doğum zor oluyorsa, tavana bir ip bağlanır, kadın
ipten tutunup güç alarak ıkınır, rahim avuç içi kadar açılırsa çocuk doğuma
hazır demektir. Ebe, kasığa basar, yardımcı kadınlar sürekli gebe kadına
moral vererek cesaretlendirir. Doğan erkek çocuk ise, sevinç daha fazla olur
Ailenin başka oğulları olsa bile bu sevinç değişmez. Doğumdan sonra çocuğun
eşi düşer, düşmezse ebe elini yıkar, zeytinyağı ile yağlar, göbek bağından
tutarak eşi çıkarır. Çıkarılan eş, evin uzağında ayak basmayacak bir yere
gömülür.
Göbek kesme:
Ebe eliyle çocuğun göbeğiyle eşi arasında bir karışlık boşluk bırakır. Elini
çıkıntılı göbeğin üzerine koyduktan sonra keser. Göbek bağı ikiye katlanır,
çok sıkı olarak bağlanır. Sıkı bağlanmazsa, bebek ölür. Bir hafta içinde
göbek bağı kuruyarak kendiliğinden düşer.
Çocuk kız ise, bir çeyiz sandığına veya dikiş makinesinin çekmecesinde göbek
bağı saklanır. Doğan çocuk erkek ise, göbek bağı okulun bahçesine “okusun,
adam olsun” dileğiyle gömülür. Kız için, ayağı evde olsun, evcil olsun
dileğiyle göbek bağı mutlaka evin içinde saklanır.
Doğumdan sonra kadına soğuk su verilmez, üşütmesin diye kekik kaynatılır.
Bir gün boyunca çocuğa ılık şekerli su verilir. Bu arada karın bölgesindeki
kan aksın ve kadın göbekli olmasın diye, karnı bir çarşafla sıkılır ve
bağlanır. Gebe kadın bu bağ ile birkaç gün kalır. Ağrı olursa arpa unu,
soğan, kekik, un yoğrularak yakı edilir ve karına bağlanır.
İlk anne sütü, ayak deyip çiğnenmeyecek bir yere sağılır, çocuğa verilmez.
İkinci süt, ilk birkaç damlasından sonra çocuğa içirtilir. İlk süt
verilirken memede çatlama olmasın diye soğan kesilir, yara üzerine sürülür.
Kadın yatağına çocuğuyla birlikte yatırılır, konu-komşu çorba ve pelte
pişirerek kutlamaya gelirler. “Analı-babalı büyüsün”, “yaşı uzun olsun”
genellikle ana dilekleridir.
Bebek görümü:
Soyu sürdürmenin belgesi olan bebek doğunca oba, köy büyük sevince boğulur.
Hemen bir kişi baba adayına müjdeci gönderilir. Baba müjdeciyi ödüllendirir.
Gücüne göre armağanlar verir.
· Bebeğin yüzü sürekli sarı bir örtü ile “sarılık olmasın” diye
örtülüdür.
· Anne ise albasmasın diye al örtülür.
· Yastığın altında ise, bir bıçak ve ekmek bulunur.
Bu albasmaması için bir önlemdir. Baba, çocuğu görmeye geldiğinde elinde
eşine görümlük adlı hediyeyi getirir. Çocuğa “maşallah” der öyle bakar, aile
büyükleri ve yakınları anneye ve çocuğa görümlükle gelirler. 40’ı çıkmayan
çocuk dışarı çıkarılmaz. Bazen zorda kalınırsa 20’sinde dışarı çıkarılır.
Anne de zorunlu kalmazsa, dışarı çıkmaz, uzaklara gitmez, ağır iş yapmaz,
yük kaldırmaz, ayrıca 40 günlük süre içerisinde eşiyle yatmaz. Evde anne
yalnız bırakılmaz. Deneyimli bir kadın “görümce, kaynana, anne” gibi bulunur
Çocuğun beslenmesi, temizliği, sağlığı ve annenin sağlığıyla bunlar
ilgilenir. Eğer anne bilmiyorsa, çocuğu deneyimli kadınlar beler. Kimi yerde
çocuk beşiğe alınır. Beşiğe yatırılan çocuğa kundak yapılmaz, bez bağlanmaz.
Beşiğin altında lazımlık bulunur. Buna Isparta ve Antalya yöresinde “sülbüş”
denir.
Kadın çocuğu emzirirken, beşikte sarılı bebeğin üzerine eğilir öyle emzirir,
çocuk kundaktaysa annenin kucağına verilir.
· 40’lı kadın cenazeye gitmez, gitmek zorunda kalırsa, cenaze suyunun
üzerinden atlatılır, eli-yüzü cenaze suyuyla yıkatılır.
· Başka bir kırklı kadınla karşılaşırsa, karşılıklı iğne değişirler.
· 40’ıncı günü bir tasın içine 40 adet küçük taş, 40 adet gül veya
mevsim çiçeği atılır. Kimileri 40 taş yerine 40 metal para atarlar. Bu
tastaki suyu süzerler, bunu 39’ar kez annenin ve çocuğun üzerine dökerler,
40’ıncı su kalan suyun tümüdür bu da dökülür, böylece kadın ve çocuk ayrı
ayrı kırklanmış olur.
Çocuğa giysisi giydirilir.Kimi yerleşim birimlerinde anne çocukla birlikte
kırklanır. Şimdilerde kent ve kasabalara yerleşen Tahtacılar, kırklı kadın
ve çocuğu hamama götürüyorlar.
· Nazarı değen kadın varsa, çocuk ona gösterilmez.
· Kadın görürse, bir parça giysisinden bez kesilerek alınır.
Çocuğu olmayan kadına Antalya yöresinde “Kasnak” adı verilir. Sütü olmayan
kadının yerine başka bir kadın çocuğa süt verir, buna süt annesi denir.
Nazar değmesin diye nazar boncuğu, üzerlik, çöre otu, sarımsak kökü ile
nazarlık yapılır, çocuğun kundağı veya yatağına asılır. Çocuk devamlı
ağlarsa, kurşun dökülür. Önceki çocukları kız olanlar, oğlan olsun diye
kızlarına Songül, Sonnur, Yeter, Döne, Döndü gibi adlar verilir. Yeniden kız
doğarsa, Kısmet adı verilir. Çocuğu yaşamayanlar ise Dursun adını verirler.
Ad verme:
Anne-baba, çocuğuna adını kendileri koymaz, aile büyüklerine bırakırlar.
Oğlan olursa şu kız olursa bu gibi değerlendirmeler yapılır. Genellikle eski
ataların adları yaşatılır. Doğumun yedinci günü çocuk tuzlanır. Tuz yemeği
adı altında köylüye bir yemek verilir. Bu yemeğe yalnız köyün kadınları
çağrılır. Bir yandan çocuk tuzlanır, diğer yandan da tespit edilen ad çocuğa
verilir.
Daha önceleri ölmüş ataların adları verilirken şimdi Özlem, Özgür, Sevgi,
Barış, Umut, Türkü, Pınar, Irmak, Deniz gibi adlar konmaktadır. Eski ve
geleneksel Ali, Fatma, Veli, Gülsüm, Emine, Zeynep, Hasan, Hüseyin gibi
isimler daha az konmaktadır.
Köylerde aşerme, albasması, alkarası, kırklama, nazar değmesi, “gözdeğmesi”,
40 basması gibi olgular, azalarak da olsa yaşamaktadır. Eğitim oranı
yükseldikçe, bu tür olgular yerini yitirmektedir. Günümüzde köy ebelerinin
yerini, diplomalı ebeler almışsa da birçok köyde ve ağaç kesimi yapılan
obalarda köy ebesinin doğurttuğu kadın sayısı hayli fazladır
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-08, 00:21   #7
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
Sünnet Dügünü

Her ailenin, erkek çocuğu sahibi olduktan sonra ilk telaşı, çocuklarını sünnet ettirmek, kaygısıdır. Bu hal ve kaygı, İslami bir adet olarak yaşanmaktadır. Sünnet olacak çocuklar bir hafta önce haberdar edilir ve sünnet olacak çocuklar olarak topluca sünnet olurlar: Sünnet bittikten sonra Hocalardan mevlit ve ilahilerle devam eder ve arkasından toplu pilav ziyafeti verilir. çocuklara hediyeler takılır.
Çankırı'da bulunan köylülerimiz
Çankırı adetlerine göre Düğün Başlangıcı:
Çankırı'da sünnet düğünleri genellikle sonbahar mevsiminde yapılır. Çünkü bu mevsim, her aile için bir çok telaşın son bulduğu ve her şeyin bol olduğu bir mevsimdir.
Düğün öncesinde, sünnet olacak çocukları için evlerde birer yatak (Karyola veya somya) süslü olarak hazırlanır. Çocuk tek ise tek yatak, bir kaç tane ise bir karyolaya üç dört çocuk yatırılır. Ev, bir bayram yeri gibi süslenir. Sünnet edilecek çocuk için hazırlanan düğüne, matbu olarak yapılmış davetiyeler ile eş dost ve akrabalar çağrılır. Davetlilere pilav, ayran asıl olmak üzere, ailenin durumuna göre yemek ziyafeti verilir. Yemekten sonra mevlit okutulur, ilahiler söylenir. Çocuklar ise, alınlarında "maşallah" yazılı ve özel olarak hazırlanmış sünnet elbiseleri giydirilmiş vaziyette, arabalarla şehirde gezdirilir. Ki bu hal çocuğu sünnet olmağa iyice alıştırır, ısıtır diye kabul edilmektedir.
Sünnet olacak çocuklar, evde hazır bulunan sünnetçi önüne getirilince, hafızlar tarafından "aşr-ı şerif" okunur, fatihalar okunur. Bu esnada çocuk veya çocuklar sünnet edilir.
<!-- google_ad_section_end -->
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-08, 00:22   #8
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
Asker Uğurlama

ASKERE UĞURLAMA

Askere gidecek delikanlılar bir düğün bir bayram havası içinde askere uğurlanır. Muhtarlar sevk pusulalarının dağıttıktan sonra mahalle ve köylerde gençleri heyecan sarar. Bunlar askere gitmeden önceki son birkaç gününü dinlenerek, arkadaşları ile eğlenerek be büyüklerini ziyaret ederek geçirir. Hele son gece sabahlara değin eğlenilir. Askerliğe gidecek delikanlıya ısmarlaşırken büyükler tarafından para, mendil, çorap gibi hediyeler verilir. Aynı istikamete veya birliğe sevk edilen gençler ilçeden dört beş kişilik gruplar halinde ayrılır. Bunlar evden çıkarken anaları peşlerinden su döker. Kalabalık bir grup tarafından bazen davul zurna eşliğinde şehre kadar getirilir ve oyunlar oynanarak otobüslere bindirilir.askere uğurlama sırasında silahlar, fişeklerde patlatılır.
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-08, 00:23   #9
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
Cevap: Örf ve Adetlerimiz

İSLAMİYETE GÖRE ÖLÜM VE ÖLÜM TÖRENİ

Kur'an-ı Kerim'in Ankebut suresinin 57. ayeti "Herkes ölümü tadacaktır" diyerek bu kaçınılmaz sona vurgu yapar. Ancak bu son derece dünyadaki hayatın sonudur. İsra suresinin 99. ayeti "Allah onlar için bir son biçti" diyerek bu kaçınılmaz sona işaret eder. Bu dünyadaki hayatı sona eren kişi ahirette sonsuza değin yaşayacaktır. Peygamber bir hadisinde "Kabir cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur" diyerek ahiret hayatının mezardan itibaren başladığı inancı İslamiyet'te kabir azabı sözünde somutlaşır. İslamiyet'e göre beden gömüldükten sonra çürür, yok olur; ancak ruhu sonsuza kadar yaşar. Kabir azabı yaşayacak olan da yine bu ruhtur. Ancak bedenden ayrılan ruh tekrar bedene döndürülebilir. Öldükten sonra dirilme inancı İslamiyet'in temel taşlarından biridir. Bu görüş Bakara suresinde şu şekilde dile getirilir. "Siz nasıl olur da Allah'ı tanımazlık edersiniz ki, cansızken size o can verdi, sonra sizin canınızı gene o alacak, sonra da gene o diriltecek, daha sonra da gene O'na döndürüleceksiniz." Yine aynı konuda En'am suresinin 36. ayeti şöyle der: "Gerçekten çağrıya gelen sadece kulağı işitenlerdir. Ölülere gelince, onları ancak Allah diriltecektir. Sonra onlar gene Allah'a döndürülecektir."

İslamiyet'e göre ölünün ardından ağlamak, yas tutmak doğru değildir; çünkü ardından ağlanan ölü kabirde rahat edemez, kabir azabı görür. Peygamber ölünün ardından yas tutmakla ilgili şu hadisi söylemiştir. "Başına, yüzüne vuran, üstünü başını yırtan, cahiliyetteki gibi ağıtlarla yas tutan, bizden değildir." Ancak kadınların ölen kocalarından sonra yeniden evlenmeleri için geçecek süre anlamında yas kabul edilmektedir. Bununla ilgili peygamber bir hadisinde şöyle demiştir. "Allah'a ve ahirete inanan bir kadına üç günden çok ölü yası tutması (süslenmesi anlamında) helal olmaz, meğer ki ölen kocası ola. Ölen kocasıysa henüz gerdeğe girmemiş de olsa dört ay on gün, hamileyse doğurup lohusalığı geçinceye kadar süslenmez, evlenmez." "Yasaklanan yas haykırarak ağlamak, dövünmek, üstünü başını yırtmaktır."

Kabir azabıyla ilgili olarak İbn Abbas şunu anlatmaktadır. "Resullullah bir mezarlıktan geçerken iki ölünün yattığı bir yerden sesler işitti ve: Her ikisi de azap olunuyor dedi. Sonra bir hurma dalı isteyerek ikiye böldü ve her iki kabrin başına dikti ve: Bu dallar yaş kaldıkça azaplarının hafiflemesi umulur, buyurdu." Peygamberin bu davranışı dinler tarihi boyunca birçok kültürde görülen mezara ağaç dikme, çiçek bırakma, çeşitli kutsal bitkiler bırakma davranışlarından izler taşımaktadır.

İslamiyet'te mezarlara yalvarmak, mezarları türbe haline getirmek hoş bir davranış olarak görülmez. Bu konuyla ilgili, Peygamber, bir hadisinde şöyle der: "Peygamberlerinin kabrini mescit yapan (tapan) Yahudi ve Hıristiyanlara lanet olsun, sakın benim kabrimi mescit yapıp mezarıma tapmayın." İslamiyet'in mezar ziyaretlerindeki pagan uygulamalara bu olumsuz bakış açısına rağmen yurdumuzda bu uygulamalar halen varlığını devam ettirmektedir.

Bu kısa açıklamadan sonra İslamiyet'te uygulanan ölüm geleneğini ölüm öncesi ölüm ve ölüm sonrası olarak özetleyelim.

ÖLÜM ÖNCESİ

Ölmek Üzere Olan Kişiye Yapılan Uygulamalar

1- Öleceği anlaşılan kişi, yüzü kıbleye karşı gelecek şekilde sağ tarafına çevrilir. Kişiye Kelime-i Şehadet getirtilir. Başında bulunanlar da onunla birlikte Kelime-i Şehadet getirirler.

2- Bu sırada kişinin yanında akrabaları bulunur ve bu anda Yâsin ve ya Ra'd suresi okunabilir.

ÖLÜM SIRASI

Kişi ölünce çenesi bağlanır, gözleri kapatılır, elbiseleri çıkartılır ve ince bir örtüyle üzeri örtülür. Ölünün şişmemesi için ölünün üzerine bir demir parçası konur. Yıkanıncaya kadar ölünün yanında Kur'an okumak yasak olmamasına rağmen yapılmaması gereken bir davranıştır.

Ölünün Yıkanması

İslam inancına göre ölünün yıkanması gerekir. Bunun için ölü, teneşir üzerine veya yüksekçe bir yere sırtüstü yatırılır. Sonra ölüye abdest aldırılır. Abdeste önce yüzden başlanır, ağza ve buruna su verilmez; parmağa sarılı bir bezle dudaklarının içi, dişleri ve burun delikleri ıslatılır. Kolları yıkanır, başı meshedilir, ayakları yıkanır. Abdest bittikten sonra üzerine ısıtılmış su dökülür, saçı ve sakalı başı ve bedeni iyice temizlenir. Sonra sol tarafına çevrilerek sağ tarafı, sağ tarafa çevrilerek sol tarafı yıkanır. Yıkayıcı, ölünün karnına yavaşça dokunarak ölünün vücudundan bir şey çıkarsa onu da yıkar. Ölüyü yıkarken her organı üç defa yıkamak sünnettir. Ölünün tırnak ve saçları kesilmez. Saçları ve sakalı kesilmez. Erkek ölüyü erkek, kadın ölüyü kadın yıkar. Kadın, ölen kocasının cesedini yıkayabilir; ancak erkek ölen karısını yıkayamaz.

Kefenleme

İslam'da kefen üç çeşittir:


a) Sünnet Kefeni: Erkekler için gömlek, izar ve lifafe olmak üzere üç kattır. Boyun kökünden ayaklara kadar uzanan gömleğin yeni ve yakası yoktur. İzar ve lifafe baştan ayağa kadar uzanır. Lifafe, İzar ve gömleğin üzerine giydirilir. İzardan biraz daha uzun tutulur. Kadın kefeninde ise bunlara ek olarak baş ve göğüs örtüsü kullanılır.

b) Kifayet Kefeni: Ölen kişinin maddi durumunun bozukluğuna paralel olarak kifayet kefeni ile yetinebilir. Bu kefen izar ve lifafeden ibaret olup ölen kadınsa bunlara ek olarak baş örtüsü dahil edilir.

c) Zaruret Kefeni: Zorunluluk halinde ölü, ne bulunursa onunla kefenlenir.

"Kefen hazırlandıktan sonra tütsülenir" "Sünnet kefen şöyle yapılır: Önce lifafe yayılır. Onun üzerine izar konulur. Daha sonra ölüye kefen gömleği giydirilip izarın üstüne konur. İzar önce ölünün soluna, sonra sağına sarılır." Lifafe de sağa, sonra sola sarılır. Ayaklarının altından ve başının üstünden bağlanır."

"Kadın cenazenin kefenlenmesinde, kadının saçları ikiye ayrılarak göğsünün üstüne konur. Kadın kefenlendikten sonra başı ve yüzü başörtüsü ile örtülür. İzarın üstünden göğüs örtüsü bağlanır. Göğüs örtüsü, göğüsten göbeğe veya dizkapaklara kadar olan bir örtüdür." Daha sonra ise lifafe sarılır.

Cenaze Namazı
Ölen bir kişinin cenaze namazının kılınabilmesi için, her şeyden önce Müslüman olması ve ölünün yıkanmış olması gerekir. Bunun yanında ölünün vücudunun bütünlüğünü korumuş olması, yani başı ile beraber vücudunun yarıdan çoğunun olması şarttır. Cenaze namazını topluluk içinde birkaç kişinin kılması da yeterlidir. Tüm topluluğun kılması şart değildir. Cenaze namazını, usulünü bilen herkes kıldırabilir."

Ölünün Gömülmesi

"Cenaze namazından sonra ölü mezara konur. Mezarın en az göğüs hizasına kadar kazılması şarttır. Ölü gömülürken kefenin bağları çözülür ve sağ yanına yatırılarak kıbleye yöneltilir." "Ölü kadın ise, ölünün en yakınının onu mezara koyması gerekir. Kadının mezara inmesi yasaktır. Mezarların üzerine yapı yapmak, süslemek, islamda haramdır. Ancak taş dikmek, isim yazmak, ağaç dikmek yasak değildir."

Telkin

Ölü mezara konulduktan sonra ve üzeri toprakla örtüldükten sonra topluluk mezarın başına oturarak, imam veya başka birisinin okuduğu Kur'an-ı dinler ve ölünün ruhuna fatiha okur. İslamiyet'e göre bütün insanlar ister Müslüman olsun, ister olmasın ölüp de mezara konunca Münkir ve Nekir adlı iki melek tarafından sorgulanır. Sorgu dinsel olup ölünün Müslüman olup olmadığını saptamak için yapılır. Cenazenin defin edilmesi sırasında imamın mezar başında verdiği talkın (telkin) sorgu sırasında ölünün korkudan dilinin kekelememesi içindir.

ÖLÜM SONRASI
Taziye

Ölünün yakınları, komşuları, akrabaları tarafından ziyaret edilerek "Allah size sabır ve ecir versin, hüküm Allah'ındır, Allah cennete kavuştursun" denilerek teselli edilirler. Ölünün gömülmesinden sonra kederli olan ve yalnız kalan ölü evinin ziyaret edilmesi, yani taziye konusunda peygamber "Kim felakete uğrayan kardeşini taziye ederse, Allah ona kıyamet gününde ikram elbiseleri giydirir" demiştir. Taziye üç gündür; ancak uzakta olanlar daha sonra da taziyeye gelebilirler. Bu süre içinde komşular yemek yaparak ölü evine getirirler.

Mezar Ziyareti

İslamiyet'e göre kabir ahret âleminin başlangıcıdır. Ölümü her canlı tadacaktır. Ölüm, yok olmak değildir. Bir evden bir eve göç etmek gibidir. Ölen her kişi kıyamette, dünyada yaptıklarından hesaba çekilip cennete veya cehenneme gönderilinceye kadar kabirde kalacaktır. Kabirde, hem ruha hem de bedene nimet ve azap vardır. Peygamberler, veliler ve şehitler mezarlarında da diridirler. Kabirde ölü kendini ziyarete gelenleri tanır. Bunun için kabirde bulunan ölülere selam vermek sünnettir. Bir hadiste peygamber" "Bir kimse din kardeşinin kabrini ziyarete gider ve mezarı başında oturursa onu tanır ve selamına cevap verir" demiştir. Ölü, kabrinde bilinmeyen bir hayatla diridir. Müslümanların kabrini ziyaret etmek, peygamberin de yaptığı, tavsiye ettiği bir davranıştır. Bir hadiste peygamber "Kabirleri ziyaret ediniz! Kabir ziyareti, ölümü hatırlatır" ve "Kabir ziyaretini size yasaklamıştım. Şimdiden sonra ziyaret edebilirsiniz. Böylece ibret alır, gafletten uyanırsınız" demiştir.
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-08, 00:27   #10
Bir Varmış Bir Yokmuş
Guest
 
Mesajlar: n/a
hıdırellez geleneği

Hıdrellez gelenekleri 6 Mayıs günü bütün yurtta olduğu gibi ilimizde de kutlanmaktadır. Ancak ilçeler arasında bazı değişikliklerde görülmektedir. Bolu'nun her ilçesinde piknikte salıncağa binme adeti görülür, böylece günahların atılacağına inanılır. Ortak bir diğer özellik sütü mayalamadan bırakmaktır. Hızır'ın geleceği ve süte dokunarak mayalanacağı düşünülmektedir. Seben ilçesinde mayasız süt yoğurt olursa bir sene boyunca o yoğurttan yoğurt mayalanır. Göynük'te süt yoğurt olursa bu yoğurttan birer parmak alınarak diğer yiyeceklere de sürülür. Seben de hıdrellez dini bir gün gibi nitelendirilmektedir.

Temizliğe özen gösterilir. Kekik bitkisinin hıdrellezden sonraki günlerde toplanırsa şifalı olacağına inanılır. Genelde kutlamalar için suyun ve yeşilliğin bol olduğu bir yer tercih edilir. Mengen ilçesinde hıdrellezin bir gün öncesi akşam herhangi bir gül ağacının dibine küp gömülmekte ve sabah manilerle açılmaktadır. O gün hiç bir tarla, bahçe işi yapılmaz. Ev isteyenler evlerinin bahçesine ev, bebek isteyenler bezden bebek yaparlar. Ateş yakılıp üstünden atlanır.Gerede'de davul çalınarak Esentepe'ye gidilir, herkesten odun toplanıp ateş yakılır, yemekler pişirilip, hep birlikte eğlenilir.

Kız çocukların saçları örülür. Genç kızlar ısırgan otu koparıp bekletirler, eğer ot solarsa sevdiklerine kavuşamayacaklarına inanırlar. Yeşil soğanlardan iki tane alıp, birine yeşil diğerine kırmızı kurdele bağlanır. Yeşil kurdele ile bağlı soğan bir, iki gün içinde uzarsa sefa sürüleceğine, kırmızı kurdeleli soğan uzarsa cefa çekileceğine inanılır. Kısmeti çıkmamış kızlar için çarşıdan hiç kullanılmamış bir kilit alınır, hıdrellez günü o kişinin başının üzerinde kilit üç defa açılıp kapatılır, üçüncüde açık bırakılır.

Yedi çeşit ot veya çiçek toplanıp kaynatılır, suyu ile yıkanıldığında şifalı olacağı düşünülür. Kız çocukları ip üzerine oturtulup saçları taranır, uçları kesilerek ısırgan otu veya asma kökünün dibine gömülür. Mudurnu'da kırmızı gülün dibine kırmızı bezle bağlı para koyulur ve o para bir sene harcanmadan cepte taşınır.Göynük Gürcüler Çayırı, Bey bahçesi Hıdrellez eğlenceleri için seçilmiştir. O gün dilek dilenir sabah ezanında kağıda yazılıp akan bir suya atılır. Giderken de gelirken de kimseyle konuşulmaz, kağıt akıp giderse dileğin gerçekleşeceğine inanılmaktadır. Hıdrellez günü, yılan gelir düşüncesiyle evlere odun getirilmez. Aynı gün dikilen fasulyeler kurtlu olur. Hıdrellez çorbası olarak keşkek pişirilir.

Hıdrellez günü yabancı bir insan görülürse misafir edilir. Isırgan otu kaynatılıp içilir veya yemeği yapılır. S harfi ile başlayan süt, sarımsak, soğan, simit, sucuk, salça, sütlaç, salatalık vs. yenilir. Bolu'da üç yol çatağına genç kızlar evlenmek için taş taş üstüne koyarak dilek tutarlar. Ağaç kaşıklar ateşe atılır, eğer yanmayan kaşık varsa Hızırın uğradığına işarettir. O gün ambarlar, kapılar açık bırakılır. Hıdrellez günü ikindi namazından sonra iki rekat namaz kılınıp kıbleye karşı durup niyet edilir. Sabah pencere açılıp; Sabah hayırı bizim olsun Anam babam cennetlik olsun Ya Allah ya kerim Allah Ya Allah kısmet yolla Ya Allah rızk yolla Ya Allah eletip ***ürüp Cehennemde yakma Ya Allah yüzümüzün karasına bakma diye dua edilir.
 
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

  • Submit Thread to Digg Digg
  • Submit Thread to del.icio.us del.icio.us
  • Submit Thread to StumbleUpon StumbleUpon
  • Submit Thread to Google Google
  • Bookmarks

    Etiketler
    örf ve adetlerimiz

    Seçenekler
    Stil

    Yetkileriniz
    You may not post new threads
    You may not post replies
    You may not post attachments
    You may not edit your posts

    BB code is Açık
    Smileler Açık
    [IMG] Kodları Açık
    HTML-KodlarıKapalı
    Trackbacks are Açık
    Pingbacks are Açık
    Refbacks are Açık



    Bütün Zaman Ayarları WEZ olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:25 .


    Powered by vBulletin Version 3.8.7
    Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
    Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
    Sohbet ve Sohbet odalari sitesi

    Sohbet Chat Forum Oyunlar1