hoSSohbeT.com  Sohbet  forumlari

Anasayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   hoSSohbeT.com Sohbet forumlari > Tarih Kültür Sanat Forumu > Genel Kültür Bilim Tarih > Hukuk
Kayıt ol Yardım Sohbet Gazete oku Diyetsaglik Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Hukuk Hukuk dünyasından haberler



Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-11-08, 20:40   #1
Çalışkan üye
 
tess - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04-02-08
Yaş: 63
Mesajlar: 151
Tecrübe Puanı: 9 tess 10
Shok Köylü de kentli de karısını dövüyor!

Köylü de kentli de karısını dövüyor
27.10.2008
TÜBİTAK araştırma yaptı.
Nergihan Çelen´in haberi
Türkiye´de yıllarca ´kırsal kesimin´ sorunu olarak lanse edilen koca dayağından kentli kadınlar da dertli. Gazetelerde üçüncü sayfa olarak yer alıp bir gün sonra da unutulan dayak, son yıllarda çok sayıda yuvanın dağılmasına sebep oldu.
Birçok kadının, sistemli olarak şiddet görmesine rağmen ´Eşiniz şiddet uyguluyor mu?´ sorusuna ısrarla ´Hayır´ yanıtı vermesi şiddeti toplum olarak ne kadar kanıksadığımızı gösteriyor. 35 yıl fizik profesörü eşi Ziya Kantarcı´dan dayak yiyen Nesrin Savaş, koca dayağının ulaştığı noktayı göstermesi bakımından acı bir örnek. Savaş, kocasının sırtında kırdığı oklavayı gösterirken, diğer kadınların ibret almasını istemişti. "Eşim perdeleri kapatır, müziği açar, bana gün aşırı elektrik verirdi." diyen kadın ise sığınma evinde kalan bir hanım. Eşi marangoz olan 48 yaşındaki A.S., ´gidecek başka yerim olmadığı için yıllarca şiddete katlandım´ diyor. Bir gün canına tak edip eşini polise şikâyet ettiğini söyleyen A.S., "Eşim bunun bedelini bacağımı kırarak ödetti." ifadelerini kullanmıştı.
Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Ayşe Gül Altınay ve Boğaziçi´nden Yeşim Arat´ın TÜBİTAK tarafından desteklenen ve 18 ay süren ´Türkiye´de Kadına Yönelik Şiddet´ araştırmasının sonuçları bizi acı gerçekle bir kez daha yüzleştirdi. Raporda her üç kadından birinin şiddet gördüğü ve kadınların yarısının bu durumu hiç kimseye anlatamadığı belirtilmişti. Diğer bir deyişle üç kocadan biri eşine kapalı kapılar ardında şiddet uyguluyordu. Araştırmada dikkat çeken bir diğer konu ise yükseköğrenim görmüş altı erkekten birinin eşine fiziksel şiddet uyguladığıydı. Bin 800 evli kadınla yüz yüze yürütülen araştırma, kadına yönelik şiddetin nasıl tanımlandığı ve nasıl algılandığı gerçeğine mercek tutmuştu. Raporda, çocukken tanık olunan veya maruz kalınan şiddetin, erkeklerin şiddet uygulama ihtimalini, kadınların da bu duruma maruz kalma riskini iki kat artırdığı vurgulanıyordu. Araştırmaya göre, okuma-yazma bilmeyen kadınların yüzde 43´ü en az bir kez dayak yediğini söylerken, yükseköğrenimli kadınların yüzde 12´si bu yönde cevap verdi. Araştırma, aile içi şiddetin çözümünde hükümet, yerel yönetim, devlet kurumları, yasalara ve mahkemelere önemli sorumluluklar yüklendiğini gösteriyordu.
Aile içi şiddetin trajikomik gerekçeleri
Trabzon´da bu yılın ilk 9 ayında Emniyet ve Jandarma kayıtlarına göre 213 aile içi şiddet olayı yaşandı. Tamamına yakını kadınlara yönelik şiddeti kapsayan başvurularda kavgaların çoğunun kocaların alkollü eve gelmesi sonucu çıktığı belirtildi. Gerekçeler arasında gösterilen trajikomik bahaneler ise dikkatlerden kaçmadı.
Beşikdüzü ilçesinde N.K, kendisinden izinsiz çocuğuna oyuncak aldığı gerekçesiyle kocası İ.K. tarafından darp edildi.
Araklı´da oturan S.Ç., bebeğini susturamadığı için kocası tarafından şiddete maruz kaldı.
Merkez 1 No´lu Erdoğdu Mahallesi´nden M.N., kendisinden izin almadan evdeki halıyı yıkadığı gerekçesiyle eşi G.N.´yi dövdü.
Beşikdüzü´nde M.D., "Bu çocuk niye yatağa işiyor?" diye eşi H.D.´ye şiddet uyguladı.
Akçaabat´ta yaşayan M.B., sipariş ettiği sigarayı getirmeyi unutan eşi G.B.´yi darp etti.
Bir şikayet de Of´tan geldi: Seyrettiği TV kanalını değiştirmesine sinirlenen S.K., eşi M.K.´ye şiddet uyguladı.
Vakfıkebir´de K.O., "Soba niye tütüyor?" diye kızan eşi S.O. tarafından darp edildi.
Beşikdüzü´nde eve gelen misafirlerle fotoğraf çektiren Ş.İ., eşi A.İ. tarafından "Neden onlarla fotoğraf çektirdin?" diye dövüldü.
Merkez Gülbaharhatun Mahallesi´nde oturan F.A., yemeğin tuzu konusunda tartıştığı eşi L.A.´ya şiddet uyguladı.
´Okumuş kadın ezilmiyor´ tezi yanlış
TÜBİTAK´ın ´Kadına Yönelik Şiddet´ araştırması, okuma-yazma bilmeyen kadınların yüzde 43´ünün en az bir defa dayak yediğini gösterirken yükseköğretimlilerde bu oranın yüzde 12 olduğunu ortaya koydu. Diğer sonuçlar ise şöyle sıralandı:
Ailelerin onayıyla evlenenlerin yüzde 28´i, görücü usulüyle evlenenlerin 37´si en az bir kez şiddete maruz kalırken, bu oran ailelerin onayını almayanlarda yüzde 49´a çıkıyor.
Her 10 kadından yalnızca biri başka bir şehre/köye eşinden izin almadan gidebiliyor. 3´ü izin alma ihtiyacı duymadan ailesini ziyaret edebiliyor, 4´ü izne tabi olmadan komşu/arkadaş ziyareti yapabiliyor.
Kadınların eşlerinden çok kazanması, şiddet riskini 2 kat artırıyor. Bu durumdaki her 3 kadından ikisi şiddete maruz kalıyor.

Pasted from <[Üye Olmadan Linkleri Göremessin! Üye Olmak İçin Tıkla...]>
tess isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 22-11-08, 12:32   #2
Çalışkan üye
 
tess - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04-02-08
Yaş: 63
Mesajlar: 151
Tecrübe Puanı: 9 tess 10
Cevap: Köylü de kentli de karısını dövüyor!

Ben: Nesrin Savaş Kantarcı. Ziya Kantarcı ve şahsımla ilintili olan bu tuhaflaştırılmış ve değiştirilmiş haber için kimi olguları anlatmak gereği doğuyor. Basına yansıtılan haberin amacı ve biçimi bambaşkaydı! Konu: "Hukuk ve kadın" idi!!! "Davayı izleyin"demiştim. Önemliydi çünkü... Aile içi şiddet, olgunun sadece bir parçasıydı. Şöyle ki: "T.C. Mahkemeleri'nde çok boyutlu neler oluyordu?". Tanıklık edilmeliydi.
Özellikle bulaştırılan bu çok farklı haberin gündeme gelmesinin düzeysizliği ise; en az inanılır kurum olan medyanın her zamanki gibi sıradan utanç verici işlerindendi!
Özgüveni ve sağlıklı ruh yapısı (!) olan aileler için söz konusu bile edilmesi yadırganacak sözcük; "izin"dir! Değerli evlilik kurumunda eşler özgüvenli olup birbirlerini koruyup-kollarken gayet tabii ki düzeyli bir biçimde davranırlar ve de birbirlerinden haberdardırlar. Öyle de olmalı. Ancak: Anormal ve patolojik boyutta ve çok bilinmeyenli iç durumları da olan evlilikler için ise anlatılması ve inanılması epeyce zor olgular söz konusudur. Salt kimi psikiyatristlerin yorumlayabileceği akıl dışılıklar evlilikleri cehenneme dönüştürür. Neden-sonuç ilintisine eğilmek gerekir. Karşılıklı anlayış en adaletli ölçüttür normal evliliklerde... Çoğu medyanın yangına körükle giderek olayları yalanlar da ekleyerek saptırması gerçeğini yaşayanım. Faili malum durumlar. Şartların-sistemin mağduru olmak da diyebiliriz. Her insanın yaşamı kendi tanığıdır. Şiddetin tüm biçimlerini gören biri olarak ve tüm olanlara rağmen evliliği sürdürebilme çabasını güderek didindim. Bu durumların gerekçesini ortaya koyacak olursak: Ezilmişliğe mahkum olmamanız savaşım verebilmeniz için ve kendinizden çok çocuklarınız için; ekonomik gücünüzün gerekliliği şarttır, hiç kimse şiddeti kabullenemez! İnsanlık suçuna hafifletici neden aranamaz ve görünmez de kılınamaz. Ekonomik gücü olan her kadın sessizliğini bir saniye duraksamadan bozar. Olguların ve kimi çok özel nedenlerin yıllar içerisinde giderek yoğunlaşması ve çekilemez bir biçime dönüşmesi patlama noktasını oluşturuyor. Vurgulamak isterim ki: Ülkemizde sistem ve hukuk kadını sözle bile yeterince koruyamamaktadır. Hukuk: Kadını maddî-manevî ne kadar koruyor bu ülkede? İşte kördüğüm burada!!! Sanki: Her şey bu konuda çok ta yolundaymışcasına, sistem hak-hukuk yerli yerine oturmuşcasına lâf kalabalığı ederek ve "Sözde" (!) programlar yaparak ve belli amaçlar güdülerek çok farklı boyutlara çekilen bu dev sorun, Avrupa ülkeleri ile kıyaslanılabilmektedir de!. "Tuzu kuruların ve ahkâm kesenlerin aklı daha mı çok çalışıyorda konuşup duruyorlar? AB İlerleme Raporu için çıkarılan göstermelik yasaların uygulanmadığını biliyoruz! Gerçek anlamda çalışan çaba gösteren değerli insanlarımız yok değil. Salt finansal sorunların yetersizliği değil, daha da önemlisi zihniyetin kolay değişemediği bir ülkede olduğumuzu ve olguların benimsenmeyerek ele alındığını görüyoruz. Kadının bilgilenmesi/bilinçlendirilmesi dolayısıyla farkındalığı yaratmak elbette bir değerdir. Ancak; Kendisiyle hızlı hesaplaşma sürecindeki Türkiye'de en az inanılır kurum olan çıkarcı medya; kimilerini yıldırmak, yok etmek pahasına her türlü yol/yöntem/araç ile kuralsızlığın pençesine düşmektedir. Temel insan haklarından ve uygar değerlerden uzaklaşmaktadır, dolayısıyla da toplumsal değer ve kanaatleri kırıp bir boşluk oluşturup keyfince davranabilmektedir. Bu var olanları adlandırabilmek ve ölçüm yapabilmek için farkındalık şarttır. İşte o zaman kimi medya, çoğu yalan/yanlışlarını kolay-kolay başka birşeymiş gibi kitelere sunamaz. Meydanı hastalıklı medyaya bırakmamalıdır, kasıtlı olarak mutlaklaştırmak istedikleri durumları biliyoruz. İyi okumak gerek. Kitleleri yönlendirerek belli bir biçime sokmak isteyen bu malum medya; verilen haberin yanıt vererek düzeltilebilecek hiçbir yanını bırakmamaktadır. Bunlar hak ihlâli değilse nedir?
Siyasete gelince: Hükümet, Avrupa Birliği'ne uyum ve aile içi şiddeti azaltmak amacıyla getirilen yeni ceza sisteminden geri adım atıyordu: Aile içi şiddeti, yeniden " şikâyete bağlı suç" kapsamına alan tasarının gerekçesinde: "Bir tokat atılması durumunda bile soruşturma açılıyor" ifadesinin kullanılması dikkât çekiciydi. Yaptırımın azaltılmak istenmesi ile karşılaştık. Şiddete verilecek ceza indirilmek istendi. Şiddeti körükler nitelikte! Verilmesi gereken ceza bile verilmiyor aslında, o da ayrı bir sorun! Bir vatandaşımıza verilen ceza bir "Profesör"e verilebiliyor mu? Eşitlik nerede? Somut örnekleri çokk...
"Pozitif Ayrımcılık" kavramını da iyi ezberlediler. O kadar!
Brüksel'de AP raportörü ( Ria Oomen-Ruijten) şu soruyu sordu: " Neden Cinsiyet Eşitliği Komisyonu için türban kadar hızlı davranmadınız?"
Bu konuda sürekli uyarılmaktayız.
Ayrıca kadının kadını fazlasıyla vurduğu bir ülkedir burası.
Bu denli sosyal sorunları olan ülkemizde; olduğundan daha fazla imkân sahibi olan ve güçlü bir Sosyal Hizmetler Kurumuna gereksinim vardır. Yeterince üniversitelerde Sosyal Hizmetler bölümü var mı? "Aile içi şiddet" sorununda, çoğu kadının çocuklarıyla gidecek yeri/işi/parası yoktur bu ülkede. Varmış gibi konuşuluyor. Bunların yetersizliği bilinirken sorunların ne denli az çözülebileceğini yadsıyabilir miyiz? Sistem kadına güven verseydi binlercesi bugün ateşin içinde olmazdı. Haklarını öğrenen kadının, haklarını alamayacağı endişesi taşıdığını ve bunda da haklı olduğunu hiçbir kurum ve kuruluş yadsıyamaz. Güvensizliğin/güvencesizliğin katlanarak artmasına tanık oluyoruz. Denetlenmeyen kurum ve kuruluşların varolan sistemi bilinirken; projeler, anketler, konferanslar düzenlendiğinde gerçek durumlar samimiyetle masaya yatırılıyor olsa bile her şey sözde kalmıyor mu? Hukuk ise bugünkü durumuyla sosyal sorunları çözmek için yeterli olabiliyor mu evrensel hukuk işliyor mu? Özen gösterilerek sisteme yerleştirilmesi gerekenlerin başında "adalet sistemi" geldiğine göre: Hak anlayışının uygulamadaki etkisinin önemsenmediğini hergün görmekteyiz. Sorumluluk dağılması yaşanmakta olan bir ülkede: İnsanlık suçuna hafifletici neden aranabilirken, insanların acılara katlanabildiği ancak haksızlıklara katlanamayacağı unutulmamalıdır. Yasaların uygulanamazlığı görünmez kılınamaz. Yine de: Çok ünlü latince tümce vardır:
" Vigilantibus et non dormientibus jura subveniunt." Yani:
"Hukuk, bilinçli olanlara yardım eder, hakları konusunda yatıp uyuyanlara değil."
Haklarımıza sahip çıkalım.
Nesrin Savaş Kantarcı
tess isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 22-11-08, 12:35   #3
Psikolojik Deli
 
PySSyCaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29-08-07
Nerden: Bermuda Üçgeninden
Mesajlar: 15,513
Tecrübe Puanı: 211514 PySSyCaT 1000 PySSyCaT 1000 PySSyCaT 1000 PySSyCaT 1000 PySSyCaT 1000 PySSyCaT 1000 PySSyCaT 1000 PySSyCaT 1000 PySSyCaT 1000 PySSyCaT 1000 PySSyCaT 1000
Cevap: Köylü de kentli de karısını dövüyor!

onu bunu bilmem Kadin dayagi hak ediyorsun esirgemiyeceksin :)
Sorry benim görüsüm
__________________
Eğil kulak ver ceddine TÜRKE kefen biçmek hangi itin haddine..!!!


PySSyCaT isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 28-08-10, 23:08   #4
Çalışkan üye
 
tess - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04-02-08
Yaş: 63
Mesajlar: 151
Tecrübe Puanı: 9 tess 10
Cevap: Köylü de kentli de karısını dövüyor!

'Ev işi' kimin işi?
Kadının ezilmesinin kaynağı ev içi emeğin ucuza getirilmesi ve aşağılanmasıdır. Sıra erkeklere geliyor.

Yasada tanınan kadın erkek eşitliği uygulamada yoktur. Erkeğin emeği gelir, kadının emeği ise gider hanesine yazılır. İşte örneği!

Ankara 5. Aile Mahkemesi Yargıcı Şerafettin Şanver, boşanma davasında, erkek eşin evlilik sırasında maliki olduğu evin ve otomobilin üzerinde kadın eşin de katkı payı olduğuna karar verdi.

Yargıtay ise 'ev kadınlarının ev işiyle uğraşmalarının mal edinimine katkı sağlamayacağı' gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozdu. Bu kararları görmedim.

Yargıtay'ın eril düzenden yana iktidar denetimi sürüyor, anlaşılan. Bu tür kararlar yeni de değil. Bildik ataerkil yapı kalıntısı! Ama yeni olan bir şey var. Anında tepki! Yazılı sözlü tüm medyada neredeyse ilk haber.

Haberin ötesinde kışkırtma da saklı söylemlerde! 'Kadını üzen karar', 'kadınları kızdıran karar' gibi. Durup dururken neden bir başka telaş? Arkasında hangi eril tuzaklar var?*

Kadın işi, 'ev işi'*
Ne yapıyorsun ki, akşama kadar yatıyorsun, diye küçümsenen ve beş para etmeyen 'ev işi' nedir? Sürekli tüketime karşı, hiç bitmeyen yeniden üretimdir. Ailenin kaçınılmaz gereksinmelerini karşılar.

Sevgi, dayanışma, neslin üretimi, üretilen çocukların yetiştirilmesi, beslenmesi, bakımı, çamaşırların yıkanması, evin temizlenmesi, maddi ve manevi duyguların doyurulması, aile bireylerinin sosyal yaşama hazırlanması...

Bunları kim yapar? Ev dışında çalışsın, çalışmasın fark etmeden 'ev kadını' denen bir tür canlı.*

Peki, karşılığı ne olacak? Varsayalım, dışarıda çalışmayan bir ev kadını, eşi çalışıp kazandığı ile ev araba alıyor, edinilen bu mallarda kadının payı nedir?*

Tarih boyunca kadının payı olmadığı, kadının sevgi karşılığı çalışan ücretsiz emekçi olduğu söylendi. Farklı ideolojiler, değişik açılardan aynı temel yanlışı içerir. Kapitalist düzende kadınlar/erkekler arasında değişmeyen bir 'işbölümü' erkek iktidarının ve para paylaşımının iç yüzüdür. Aile, bir tüketim cennetidir. Toplumun vazgeçilmezidir.

Kadından beklenen mutluluk ortamında erkekten alınacak en yüksek verimlilik temel kaygıdır.

Sosyalist düzende ise aile iki başlı işçi üretimiyle topluma katılır ve zaman içinde ailenin ortadan kalkacağı, kadının ev içi çalışmasının toplumsallaşacağı öngörülür. Bu uygulamada başarılamaz.

Kazançları bir yana, kadın çifte yük altında ezilir, ücretsiz aile işçisi olmayı sürdürür. Çünkü ev kadınının emeği piyasaya sürülen ve mübadele değeri olan bir emek sayılmaz.*

Yasal tuzaklar*

Türk Yurttaşlar Yasası, 2002 yılında yasal malvarlığı rejimini "edinilmiş mallara katılma" olarak değiştirdi. Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir (TYY md. 219).

Şimdi; erkeğin dışarıda çalışması karşılığı aldığı 'bedel' ile, kadınlık mesleği karşılığı harcanan 'emek'in aynı nitelikte edinilmiş mala çevrilmesi gerekmez mi? Kadın evlilik şirketine ev içi çalışmasını, erkek de ev dışı çalışmasını koymuş olmaz mı?*


Yasadaki tuzak, kadının ev içi emeğinin edinilmiş mal gibi çalışma karşılığı olarak değil, aile birliğinin giderlerine katılma çerçevesinde yer alması ile başlar (TYYmd. 186/3).

Buna göre "eşler birliğin giderlerine, güçleri oranında emek ve malvarlığı ile katılırlar". Kadın ev içi emeği ile ailenin zorunlu giderlerinin bir bölümünü karşılamış olur.

İlk kez bu yasada, kadının ev içi emeğinin, onun dışarıda çalışma yaparak kazandığı bir malvarlığı değeri ile eşdeğer olduğu benimsendi.

Emek eşittir para ise, neden malvarlığına da dönüşmesin? Kadının ev içi emeğinin piyasa koşullarında parasal karşılığı bulunarak, edinilmiş malda 'katkı payı' tutarı neden belirlenmesin?

Neden, evlilik süresince erkek eşin çalışması karşılığı edindiği ev, araba da ortak paylaşıma girmesin?*

Emeğin maddi bir değer olması 'destekten yoksunluk tazminatı' hesabında da yer alır. Sigorta şirketleri, trafikte ölen kadın üzerinden kocaya kâr-zarar hesabını bu anlayışla çıkarıverir.

İyi bir ev kadını değilse, kadınsı tüketimlerin azalması nedeniyle kocanın bir masraf kapısından kurtulduğu bile söylenir. İyi bir ev kadının emeğinin fiyatı ise kocaya tazminat olarak ödenir.*

Bir başka maddede (TYY md. 227) emek kavramı dolaylı ve genel biçimde ifade edilir. Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesinde, iyileştirilmesine veya korunmasına hiçbir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa bir alacak hakkına sahip olacaktır.

Başkasının malına katkı para olacağı gibi emek harcama ile de gerçekleşir.*

Kadının emeğinin yasada gelir getirici değil, masraf giderici özellikte düzenlenmesinin kaynağında ataerkil cinsiyetçi işbölümü vardır. Kadın erkeğin parasını yerken, ev işleri yaparak birazını karşılaması düşünüldü.

Ankara 5. Aile Mahkemesi'nin kararı, eviçi emek kavramı ile mal edinimi arasındaki maddesel ilişkiyi kuruyorsa dikkatle izlenmelidir.*

Kapitalist ve ataerkil tuzaklar*

Yasada kadının eviçi emeğinin, giderlerin karşılanması ile ifadesi, kadın üzerinden sağlanan 'artık payın' çoğaltılması anlamındadır. Yasa, kadına ailenin geçim sorumluluğunu da verdi.

Sosyalist düzenin kadın işçi modeli bu kez kapitalizm koşullarında deneniyor diyebiliriz.

Ev kadınlığı kapitalizmin ucuz emek deposudur. Yeme içme karşılığında erkek işçinin çalışma ortamını yeşertir. Dışarıda çalışan kadın da ucuz işçidir.

Gerektiğinde evine geri gönderilecektir. Kadın böylece hem aile içinde, hem birey olarak iki kat sömürülüyor.

Erkekler arası rekabet kadınları da etkiledi. Bir kesim kadının sınıf atlaması ile 'ev kadınlığı' başka kadınlar aracılığıyla el değiştiriyor ama işlevi aynen sürüyor. Bugün dağılan

Sovyetler Birliği ülkelerinin kadınları 'kadınlık mesleğini' yabancı ülkelere taşıyarak, artık payı daha da büyütüyor.*


Düzenin bir başka tuzağı da, kadın/erkek çelişkisinden alabildiğince yararlanmasıdır. Artık kadın ve erkek ayırımı yapmadan piyasa, en cazip tüketici müşterilerini arıyor.

Kim kimi alt ederse. Çok uzaklara gitmeden, örneğin, kadın bilgisayar işinde daha kolay iş buluyorsa, evin işi erkeğe kalacaktır. Yeter ki, insanın yaşaması için zorunlu giderler ailede ucuza kapansın. Yeter ki mal üretimi ve tüketimi durmasın. Sorun kadınların olduğu kadar erkeklerin de sorunudur.*

Bir başka kaygı toplumun geleceği ile ilgili temel çelişkidir. Aile bozulmasın işlevi sürsün derken, boşanmaların artması önlenemiyor. Uzun süreli evliliklerin hepsi bir boğaz tokluğuna sürdürülüyor.

Kadının eviçi emeği para ederse, boşanmalar daha da artacaktır.

Boşanmaların artması yeni evliliklerle piyasayı bir süre daha da canlandıracaktır. Ama ailenin parçalanması da sürecektir.

Bu kez herkes kendi işini kendi görecek, yalnızlaşırken yabancılaşması da artacaktır.

Kadının doğurganlığı sorun olarak sürecektir, bu kez de.*

Bu koşullarda yargı, görevini hukuktan, adaletten yana nasıl kullanacaktır? Hukuk tekniğinin tuzakları arasında mı dolaşacak, yoksa hakkaniyetli kararlar mı verecektir?

Hukuk her toplumda yol gösteren bir gelişme kapasitesi, bir kültür değerlendirmesidir. Hakkaniyet hangi felsefenin ürünü olacaktır?

Kadın erkek eşitliği ailede nasıl somutlaşacaktır? Kapitalist düzenin işbölümü ayırımı, toplumsal işbölümüne dönüştürülüp aile içi emek, kadın/erkek demeden dışarıda çalışma emeği ile eşdeğer sayılmalıdır.

Feminizm, bu nedenle kadınların eviçi emeğinin dışarıda çalışma gibi bir üretim ilişkisi olduğunu kabul eder.*

Kadın ya da erkek ev işini, çocuk ve yaşlı bakımını seçmede özgür olmalıdır. Karşılığı ödenmelidir.

Bu işler pahalı ve kaliteli yapılmalıdır. Ucuz ve ücretsiz kadın emeğinin sermayeye yapacağı katkı değil, bu emeğin insanlığa, doğaya ve yaşama katkısı önemsenmelidir.

Kadının ezilmesinin kaynağı eviçi emeğin ucuza getirilmesi ve aşağılanmasıdır. Sıra erkeklere geliyor.*


Aile hukukunda 'şok edici kararlara' sıra gelmedi mi? Kadınların haklı isyanına yargı desteği zorunlu değil mi?

Kadınlara demokrasi yok, seçimler arifesinde gördük... Sistemi kolay değiştiremeyeceğiz. Peki adalet de mi yok?

Pasted from <http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7299>
Tennur Koyuncuoğlu

Nesrin Savaş Kantarcı
tess isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

  • Submit Thread to Digg Digg
  • Submit Thread to del.icio.us del.icio.us
  • Submit Thread to StumbleUpon StumbleUpon
  • Submit Thread to Google Google
  • Bookmarks

    Etiketler
    kadını eve kapatma , perde kapatma

    Seçenekler
    Stil

    Yetkileriniz
    You may not post new threads
    You may not post replies
    You may not post attachments
    You may not edit your posts

    BB code is Açık
    Smileler Açık
    [IMG] Kodları Açık
    HTML-KodlarıKapalı
    Trackbacks are Açık
    Pingbacks are Açık
    Refbacks are Açık



    Bütün Zaman Ayarları WEZ olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:47 .


    Powered by vBulletin Version 3.8.7
    Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
    Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
    Sohbet ve Sohbet odalari sitesi

    Sohbet Chat Forum Oyunlar1