hoSSohbeT.com  Sohbet  forumlari

Anasayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   hoSSohbeT.com Sohbet forumlari > Kültür Sanat Forumu > Genel Kültür > Felsefe
Kayıt ol Bloglar Yardım Sohbet Okey Gazete oku Diyetsaglik Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et



Tags:

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 15-11-06, 13:23   #1
violinista
Profesör
 
violinista - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23-10-05
Nerden: ∂αякηєѕѕ
Yaş: 23
Mesajlar: 1,914
Tesekkür: 0
11 Mesajına 14 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 10 violinista 10
Filozoflar

ABICHT JOHAnnes Heinrich:


(1712-1804) Alman düşünür. Felsefe sorunlarına eleştirici bir tutumla çözüm bulmaya ahlak ile doğal hukuku bağdaştırmaya çalıştı. Volkstadt' ta doğdu. Wilna' da öldü. İlk ve ortaöğrenimim doğduğu yerde yükseköğrenimini Erlangen Üniversitesi' nde bitirdi. Önce ilk Çağ felsefesiyle ilgilendi sonra Kant ve Reinhold' un görüşlerini benimsedi. Daha sonra onlardan ayrı bir yol tuttu. Berlin Bilimler Akademisi' nin açtığı bir yarışmaya Leibniz-Wolff dönemi °°°°fizik sorunlarıyla ilgili bir çalışma ile katıldı ödül kazandı (1796). Erlangen Üniversitesi' nde felsefe okuttu. Arkadaşı Born ile Kant'ın felsefesini yayma amacını güden Neues Philosophisches Magazin zur Erlanterung des Kantischen Systems adlı bir dergi çıkardı (1789-1791). Abicht felsefeye Kant' ın geliştirdiği sorunlar üzerinde çalışmakla onlara yeni yorumlar aramakla girdi sonra bu yorumcu tutumu bırakarak ahlak ve doğal tüze sorunlarım incelemeye koyuldu. Ona göre doğal hukuk ile ahlak ilkeleri arasında köken bakımından bağlantı vardır. Ahlakın değişmeyen genel geçerlik taşıyan ilkeleri yalnız duyu verilerinden kaynaklanan bir bilginin ürünü değildir. Birtakım deney öncesi düzenleyici ilkeler de vardır. Bir bilgi varlığı olan insan doğal olarak özgürdür. Onun uyması gereken kurallar dışa dayalı düşünce ilkeleridir. Bilginin iki kaynağı vardır: Biri duyularla sağlanan ilk verilerdir. Bu veriler anlayış gücünde işlenir yeni biçimler kazanarak bilgiye dönüşür. Öteki kaynak ise düşünme yeteneğidir. Bu yetenekte deney öncesi birtakım ilkeler vardır. Deney bilgisi duyu verilerinin bu ilkelere göre düzenlenip biçimlenmesiyle geçerlik kazanır. Us tek yol gösterici denetleyici düzenleyici yetenektir yargı gücünün kaynağıdır. Bu nedenle bütün davranışların us ilkelerine uyması gerekir. Ahlaklı olmak us ilkelerine göre davranmaktır. Abicht istenç doğal hukuk mantık ahlak bilgi °°°°fizik konularında çalışmıştır. Bütün bu yapıtlarında eleştirici bir yöntemin uygulandığı görülür. Onun felsefe alanında başlıca özelliği de sorunların çözümünde eleştiriye ağırlık vermesidir.
__________________
Bu üye Sitemiz Üzerinden REKLAM yaptıgı Gerekcesiyle Süresiz Banlanmıştır.
violinista isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-06, 13:24   #2
violinista
Profesör
 
violinista - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23-10-05
Nerden: ∂αякηєѕѕ
Yaş: 23
Mesajlar: 1,914
Tesekkür: 0
11 Mesajına 14 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 10 violinista 10
--->: Filozoflar

ADELHARD [ Bath'lı ]:


(1090-1160) İngiliz düşünür ve tanrıbilimci. Chartres Okulu' na bağlıdır. Öz-biçim sorununun çözümünde Aristoteles ile Platon' u bağdaştırmaya çalışmıştır. Bath' da doğdu Bristol' da öldü. İlköğrenimini doğduğu yerde gördükten sonra Fransa' ya gitti yükseköğrenimi bitirdi. Sonra Laon' da Anselmus' un kurduğu okulda bir süre öğretmenlik yaptı. İtalya İspanya Anadolu ve değişik Arap ülkelerini kapsayan uzun bir geziye çıktı. Yedi yıl süren bu geziden sonra Araplar' dan edindiği bilgileri tanıtmak amacıyla İngiltere' ye döndü. Araplar' dan öğrendiği Eukleides' in Stoikheiai("İlkeler") adlı çalışmasını Arap bilginlerinin matematik ve gökbilimle ilgili değişik yapıtlarını çevirdi. Bu gezisi süresince edindiği bilgilere sürdürdüğü çalışmalara dayanan Quaestiones Naturales ("Doğa Sorunları") De Eodem et Diverso ("Özdeşlik ve Çeşitlilik Üstüne") adlı yapıtlarını yazdı. Adelhard felsefeye Arap düşünürlerinin çalışmalarını incelemekle görüşlerini öğrenmekle girdi. Aristoteles ve Platon' un o dönemde bilinen yazılarını yorumlayan Arap bilginleri akıl ilkelerine dayanan ve genellikle Aristoteles mantığından kaynaklanan bir yöntemi benimsemişlerdi. Felsefe ve tanrıbilim sorunlarının yorumlanmasında uygulanan bu yöntemi benimseyen Adelhard gelenekçi İngiliz tanrıbilimciliğine karşı çıktı. Tanrıbilim sorunlarının akılcı bir yöntemle çözümlenmesi gereğini ileri sürdü. Felsefe ile tanrıbilim sorunlarının belli bir "neden" kavramı üzerinde yoğunlaştığı görüşünü savundu. Ona göre bütün varlık türleri ve bilinen nesnelerin oluşumunda genel geçerlik taşıyan belli bir neden vardır. Tanrı' nın yaratıcı gücü de bu ‘’neden" le bağlantılıdır. Tanrısal gücün belli bir "neden" e dayanması bir eksıklik değildir. Varlık kavramı altında toplanan bütün nesneleri yaratan Tanrı belli bir "neden" e dayanmadan edemez. Tümel kavramlar tanrısal bir anlayış gücünde önceden vardır. Yaratılış eylemi bu kavramlara göredir ve onlardan sonradır. Bireysel anlayış gücü bu kavramların varlığını öncelliğini düşünerek kavrayabilir. Algılama bu tanrısal kavramların sınırlarını aşamaz. Bilginin kazanılmasında başlıca etken temel ilkeleri kavramaktır. Bu temel ilkelerin kavranması da matematik kurallarına göre davranmakla olabilir. Matematiğin uyguladığı tümdengelim yöntemi maddenin madde evreninin tanınmasını bilinmesini sağlar. Bilginin sağlanmasında us ilkelerine dayanan matematik yönteminin uygulanması gereklidir. Tanrı ilk devindirici güçtür. Tanrı istenci dışında bir devinim söz konusu değildir. Devinimden yola çıkarak ilk devindirici olan tanrısal gücü yani Tanrı' yı kavrama olanağı vardır. İnsan akıl yürüten bir varlıktır ölümlüdür; ancak ruh ölümlü değildir. Ölüm ruhla gövdenin ayrışması ruhun gövdeden uzaklaşmasıdır insanda maddeyle ilgisi olmayan özellikler vardır. Hayvanda duyum olmadığı gibi insan varlığının özünü oluşturan ruh da yoktur. Bu özellik hayvanın evren bütünü içinde bir "tür" olmasından kaynaklanır. Salt duyularla algılanabilen nesnelerde "tür" ve "çeşit" ayrımı vardır. Sözgelişi hayvan için "tür" insan için "çeşit" ve "birey" söz konusudur. Adelhard "tür" ve "birey" konusunda Aristoteles'in ve ondan kaynaklanan Orta Çağ tanrıbilimcilerinin izinden gitmiştir. Evrenin yapısı ve düzeni konusunda da Platon ile Aristoteles' in görüşlerini uzlaştırmaya çalışmış yeni bir görüş getirmemiştir. Onun düşünce tarihindeki önemi daha çok Arap düşünürlerinin yapıtlarına dayanması onları çevirerek Avrupa aydınlarına tanıtmasındadır. Adelhard Avrupa Orta Çağı' nda Yunan-Roma ilk Çağı ve özellikle felsefesini tanıma ve İlk Çağ düşünce ürünlerini yazıldıkları diller olan Yunanca ve Latince' den öğrenme çalışmalarına ve böylece yeni bir dönemin başlamasına yol açmıştır. Daha sonraki dönemlerde Yunan-Latin ilk Çağı' nı kendi kaynaklanndan tanıma amacım güden çalışmalar nedeniyle bilimsel bakımdan bir Doğu-Batı yakınlaşması başlamıştır. Bu arada yine Adelhard’ ın çevirileriyle Arap felsefesi Batı’ da ilgi uyandırmış yeni bir çalışma alanı açmıştır.
violinista isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-06, 13:24   #3
violinista
Profesör
 
violinista - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23-10-05
Nerden: ∂αякηєѕѕ
Yaş: 23
Mesajlar: 1,914
Tesekkür: 0
11 Mesajına 14 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 10 violinista 10
--->: Filozoflar

MAX ADLER:


(1873-1937) Avusturyalı düşünür ve siyaset ada­mı. Avusturya Marxizmi'nin kuru­cularından ve Avusturya Sosyal De­mokrat Partisi'nin sol kanat temsilcilerindendir. 15 Ocak 1873'te Viyana' da doğdu. 1896' da hukuk öğrenimini bitirdi. 1904-1922 arasında Marx-Studien dergisinin editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde Der Kampf dergisinde makaleler yazdı. 1907'de Karl Renner ile birlikte Viyana Sosyoloji Topluluğu' nu kurdu. 1920-1923 arasında Avusturya Sosyal Demok­rat Partisi' nin milletvekili olarak parlamentoda bu­lundu. 1934' te Viyana Üniversitesinde sosyoloji ders­leri vermeye başladı. 28 Haziran 1937'de Viyana'da öldü. Adler "Avusturya Marxizmi" olarak bilinen ve 1904' ten sonra Karl Renner Rudolf Hilferding ve Otto Bauer tarafından kurulan okulun felsefi kuramcısıdır. Sosyalist düşünce tarihinde tarihsel maddeci­liğin " revizyonu" denemelerinin yoğunlaştığı ve fel­sefeye yeni bir ilginin doğmaya başladığı bir dönemde Adler Marxizm' in ekonomik determinizm temeline dayanan yorumlarına karşı çıkmış tarihsel maddecili­ği Yeni-Kantçı felsefeyle bağdaştırmaya çalışmıştır. Marx' ın öğretisini yaşadığı dönemin sosyal ekono­mik ve siyasal koşullarına uyarlamak isterken ve Marxizm' in değişmeye açık bir sentez olduğunu ileri sürerken bireylerin düşünsel etkinliğini ön plana çıkaran görüşlerin savunuculuğunu yapmıştır. Adler Kausalitaet und Teleologie im Streite um dıe Wissenschaft ("Bilim Tartışmasında Nedensellik ve Teleoloji") adlı ilk kitabını 1904' te yayımladı. Kant' ın "sentetik a priori" adını verdiği insan zihnine ilişkin mutlak sınırları toplumsal düzeyde ele alan Adler insan zihninin toplumsal koşullar tarafından belirlendiğini ileri sürmüş ve bunun yol açtığı sınırlara "sosyal a priori" adını vermiştir. Adler' e göre insan zihni toplum tarafından sunulan verileri seçerken özgür olmakla birlikte çevre ve koşullar insanın bilgi ve eyleme ilişkin tercihlerini sınırlandırmaktadır. Bu bağlamda insan zihninin kendi dışındaki "tarafsız" bir veriler bütününü dolaysız bir nesnellik içinde edinmesi mümkün değildir insan zihni edilgen bir algılayıcı olmakla kalmaz yöneldiği dışsal gerçeği biçimlendirir de. Bu görüşlerden yola çıkan Adler Lenin ve Kautsky' nin tarihsel maddecilik anlayışını eleştirmiş bu yaklaşımın bireyi ekonomik güçlerin basit bir aracı durumuna indirgediğini ileri sürmüş­tür. Adler' e göre Marx insan duygu ve düşüncelerini maddenin dolaysız bir yansıması olarak ele almamış zihnin maddeden görece bağımsız işleyişini de vurgu­lamıştır. Marx insanı fiziksel ve fizyolojik süreçler tarafından belirlenen bir makine olarak tanımlayan kaba maddeci yaklaşımlara karşı çıkmış ve sorunu zihin ile madde birey ile toplum arasındaki diyalektik bir ilişki olarak ele almıştır. Adler' e göre toplum maddi güçlerin bütünlüğü ile düşünsel-ruhsal çabaların birliğinden oluşmaktadır. İnsan pratiği aynı zamanda felsefi ideallerin gerçekleştirilmesine de hizmet etmektedir. Bu bağlamda bilim ile ahlak toplumsal yasaların belirleyiciliği ile amaçlanan idealler tarihsel maddecilik ile felsefe arasında aşılmaz uçurumlar yoktur. Adler Marx' ın gençlik döneminde yazmış oldu­ğu Zur Kritik der HegeVschen Rechtsphilosophie ("Hegerin Hukuk Felsefesinin Eleştirisi") adlı kitabın­da "Hümanist Marxizm" olarak adlandırılabilecek bir anlayışı doğrulayan kanıtlar olduğunu ileri sürmüş­tür. Lukacs' ın Marx’ ın gençlik dönemindeki yazıları­nı Hegelci bir yaklaşımla yorumlaması gibi Adler de Marx' ın bu dönemindeki yazılarını Kantçı bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmiştir. Kişiliğin yaratıcı bütünselliğini insanın en yüce amacı olarak nitelendi­ren Yeni-Kantçı felsefeden yola çıkan Adler daha zengin bir bireyselliğe ulaşmış sosyalist insanın oluş­turulması gerektiğini savunmuştur. Bir siyaset adamı olarak Adler 1888' de Victor Adler tarafından kurulan ve içinde farklı siyasal eğilimleri barındıran Avusturya Sosyal Demokrat Partisi' nin sol kanadında yer almıştır. Mücadelesini esas olarak genel oy hakkının elde edilmesi ve parlamenter yoldan iktidara gelinmesi çizgisinde sür­düren Avusturya Sosyal Demokrat Partisi içinde proletarya diktatörlüğünü ve işçi konseylerini savun­muştur. Bununla birlikte Adler' in Avusturya Sosyal Demokrat Hareketi içindeki düşünsel etkinliği esas olarak siyasal mücadele düzeyinde değil felsefi dü­zeyde olmuştur.

YAPITLAR: Kausalitaet und Teleologie im Streite um die Wissenschaft 1904 ("Bilim Tartışmasında Nedensel­lik ve Teleoloji*); Marx als Denker 1908 ("Bir Düşünür Olarak Marx’’); Das Soziologische in Kant's Erkenntnis kritiky 1925 ("Kant'ınBilgi Eleştirisinde Sosyolojik Öğe­ler"); Das Raetsel der Gesellschafu 1935 (Toplumun Gizemi)
violinista isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-06, 13:25   #4
violinista
Profesör
 
violinista - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23-10-05
Nerden: ∂αякηєѕѕ
Yaş: 23
Mesajlar: 1,914
Tesekkür: 0
11 Mesajına 14 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 10 violinista 10
--->: Filozoflar

Theodor Wiesengrund Adorno:


(1903- ' 1969) Toplumbilim ruhbilim ve müzik- bilim alanlarında da çalışmış Frankfurt ' Okulu'nun "eleştirel kuram"ının felsefi mimarlarından olan Alman düşünür. Sonraları tüm felsefece görüşlerine damgasını vuracak olan Kant'ın Arı Usun Eleştirisi adli kitabını toplum eleştirmeni ve sinema kuramcısı Siegfried Kracauei le birlikte I. Dünya Savaşı'nın bitmesine yakın her cumartesi öğleden sonraları okumaya başladı. Kracauer'in rehberliği Adorno'ya bu kitabın yalnızca bir bilgikuramı kitabı olmadığını aynı zamanda tinin tarihsel konumunun da okunabileceği kodlanmış bir metin olduğunu düşündürttü. Annesinin ve kızkardeşinin etkileriyle müziğe karşı beslediği ilgiyi beste yapmaya dek vardırır düşünür II. Dünya Savaşı yıllarını ise Cafifornta'da sürgünde geçirdi. Adorno 1924'rı JOHANNES Wolfgang Goethe Universitesi nde Edmund Husserl üzerine yazdığı tezi tamamlayarak fesefe doktoru derecesini aldı. Bir yıl sonra Alban Berg ile kompozisyon çalışmak ve Arnold Schoenberg etrafinda toplanmış müzisyenlere bestecilere katılmak için Viyana'ya gitti. Viyana gezisinin Adorno üzerindeki etkisi çok kalıcı oldu; "yeni müziğin' hem önde gelen bir savunucusu oldu hem de felsefece biçemi Schoenberg ile Bergin "atonal" kompozisyon tekniklerinin izlerini hep taşıyacak hale geldi. Frankfutt'taki çalışmalarına dönen Adorno Kierkegııard Konstrııktion der Astetichen (Kierkegaard: Estetik Olanın Kuruluşu I933) adli kitabıyla doçentlik sınavını verdi. Bu güç kitapta üç konu daha bir öne çıkmaktadır: a) Kierkegnard' da öznellik kavramında olduğu gibi varoluşsal öğeleri soyut kategorilece dönüştürmek yoluyla varoluşçuluğun somutlaşma arzusunun açığa çıkarılarak eleştirilmesi; b) şeyleşmiş toplumsal dünyanın yani kişilerin üzerinde baskı kuran öznelligin savlarına kayıtsız kalan kurumlar dünyasının bir okuması; c) tanrıbilimsel düşüncelerin tarihsel ve maddi somutlaştırılmasının sağlanması girişimi. Adorno Hitler Almanyasi’ ndan 1934' te kaçarak Oxford'a Memın College'a geldi. Burada geçirdiği üç buçuk yıl içinde o zamanlar arkadaşı Max Horkheimer’in yönetimindeki Institut für Sozial (Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü) dergisine makaleler yazdı; daha .sonra 1956'da yayımlanacak Husserl üzerine bir kitap hazırladı. II. Dünya Savaşı yıllarını ABD'de geçiren düşünür bu sıralarda Horkheimer ile ortaklaşa Dialektik derAufklarung (Aydınlanmanın Diyalektiği 1947) adlı kitabı yazdı. Savaş sona erince Enstitü'yü yeniden kurmak için Frankfurt'a dönen Adorno izleyen yirmi yıl içinde müzik edebiyat eleştirisı toplumsal kuram ve felsefe üzerine çığır açıcı pek çok kitap ve makale yazdı. Örneğin 1957 tarihli "Sociology and Empirical Research" (Toplumbilim ve Deneysel Araştırma) adli makalesi artık 1960'larda Almanya'yı kasıp kavuran "olguculuk tartışması"nın başlatması sayılmaktadır. Adorno'nun iki önemli felsefe kitabı da bu dönemde yazılmıştır: Negative Diyalektik (Olumsuzlayıcı Diyalektik 1966 ile Astetiche Theorie (Estetik Kuramı 1970). Adorno'nun felsefesi içinde yaşadığı toplumsal dünya anlayışına gösterdiği bir tepki olarak okunabilir. O ileri Ban toplumlarının Mark’ın çözümlediği kapitalist üretim ilişkileriyle kurulmuş olduğundan asla kuşku duymamış özellikle de Mark’ın °°°° fetişizmi ile kullanım değerinin değişim değerince baskı altına alındığı. konusundaki görüşlerine tümüyle kalmıştır. Adorno ayrıca iktisadı biçimlendiren düzeneklerin aynısının sonuçta kültürel etkinlikleri de belirdiği düşüncesini de benimser. Sermayenin iktisadı ussallaştırmasının doğal sonucu tahakküm ve yoksulluk (kabaca söylenirse "adaletsizlik' olurken kültürün ussallaştırılmasının sonucu yabancılaşma ve anlamsızlık (kabaca söylenirse "yoksayıcılik' olmaktadır. Avrupa'da faşizmin yükselmesinin ve işçi hareketlerinin çözülmesinin ardında yatan -ve daha sonraları Yahudi Soykırımı ile doruğuna ulaşan- nedenlere karşılık Adorno modern dünyanın toplumsal ve iktisadi örgüsüne sinmiş gerçekten kayda değer ilerici eğilimlerin varlığından kuşku duymaya başladı. Hatta modern toplumların ussallaştırılması tasarısının tamamlanmış olmaktan uzak olduğuna ve dolayısıyla içgüdüsel olarak ilerici toplumsal oluşumların gelişmeci kesimleri de içinde olmak üzere Marx'ın tarih kuramının da egemen kapitalist üretimininkine benzer ussallaştırma yapıları talep ettiğine inanmaya başladı. Adorno'ya göre modernliğin en köklü ikilemlerinin kökeninde usun ve ussallaştırmanın bu yapıları varsa modernliğin bunalımı temelde "usun bunalımı" demektir. Her şeyden önce gerekli olan da usun eleştirilerek tedavi edilmesidir. Adorno'nun modern usun bunalımının merkezinde yöntemin çözümlemenin sınıflandırmanın evrenselliğin ve mantıksal dizgeliliğin her şeyden önce geldiği modem bilimsel usçuluğun olduğuna inancı tamdır. Adorno nesnelerden kökten bir biçimde bağımsız tanımlanan usun dağıldığını bozulduğunu ileri sürer. Aydınlanma’nın Diyalektiği ’nde Adorno ussallığın soykütüğünü çıkarmayı amaçlar. Aydınlanma insanın korkularının ve umutlarının bulaştığı doğal dünyaya söylenlere karşıdır. Usun söylenden üstünlüğü varsayımı böylelikle usun insanbiçimci yansımalarından kurtuluşu haline gelir. Us dünyayı öznel izdüşümlerden çok nesnel bir biçimde resmeder. Adorno bu abartılı us tablosunu hem biçim hem de içerik bakımından çelişkili bulur. Ona göre söylen de us da insanlığın kendisini söylensel güçlerden kurtarmak gereksinimlerini karşılamak ve tutkularını doyurmak için doğal dünya üzerinde denetim kurma savaşımı sonucu ortaya çıkmıştır. Demek ki aydınlanmış usun özerkliği varsayımı için gerekli biçimsel nitelikler gerçekte insanın doğayla savaşımı içinde insanın soykütüğü üzerinde temellenmektedir. Aydınlanmış us nesnel değildir; doğayı denetim altında tutmak isteyen insanın tutkularının hizmetindedir. böylesi bir us insanın ayakta kalma güdüsünün somutlaşmasıyla dolayısıyla ancak kendisi bir araç oldukça anlam kazanır. Adorno'nun felsefece duruşu ya da etkinliği kendisini açıkça sanatsal modernliğin eylemlerine ve yazgısına bağlar; bu nedenle de iç tutarlılığı eksiksizdir. Adorno felsefenin foyasını ortaya çıkarmak ister; usçuluğu ve anlama yetisini bunların “özdeşi olmayan ötekisiyle” temellendirmek ister. Adorno’nun diğer önemli yapıtları arasında Arnold Schönberg’in atonal müziğini müzikal modernizmin en üst noktası olarak savunduğu Philosophie der Neuen Musik (Yeni Müziğin Felsefesi -1949); somut bireysel deneyimin modern burjuva toplumundaki yokoluşuna ilişkin düşüncelerini yansıtan 153 çarpıcı aforizmadan oluşan Minima Moralia (1951); Husserl’e ilişkin görüngübilimin kaçınılmaz soyutluğu ya da aradığı somutluğu yitirmeye yazgılı oluşu üzerine duran ve yoğun bir okuma sonucu ortaya çıkan Bilgikuramının Özeleştirisi: Husserl İle Görüngübilimsel Çatışkılar Üstüne İncelemeler 1956); Hegel Üzerine Denemelerden oluşan Hegel Üstüne Üç Çalışma 1963ile Heidegger’in varoluşçuluğunu soyut ve tarih dışı olarak yorumladığı Sahicilik Jargonu sayılabilir.
violinista isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15-11-06, 13:30   #5
violinista
Profesör
 
violinista - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23-10-05
Nerden: ∂αякηєѕѕ
Yaş: 23
Mesajlar: 1,914
Tesekkür: 0
11 Mesajına 14 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 10 violinista 10
--->: Filozoflar

MAX ADLER:


(1873-1937) Avusturyalı düşünür ve siyaset ada­mı. Avusturya Marxizmi'nin kuru­cularından ve Avusturya Sosyal De­mokrat Partisi'nin sol kanat temsilcilerindendir. 15 Ocak 1873'te Viyana' da doğdu. 1896' da hukuk öğrenimini bitirdi. 1904-1922 arasında Marx-Studien dergisinin editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde Der Kampf dergisinde makaleler yazdı. 1907'de Karl Renner ile birlikte Viyana Sosyoloji Topluluğu' nu kurdu. 1920-1923 arasında Avusturya Sosyal Demok­rat Partisi' nin milletvekili olarak parlamentoda bu­lundu. 1934' te Viyana Üniversitesinde sosyoloji ders­leri vermeye başladı. 28 Haziran 1937'de Viyana'da öldü. Adler "Avusturya Marxizmi" olarak bilinen ve 1904' ten sonra Karl Renner Rudolf Hilferding ve Otto Bauer tarafından kurulan okulun felsefi kuramcısıdır. Sosyalist düşünce tarihinde tarihsel maddeci­liğin " revizyonu" denemelerinin yoğunlaştığı ve fel­sefeye yeni bir ilginin doğmaya başladığı bir dönemde Adler Marxizm' in ekonomik determinizm temeline dayanan yorumlarına karşı çıkmış tarihsel maddecili­ği Yeni-Kantçı felsefeyle bağdaştırmaya çalışmıştır. Marx' ın öğretisini yaşadığı dönemin sosyal ekono­mik ve siyasal koşullarına uyarlamak isterken ve Marxizm' in değişmeye açık bir sentez olduğunu ileri sürerken bireylerin düşünsel etkinliğini ön plana çıkaran görüşlerin savunuculuğunu yapmıştır. Adler Kausalitaet und Teleologie im Streite um dıe Wissenschaft ("Bilim Tartışmasında Nedensellik ve Teleoloji") adlı ilk kitabını 1904' te yayımladı. Kant' ın "sentetik a priori" adını verdiği insan zihnine ilişkin mutlak sınırları toplumsal düzeyde ele alan Adler insan zihninin toplumsal koşullar tarafından belirlendiğini ileri sürmüş ve bunun yol açtığı sınırlara "sosyal a priori" adını vermiştir. Adler' e göre insan zihni toplum tarafından sunulan verileri seçerken özgür olmakla birlikte çevre ve koşullar insanın bilgi ve eyleme ilişkin tercihlerini sınırlandırmaktadır. Bu bağlamda insan zihninin kendi dışındaki "tarafsız" bir veriler bütününü dolaysız bir nesnellik içinde edinmesi mümkün değildir insan zihni edilgen bir algılayıcı olmakla kalmaz yöneldiği dışsal gerçeği biçimlendirir de. Bu görüşlerden yola çıkan Adler Lenin ve Kautsky' nin tarihsel maddecilik anlayışını eleştirmiş bu yaklaşımın bireyi ekonomik güçlerin basit bir aracı durumuna indirgediğini ileri sürmüş­tür. Adler' e göre Marx insan duygu ve düşüncelerini maddenin dolaysız bir yansıması olarak ele almamış zihnin maddeden görece bağımsız işleyişini de vurgu­lamıştır. Marx insanı fiziksel ve fizyolojik süreçler tarafından belirlenen bir makine olarak tanımlayan kaba maddeci yaklaşımlara karşı çıkmış ve sorunu zihin ile madde birey ile toplum arasındaki diyalektik bir ilişki olarak ele almıştır. Adler' e göre toplum maddi güçlerin bütünlüğü ile düşünsel-ruhsal çabaların birliğinden oluşmaktadır. İnsan pratiği aynı zamanda felsefi ideallerin gerçekleştirilmesine de hizmet etmektedir. Bu bağlamda bilim ile ahlak toplumsal yasaların belirleyiciliği ile amaçlanan idealler tarihsel maddecilik ile felsefe arasında aşılmaz uçurumlar yoktur. Adler Marx' ın gençlik döneminde yazmış oldu­ğu Zur Kritik der HegeVschen Rechtsphilosophie ("Hegerin Hukuk Felsefesinin Eleştirisi") adlı kitabın­da "Hümanist Marxizm" olarak adlandırılabilecek bir anlayışı doğrulayan kanıtlar olduğunu ileri sürmüş­tür. Lukacs' ın Marx’ ın gençlik dönemindeki yazıları­nı Hegelci bir yaklaşımla yorumlaması gibi Adler de Marx' ın bu dönemindeki yazılarını Kantçı bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmiştir. Kişiliğin yaratıcı bütünselliğini insanın en yüce amacı olarak nitelendi­ren Yeni-Kantçı felsefeden yola çıkan Adler daha zengin bir bireyselliğe ulaşmış sosyalist insanın oluş­turulması gerektiğini savunmuştur. Bir siyaset adamı olarak Adler 1888' de Victor Adler tarafından kurulan ve içinde farklı siyasal eğilimleri barındıran Avusturya Sosyal Demokrat Partisi' nin sol kanadında yer almıştır. Mücadelesini esas olarak genel oy hakkının elde edilmesi ve parlamenter yoldan iktidara gelinmesi çizgisinde sür­düren Avusturya Sosyal Demokrat Partisi içinde proletarya diktatörlüğünü ve işçi konseylerini savun­muştur. Bununla birlikte Adler' in Avusturya Sosyal Demokrat Hareketi içindeki düşünsel etkinliği esas olarak siyasal mücadele düzeyinde değil felsefi dü­zeyde olmuştur.

YAPITLAR: Kausalitaet und Teleologie im Streite um die Wissenschaft 1904 ("Bilim Tartışmasında Nedensel­lik ve Teleoloji*); Marx als Denker 1908 ("Bir Düşünür Olarak Marx’’); Das Soziologische in Kant's Erkenntnis kritiky 1925 ("Kant'ınBilgi Eleştirisinde Sosyolojik Öğe­ler"); Das Raetsel der Gesellschafu 1935 (Toplumun Gizemi)
violinista isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-12-06, 01:56   #6
Midnight
Asistan
 
Midnight - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17-12-06
Nerden: Kara Dantel Sokağından
Mesajlar: 933
Benim Modum:
Tesekkür: 0
3 Mesajına 3 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 17 Midnight 1000 Midnight 1000 Midnight 1000 Midnight 1000 Midnight 1000 Midnight 1000 Midnight 1000 Midnight 1000
--->: Filozoflar

İçlerinde en deli ve en önemli olanı unutmuşsun F. Nietzche
__________________
!!!!!!!!!!
Midnight isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-07, 23:02   #7
violinista
Profesör
 
violinista - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23-10-05
Nerden: ∂αякηєѕѕ
Yaş: 23
Mesajlar: 1,914
Tesekkür: 0
11 Mesajına 14 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 10 violinista 10
--->: Filozoflar

Alıntı:
Midnight´isimli üyeden Alıntı
İçlerinde en deli ve en önemli olanı unutmuşsun F. Nietzche

pardon
violinista isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-07, 23:02   #8
KaN
Asistan
 
KaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07-12-05
Nerden: Uzaklardan!...
Yaş: 22
Mesajlar: 679
Tesekkür: 0
4 Mesajına 5 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 9 KaN 10
--->: Filozoflar

ßence Aristo :) En ManyakLari
__________________
Bu üye Reklam Yaptıgı Gerekcesiyle Forumlarımızdan Süresiz Olarak Banlanmıştır.
KaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-09-07, 12:56   #9
Turks
AtuM
 
Turks - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30-08-07
Nerden: Hüküm Dağı'ndan
Yaş: 99
Mesajlar: 1,099
Tesekkür: 0
5 Mesajına 7 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 14 Turks 650 Turks 650 Turks 650 Turks 650 Turks 650 Turks 650 Turks 650
--->: Filozoflar

Yandık desene ne bu romanmı yazıyorsun
Turks isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19-11-07, 23:03   #10
ILKeR
Ord.Prof
 
ILKeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08-06-06
Nerden: Nereye Geldik..
Mesajlar: 5,810
Benim Modum:
Tesekkür: 80
45 Mesajına 96 Kere Teşekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 12095 ILKeR 1000 ILKeR 1000 ILKeR 1000 ILKeR 1000 ILKeR 1000 ILKeR 1000 ILKeR 1000 ILKeR 1000 ILKeR 1000 ILKeR 1000 ILKeR 1000
--->: Filozoflar

Kadın Filozoflar

MILETLI ASPASYA
(Y.O. 460-401)


Socrates Diotima gibi kendisinin bir baska hocasinin daha kadin oldugunu soyler. Bu hoca Miletli Aspasia'dir.
Aspasia cok iyi egitim gormus Axiochus'un kiziydi. Yirmi yaslarinda nedeni bilinmemekle birlikte Atinaya gelmis ve kendinden 30 yas buyuk olan Perikles'i taniyip bir muddet sonra da onun yasal olmayan esi olmustur. Bu yasal olmama durumu kanunlardan dolayi gorunumde olmustur.
O donemin en buyuk kanun yapicisi olan Perikles kisa bir sure once "yabancilarla evlenme yasagi" getirmis ve bir muddet sonra Miletli Aspasia ile karsilasmistir. Bu yabanci kadinin akilci ve tutarli davranislarindan zekasindan etkilenerek esinden ayrilir ve Aspasia ile evlenir. Bu evlilik kanunlar karsisinda yasal olmamasina ragmen evlilikleri hep devam eder.
Aspasia'nin hayati belli basli 2 kaynakta ele alinmistir. Bunlardan bir tanesi Antik cag'in komedi yazarlarinin anlatisidir. Komedi yazarlari devirlerinde sarkastik ve yikici elestirileri ile dikkat ceken bir usluba sahiptiler ve Aspasi'yi acimasizca elestirmislerdir. hatta bu "fahise" olarak yorumlamaya kadar gitmistir.
Ote yandan diger bir anlati kaynagi olan Sokratikler Aspasia'yi bambaska bir sekilde betimler. Onun cok iyi bir felsefe hocasi oldugu yazilidir. Xenephon "Socrates'den Anilar" adli yapitinda ondan saygi ile soz eder.
Aspasia boylesine karsit uclar arasinda hem konusma sanati hem de cok iyi derecede felsefe bilgisi olan ozgur ruhlu bir kadin olarak her zaman tutarli davranislarina devam etmistir. Perikles'in politikasi uzerinde buyuk etkisi oldugu ve onun bazi konusmalarini yazdigi yazilidir. Bunlardan en unlusu "Peloponez Savaslari'nda" olenler icin yapilan torendeki konusmadir.
Aspasia o donemde Atina'da zamanin etkili erkekleri ve eslerinin devam ettigi bir salon acmistir. sanatcilar devlet adamlari Anaxagoras
Archimed Sophokles Socrates gibi bir cok filozof bu yerin devamli konuklary olmuslardir. Atinada ilk kez bir kadinin baslattigi boyle bir olusum komedi yazarlarinin Aspasia'ya saldirmalarinda buyuk bir etken olmustur.
Komedi yazarlari Aspasia ile ilgili pek cok sey soylemislerdir ama onunla ilgili cinsel kimligine dil uzatmamislardir cunku boyle bir soyleme halkin kesinlikle inanmayip kendileriyle alay edeceklerini bilmekteydiler. Aspasia kocasina Perikles'e sadik ve iyi bir es yardimciydi bu yuzden Aspasia'yi tanri tanimaz olarak lanse edip hakkinda dava acacak kadar ileri gitmisler ve Perikles'in bir es olarak yetersizligi ile bu aileyi yikmaya kadar caba sarfetmislerdir. Perikles karisini mahkemede savundu ve Aspasia mahkemece sucsuz bulundu.
Perikles'in olumunden sonra Aspasia eski bir dostlari olan Lysikles ile evlenir ama esi 1 yil sonra savasta olur. Bu sirada Aspasia'nin actigi yer hala acikti ve cok ilgi goren bir yerdi. Socrates ogrencilerine bu yeri onerir ve bu ogreti merkezinde sayginlik hep devam etti.
Socrates Aspasia'yi soyle anlatmistir..
"Eger 2. kocasinin olumunden sonra tamamen yalniz kalan bu kadinin kendisine zamanin dar goruslu Atina'sinda o zamana kadar duyulmamis bir mevki saglamis oldugu dusunulurse bu basari hatta bizim zamanimizda bile ona saygi duyulmaya hak kazandirir." (Schachermeyr 1969 s.96)


DIOTIMA

Diotima insanlara bilginin pek cok yerde ve bicimde bulunabilecegini ogretmistir. Bazi bilgilere insanlar algilamalari ve duygulariyla ulasabilirler. Bazi bilgiler ise icguduler ve sezilerle edinilir. Diotima'ya gore bazilari ise insanlarin arasinda vardir---sevgi gibi!
Diotimayi tarih Socrates'in hocasi bir rahibe olarak yazar. Socrates ile tanismasi Socrates'in Diotima'nin bilgeliginden haberdar olup cagrisina kapilmasiyla olmustur. Onu arayip bulmus ve Diotima'nin ogretisi ile askin Eros'un dusunsel boyuttaki gizemine girmistir.

Diotima'nin gercekligi uzun yillar tartiiilsa bile Antik yazarlarin onun varligindan hic bir kuskusu olmamasi ve yazdiklariyla bunu gunumuze aktarmalari bu kuskuyu yok etmektedir.
Diotima Platonun Symposion isimli diyalognda yine bu semposiondaki konu olan Eros'u anlatarak Diotima'yi anitlastirmistir. Symposion (solen) sadece erkeklerin oldugu yenen yemekten sonra yapilan bir icki alemiydi. Bu solene iyi kadinlar katilmazdi. Diotima da bu solende yoktu ama onun soyletisini Socrates anlatmistir.
Socrates soyle anlatir:
"Simdi ben seni birakiyorum ve Eros hakkinda bir keresinde Diotima adinda Mantineali bir kadindan duydugum bir konusmayi aktarmak istiyorum. O cok bilge bir kadindi. Bir kez vebaya karsi yapilan bir kurban toreni ile onu 10 yil geriye itmisti; ve bana ask konusunda ders vermisti; iste size onun Eros hakkinda yaptigi konusmayi yineleyerek anlatmayi denemek istiyorum" (Platon Symposion 201)
Diotima Socrates'e aski ogretmistir. Bu ogretide ask Poros ve Penia'nin cocugu onlarin arasindaki ruhtur. Ask dunyayi bir butun olarak tutan ruh Tanrilarla insanlar arasindaki mesajlari ve dualari birlestiren guctur. Aklin sevgisi Eros'un sevgisidir.
Diotima ask ogretisine soyle devam eder; "bizler hayatta ilerledikce buyudukce askin algisi ve iceriginde buyuruz---yaslaniriz. Ilk once genc vucutlarin guzelligi ile etkileniriz. daha sonra guzelligi butun vucutlarda goruruz. Iste bu noktada ve sonrasi ilk kez ruhun guzelligini de gormeye baslariz. Eger bir insan butun ruhlardaki guzelligi gormeye basladi mi yaratilan herseyin yapisindaki ve kurallarindaki guzelliklerin de farkina varacak ve takdir edecektir. En son bizler dusuncelerdeki guzellige ulasip farkederiz. Ask bizleri yasadigimiz surece ilerledigimiz yolda (hayat) devam ettiren guctur ve bu yuzden baslangicindan itibaren cok onemlidir".
"Eger zamanla bizlerdeki guzellik anlayisi degisse bile degisen sadece bizim algilamamizdir yoksa onda var olan guzellik degismez".
Diotima'nin Eros kavraminin formlara gore olusmasi uzerinde durmasinda ve bunu erkeklere aktarmasinda cok onemli bir de neden vardir.
Antik Yunanistan'da cok yaygin olan "oglancilik" Aristophanes tarafindan insanlarin cogalmasini saglayan karsit cinsler arasindaki askin kucuk dusurulmesiyle daha da onem kazanmisti. Aslinda oglanciligin o devir Atinasinda "utanmazlik" ile bir ilgisi yoktu. Atinali erkekler "cesaret yureklilik ve erkekce kendi benzerlerini severler" der tarih kitaplari. Bunun uzerine Diotima hangi Eros kavraminin gelistirilmesi gerektigini aciklamistir. Gerci kadin ve erkekgin cogalmasi icin ciftlesmesi gereklidir ama bu surec "askin dunyevi bir bicimidir".; bilgeligi seven erkeklerin kendisine ulasmaya cabaladiklari "goksel ask" degidir.
Diotima konusmasina Eros'u olumluler (insanlar) ve olumsuzler (tanrilar) arasindaki bir elci araci olarak tanimlar. Eros tanrilarin insanlari guzele iyiye hakikate ulastirmada kullandigi bir guctur. Eros ile burada kastedilen "guzellik sevgisidir". Hakikat " en guzel" oldugundan bu ifade Eros'un felsefi ozunu en iyi sekilde aciklamaktadir.
Diotima caginin cok onemli bir hocasi ve sadece erkeklere mahsus konularda yeni soylemlerle cigirlar acmis bir kadin filozof olarak tarihte yerini almistir...
"Diotima sadece Socrates'in onda ovdugu seylerle degil bunlardan baska anlayis ve akillilikta da ona benziyordu" (Poestion 1885).....

HIPPARCHIA
(I.O.360-280)

Hipparchia kurucusu Antisthenes olan Kynik okulundan sayiliyordu. Kynizm gereksinimsizlik ogretisini temsil eder. Kynikler icinde en unlu olani isteyerek dilenci hayatini secen ficida yasayan Diogenes'tir.
Hipparchia Trakya'da Maroneiali soylu ve zengin bir aileden geliyordu. Erkek kardesi Metrokles araciligi ile Kynik filozof Krates'i tanidi. O ogretisi ile onu oyle etkiledi ki Hipparchia
bedeni ve ruhu ile ona ait olmak istedi. Ailesini eger Krates ile evlenmesine izin vermezlerse kendisini oldurmekle tehdit etti. Ailesi Krates'e Hipparchia'yi bu niyetinden vazgecirmesi icin rica etti. Kendisinin guzel bir erkek olmadigini bilen ve gereksinimsiz hayatini hicbir sekilde degistirmek istemeyen Krates bunu denedi ama bosuna. Bunun uzerine cirilciplak soyundu kendisinin olan herseyi Hipparchia'nin ayaklari dibine koydu ve soyle dedi: " senin nisanlin iste bu varligi da su. Kararini buna gore ver."
Hipparchia duraksamadan onun fakir gezgin hayatina katildi: Krates gibi sadece bir giysi ile onun gibi acikta yasamaya basladi. Anlatildigina gore hatta herkesin onunde acikta sevisiyorlardi. Cok mutlu bir evlilikleri vardi. Geleneklerin bu derece hice sayilmasindan bircok kimse kendisini hakarete ugramis gibi hissediyordu. Bu yuzden yapilan elestirileri ve dusmanliklari Hipparchia cok keskin Kynik anlamli
sozlerle (Apophtegmen) yanitliyordu. Bunlarin pek cogu o zaman agizdan agiza dolasmis olmali. O ozellikle kendisini kadinlarin geleneksel kadin rollerinden kurtulmalari icin de ortaya atti.
Anlatildigina gore bir solende bir keresinde Theodorus ona sitem etmis ve soyle demisti:
-"Kim bu dokuma tezgahindan kacan?" O buna su yaniti vermisti: "O benim Theodorus; ama herhalde benim dokuma tezgahi basinda gecirecegim zamani daha yararli bir tinsel egitim calismasina harcadigim icin kotuluk gormeyi hakettigimi sanmiyorsundur"
Kadin Filozoflar
Marit Rullmann vd.
Ceviri: Tomris Mengusoglu
Kabalci Yayinevi

HIPPARCHIA
Dunyanin ilk "ozgurlugu savunan ve ozgur yasayan" kadini.

Hipparchia 346 BC de Yunanistan'in sakin bir sahil bolgesi olan Maroneia'da dogdu.. Maroneiada sarapcilik yapan aristokrat bir ailenin kiziydi.
Hipparchia'nin erkek kardesi Metrocles de ondan bir sene sonra dogarak her ikisi de ikiz gibi ayrilmaz bir parca gibi buyuduler.
Metrocles'in en buyuk istegi felsefe calismakti. Pek cok degisik felsefe okuluna devam etti fakat hic birini sonlandiramadi. Yiyecek almak icin cok az parasi oldugundan dolayi sadece fasulye yiyebiliyordu ve cok siki bir diette gibi yasiyordu. Metrocles bir gun cok onemli bir grup dinleyicinin onunde konusma yaparken kustu. Bundan dolayi cok utanan Metrocles kendini odasina kapatti ve olum orucuna basladi. Bir gun kapisi caldi. Ziyaretci kapi acilmadiktan sonra gitmeyecegini soyluyordu. Gelen ziyaretci Atina'nin Cynic filozofu Crates'ti. Crates Metrocles'u olanlardan dolayi uzulmemesi yonunde ikna etti ve herkesin bunu bir kaza olarak yorumladigina inandirdi. Iste o gunden sonra Metrocles Crates'in ogrencisi ve takipcisi oldu.
Metrocles'in ailesi ogullarinin devamli ovguyle bahsettigi bu filozofla tanismak istediler.Crates Metrocles.ile birlikte onlarin evine gitti ve iste o an Hipperchia Crates'e delice asik oldu. Artik onun icin bu sevgiden vazgecmenin hic bir yolu yoktu. Hipperchia Crates ile elenmeyi kafasina koydu.
Hipparcia'nin biogrofisini yazan Diogenes Laertius Hippercia'nin ailesi ile ilgili detaylardan fazla soz etmez. Hipperchia'nin cocuklugunun da nasil gectigi hakkinda fazla bir bilgi yoktur ama o zamanin geleneksel aile yapisina uyan bir genc kiz gibi dusunmedigi ve dokuma tezgahlarinin basina gecmeyi yun iplik yapmayi reddettigi ve aksine felsefe calismalarina buyuk ilgi duydugu belirtilei. Hipperchia icin kadinlara yasak olan konular hep cok ilgi cekmistir. Her zaman erkeklerin sohbet konularina merak sarmis ve o konularda okumus biridir. Onun bu yaklasimlari ve ilgisi gelenekci bir yapida olan ailesi tarafindan siddetle karsi konulmustur.
Hipperchia Crates'e olan sevgisini ona actiginda cirkin bir erkek olan Crates bu evlilikte kendini Hippercia gibi guzel ve ayni zamanda iyi bir gecmisi kulturu olan bir kadina yakistiramamis ve kendini hep geri cekmistir.
Hippercia'ya gore ise kadinlarin da secim hakki vardir ve o da suphe goturmez bir sekilde sevdigi Crates'i secmistir. Crates cok az bir parasi olan ve yasam bicimi ile geleneksel yapidaki bir evlilik sartlarini yerine getiremiyecek biri oldugunu devamli vurgulamistir. Crates'in sevkat dolu yaklasimlari insan sevgisi mizah gucu ve iyi niyetli yaklasimlari Hipperciayi ailesine karsi koymaya da sevketmis ve eger bu evlilige izin vermezlerse kendini oldurecegini soylemistir.
Hippercia ve Crates 326 BC'de evlendiler ve mukemmel bir beraberlik surdurduler. Hippercia esiyle birlikte cok populer bir cift olarak her ziyafete davet edilmis ve onlarda her yere birlikte giderek kadin-erkek esitligini her zaman sergilemislerdir. Yasadiklari donemde bir kadinin bu tur yerlere gitmesi ve davranislar sergilemesi imkansiz gibi birseydi.
Hipparchia bir filozoftu. Onun esas ustunde durdugu konular ve uzman danismanlik yaptigi alanlar evlilik hastaliklar ve uzuntuler ve olen kisilerin ardinda kalanlarin mahrumiyetleriydi. Bu alanlarda pek cok calismalar yapmis ve sorunlari cozmustur. Bunlarin yani sira pek cok tragedya ve felsefi kitaplar yazmistir. Bu calismalari yaparken ayni zamanda saglikli bir evlilik surdurmekte ve kendi oglunu ve kizini da buyutmekteydi.
Hipparcia esiyle birlikte yillarca sadakat icinde bir evlilik gecirmesine ragmen "sevme ozgurlugu" konularinda propoganda yapmis ve kari koca bu dusunceyi hep desteklemislerdir. Cinselligin ayip bir sey olmadigini ve sevginin geregi dogal bir sey oldugunu anlatmislardir. Hipparchia Yunanli olan olmayan butun kadinlara haklarini savunmalarini cesurca konusmalarini ve dusuncelerini soylemelerini kendi sevgililerini ve/veya eslerini kendilerinin secmelerini anlatmis ve yillarca bunun icin
ugrasmistir. Toplumdan gelecek butun erkek siddeti ve tacizi adaletsizligi icin karsi koymaya cagirmistir kadinlari.
Hipparchia yasami boyunca basit ve sade bir hayat yasamis ve hic bir zaman lukse ozlem duymamistir. O tutarli ve dolu bir kadindi. Cok ilginc bir nokta ise Hipparchia ve Crates'in kizlari sevdigi erkekle evlenmek istedigi vakit anne ve baba olarak Hipparchia and Crates kizlarindan evlilik oncesi o erkekle bir aylik bir birliktelik yasamalarini istemislerdir. Bu tarihte evlenmeden once on evlilik yaparak bir erkekle birlikte yasamaya ilk ornek olarak bilinmektedir.
Crates and Hipparchia'nin ogullari Pasicles de Cynic felsefede buyutulmus sosyal esitlik insan haklari insan sevgisi ile toplumda yerini almistir.
Hem Hipparchia hem de kocasi cok uzun ve dolu dolu yasadilar. Olumlerinden sonra yasadiklari toplumda daha onceleri yasam bicimlerinden dolayi oldukca elestirilmelerine ragmen olumlerinden sonra hep cok saygiyla anildilar. Ancak yillar gectikten sonra onlarin verdikleri ozgurlukcu mesajlar anlasilabildi ve dunyaca kabul edildi.
Vicki Leon"Hipparchia" Uppity Women of Ancient Greece (California: Tabula Rasa Press 1989)37.

ARETE

Arete Aristippos' un bilgin kizidir. Milattan once IV. Yuzyilda yasamistir. Babasi sayesinde felsefe doga ogretisi ve doga tarihi de gormustur. Bunun yanin da Aristippos ona en iyi temel ilkeleri de ogretmistir. Her sey den once onu olcusuzlugu asagilamaya alistirmistir.
Arete Grekce erdem demektir. Arete aldigi egitimin ardindan uzun yillar Atina' da dersler vermistir. Bir cok yazisi gunumuze kadar gelmistir. Sanildigina gore 77 yasinda olmustur. Unu cok uzaklara degin yayilan filozofun mezar tasinda Hellas' in isigi yazisi kiymetli taslarla islenmistir.
Etkisi uzun yillar silinmeyen Arete'nin uzerinde dusundugu ve derslerinde anlattigi onemli konular arasinda sunlari sayabiliriz.
- Sokratik Hayat
- Cocuklarin disiplin altina alinmasi uzerine
- Atinalilarin savasi uzerine
- Kadinlarin mutsuzlugu uzerine
- Olimpus Daginin Tansiklari uzerine
- Arilar uzerine
- Gencligin kendini begenmisligi uzerine
- Yasliligin zorluklari uzerine
Kaynakca:
DIOGENES LAERTIKUS Leben und Meinungen beruhmter Philosophen.3.Baski. Hamburg 1990. II Kitap.
POESTION Josef . Arete Lais. Ic. Ayy. Griechhische Philosopinnen. Norden 1885. s.175-178 ve 160-175.
CEMIL SENA Filozoflar Ansiklopedisi. I. C

Themista ve Leontion

( Epikurcu Kadinlar I.O. 342-271/ I.O. 300 yillari)
Mutlu yasamayi ulasilacak en yuksek amac olarak goren felsefe gorusunun (eudaimonizm) bugune kadar taninan en unlu temsilcisi Epikurdur. Kyrenikler (Arete Lais) gibi amac olarak zevk onun felsefesinin de merkezi oldugu icin Epikurculuk Hedonizm ile karistirilir ve bu yuzden kotulenir.
Epikurcular arasinda yine bircok fahise (Hatere) vardi; ornegin Boidion Hedeia ve Nikidion gibi. Bazi yazarlari haksiz ve asagilayici bir sekilde Epikur felsefesinin dusuk ve hafif mesrep bir felsefe oldugu kanisina vardiran budur.
Themista Lampsakoslu Leonteusun karisiydi. Epikur dost oldugu bu evli cifti kendi ogretisi icin kazanabilmisti. Epikur Lampsakostan ayrildiktan sonra da her ikisi ile olan iliskisini yazisma ile surdurmustu. Mektuplar cok kez Themistanin adresineydi. Elimize gecen asagidaki mektuptan da anlasilacagi gibi Epikur onlara karsi buyuk saygi duyuyordu: "Eger siz bana gelmezseniz ben uc kati daha buyuk bir cabuklukla size kosarim siz ve Themista beni nereye cagirirsaniz cagirin."
Themistanin bilgeliginin atasozlerine gececek derecede oldugunu Cicero da karsilastigimiz su ifade belgeliyor: Themistadan daha bilge.Ayni Cicero o zamanlar Themista hakkinda yazilan cok genis
kitaplari kucumsuyor; ornegin Solon ya da Themistokles gibi erkekler hakkinda yazmanin Themista hakkinda boyle cok kalin kitaplar yazmaktan cok daha iyi oldugunu soyluyordu.
Yazik ki ne onun yazdigi ne de hakkinda yazilan yazilar bize kadar gelebildi. Onun hayati hakkinda da fazla bir sey bilmiyoruz.
Epikurun ogrencileri arasindaki fahiselerin en unlusu onun sevgilisi olan Leontiondur. Elimize gecen bir fragman ve ona yazilmis bir mektup Epikurun ona karsi duydugu duygusal ilginin ne kadar buyuk oldugunu gosteriyor. Her iki yazida da kendisine yazdigi mektup icin abartili sekilde tesekkur ediyor: " Kurtaricim Sultanim sevgili varligim Leontion mektubunla nasil bir sevinc firtinasi kopardin onu okuyunca nasil costum." Ikisi arasindaki iliski tumden mutlu olmus gorunmuyor. Epikur o sirada yasli ve hasta bir adamdi. Cok genc olan Leontion arkadasi Lamaya yazdigi bir mektupta onun genc sevgilisini kiskandigindan yakiniyor. Epikurun olumunden sonra Leontion onun ogrencisi olan Metrodorus ile birlikte yasadi.
Leontionun onemi onun kisisel iliskisinin sinirlarini asar. Onun bir filozoflar topluluguna zaman zaman baskanlik ettigi konusunda hicbir tartisma yoktur. Bundan baska o bir yazardi da; baska seyler yaninda ask oykuleri de yazmis olmali.
Onun Antik dunyadaki asil unu unlu filozof Theophrastla yaptigi yazili catismaya dayanir. Theophrast taninmis bir bilgindi ve Aristotelesin arkasindan onun felsefe okulu Peripatosun yoneticisi olmustu. Theophrast asiri kadin dusmanligini sergileyen Evlilik Hakkinda bir yazi yazmisti. O bu yazida butun erkekleri ozellikle de filozoflari evlenmenin tehlikeleri konusunda uyariyordu. Leontion buna yanit olarak yazdigi yazida kadinlari bu tur kotulemelere karsi cikar. Bir fahisenin kendi cinsini korumak icin boyle savunmaya gecmesi o zamana kadar gorulmemis heyecan uyandiran bir olay olmali. Plinius bunu soyle anlatiyor: Theophrasta karsi konusma sanatinda o kadar buyuk olan hatta tanrisal adini kazanmis bir erkege karsi hem de bir kadin....Ozellikle kadin haklarinin esitligi konusundaki bu belki de en eski tartisma yazisi hakkinda baska bir belgenin kalmamis olmasi gercekten yazik.

Hannah Arendt

Yahudi bir ailenin kizi olan Hannah Arendt 1906 da Koningsburg da dunyaya geldi. Almanyada Heidegger Husserl ve Jaspers da felsefe egitimi gordu. 1933 te yukselen fasizmden dolayi Almanya' dan kacmak zorunda kalan Hannah Arend bir sure Fransada yasadiiktan sonra 1941 de Amerikaya goc etti. Olumune dek cesitli universitelerde politik-felsefe alaninda dersler verdi. Politika alani Arendt icin ozgurluk ve insan erdemliliginin yaratildigi yerdir. 1975 te hayata gozlerini yuman Arendtin taninmis eserleri arasinda The Origins of Totaliatarianism (1951) The Human Condition (1958) ve Eichmann in Jeruzalem (1963) yer alir.
Insan olmak ne demek anlamli bir hayat nasil surdurulebilir kotulugun yasamimizdaki yeri nedir dusunce ile davranis arasindaki iliski nedir turunden derin flosofik sorunlar o’ nu tum hayati boyunca mesgul etti. Hannah Arendt The Human condition (1951) adli kitabinda iki tur yasami birbirinden ayirir:
Actief yasam (vita activa) ve tasarlanmis yasam (vita contemplativa). Insan bir yaniyla doganin bir parcasi ve onun kanunlarina boyun egmek durumunda diger yandan ise ozgur ve verimli bir bicimde eylem yapabilme ozelligine sahip. Davranislariyla insan gercek kimligini ifade eder. Konusma ikna etme insiyatif alma bir seyin icinde yer alma ve kotulugu protesto etme yetenegiyle de insan insan oldugunu gosterir. Insan eylemi her alanda surebilir ama en yuksek ifadesini politik eylemlilikte bulur. Politika toplum uyelerinin ortaklasa ama ozgurluk temelinde yasamlarini belirledikleri ve toplumun temelini olusturduklari alandir. Tasari yasam da (vita contemplativa) hakim olan bilim ve felsefedir. Bilim bir seyin ne oldugunu felsefe ise onun ne anlama geldigini arastirmaya yonelir. Bilim gerceklere bagli kalir felsefe onun sinirlarini asar.
Bu baglamda felsefe insan ozgurlugunun esi bulunmaz bir ifadesidir.
Hannah Arendh The Life of the Mind (1978) adli calismasinda dusunmeyle eylem yapma felsefe ile politika arasindaki iliskileri ortaya koymaya calisir. Filosofla politikaciligi birlestirmenin zor oldugunu soyler. Filosofun bir basinaligi ve dunyevi olmamama ozelligi politik yasamin cok sekilliligine ve tahmin edilemezligine pek uymaz. Esasinda politikaci filosof Arendt’in kendi politik yasamina ragmen canli bir paradokstur. Sonuc olarak sanat dusuncenin maddeye donusturulmesidir. Bundan dolayidir ki sanat urunu ayni zamanda hassas ve narindir: madde ile canli ruhun cok hassas bir dengesidir (Prof.dr. M.A. Verkerk).
Hannah Arendt cocuklugundan beri gozlem ve deneyimlerini irdelemeye alismisti. Giderek kendini ve toplumsal deneyimlerini surekli elestiren bir kadin kisiligi gelistirdi. Bu kisiligi sayesinde bulundugu toplumu surekli tahlil edip yorumladi. Kendi deneyimlerinden yola cikan Hannah Arendt eylem ve davranis uzerine bir felsefe gelistirdi. Hannah Arendt dunyaya ve dunyayi bicimlendiren insanlara
karsi olan aktif tutumu sayesinde politik-felsefe konusunda okuyucuyu cagimizdaki toplumsal yasamin ve politik davranislarin temellerini yeniden irdelemeye davet eden zengin bir eser yaratmistir.
Hannah Arendt 20. yuzyilin en buyuk elestirici dusunurlerinden biridir. Toplumsal yasama aktif olarak katkida bulunmanin vicdanli ve durust davranmanin onemini kavramis kendi yolunu kendi secmis bir kadin. Eserleri son yillarda Fransa Almanya ve Amerika da yeniden kesfedilip okunmaya ve incelenmeye baslandi (Amsterdam Universitesi arastirmalarindan).
2 Subat 1905'te Rusya'da St. Petersburg'da dogdu. Alti yasinda kendi kendine okumayi ogrendi ve iki yil sonra bir Fransiz cocuk dergisinde ilk hayali kahramanini kesfetti. Bu ona hayati boyunca ornek olacak baslica kisiydi. Dokuz yasinda roman yazari olmaya karar verdi. Mistisizme ve kollektivist Rus kulturune karsi cikti ve Walter Scott ve ozellikle begendigi yazar olan Victor Hugo ile tanistiktan sonra kendisini Avrupali bir yazar olarak gormeye basladi.
Yuksek ogrenim yillarinda destekledigi Kerensky'nin iktidara gelisine ve basindan beri yanlis ve tehlikeli gordugu Bolsevik Devrimi'ne tanik oldu. Savastan kacarak ailesiyle birlikte Kirim'a yerlesti ve orada yuksek ogrenimini tamamladi. Son komunist zaferi babasinin eczanesine haciz getirdi ve yoksulluk donemi basladi.Ailesi Kirim'dan dondugunde o felsefe ve tarih uzerinde arastirma yapmak uzere Petrograd Universitesi'ne girdi. 1924'te mezun olurken hakkinda sorusturma baslatildi universite dagildi ve komunistler universite yonetimini devraldi. Hayatinin giderek kotulesmesine ragmen onun en cok hoslandigi sey Bati film ve oyunlariydi. Filmlere olan hayranligi sebebiyle 1924'te oyun yazari olarak Sinema Sanatlari Enstitusu'ne girdi.
1925'lerin sonuna dogru Birlesik Devletleri ziyaret etmek icin Sovyet Rusya'dan ayrilmaya karar verdi. Sovyet makamlarina ziyaretinin kisa olacagini soylemesine ragmen Rusya'ya bir daha asla donmemeye kararliydi. 1926'nin Subat ayinda New York'a vardi. Sikago'da alti hafta gecirdi vizesini uzattirip oyun yazari olarak kariyerine devam etmek uzere Hollywood'a gitti. Hollywood'daki ikinci gununde DeMill onu studyosunun kapisinda beklerken gordu ve Krallarin Krali film setindeki isleri yurutmeyi teklif ederek is ve avans verdi. Boylece Ayn Rand metin okuyucusu oldu. Bir sonraki hafta studyoda 1929 yilinda evlendigi aktor Frank O'Connor'la tanisti. Frank'in olumu ile sona eren evlilikleri 50 yil surdu.
Oyun yazarligi disinda cesitli islerde birkac yil calistiktan sonra bir film studyosunda vestiyer olarak calisti ve Kirmizi Piyon adli oyun metnini 1932 yilinda Universal Studyolarina satti.
Ilk romani olan "We The Living" (Yasamak Istiyorum) 1933'te tamamladi1. Roman Sovyet Rusya'da komunist rejimin baskilarini ve insanlarin sikintili yillarini anlatmaktadir. Otobiyografik yonu agir basan romanda baskici komunist rejimin bireylerin hak ve hurriyetlerine mudahalesi anlatilir. Romanda yogun bir sosyal hayat goruntusu altinda bireyin ozel hayatinin yok olusu goz onune serilmektedir. Rand'in bu romani yayinevleri tarafindan reddedildi. Yillar sonra Amerika'da Macmillian ve Ingiltere'de Cassell adli yayimcilar tarafindan (1936) yayinlandi.
1935 yilinda "The Fountainhead" (Pinar)2 adli romanini yazmaya basladi. Hikaye geleneksel standartlara karsi olan savasta dogruluktan taviz vermeyen ve ayni zamanda kendisini de hezimete ugratmaya calisan guzel bir kadina asik olan zeki genc bir mimari anlatmaktadir. Su ana kadar 6 milyondan fazla satilan bu roman her yil 100 binden fazla genc okuyucuya ulasiyor. Ayn Rand Pinar'i soyle tasvir ediyor: Sonu ne olursa olsun insanoglu yasaminin safaginda dogasi ve hayat potansiyeliyle ilgili mukemmel vizyonunun pesine duser. Bu vizyonu bulmak icin bir kac ipucu vardir. Pinar bunlardan biridir. Pinar son kisminda genclik ruhunun onemini vurgulamakta insanin serefinin onemine isaret etmekte ve bunlarin hangi ortamda yasayacagini gostermektedir. Pinar da 12 yayinci tarafindan reddedildi fakat sonunda Bobbs-Merrill tarafindan yayina kabul edildi. Roman 1943'te yayinlandi hemen klasik haline geldi ve Ayn Rand da romanla birlikte bireyci felsefenin sampiyonu olarak tanindi. Ayn Rand 1943'un sonlarina dogru Pinar'in senaryosunu yazmak uzere Hollywood'a geri dondu ancak savas zamaninin kisitlamalari bu projeyi 1948 yilina kadar erteledi. Bu arada "Anthem"3 (Ben) hikayesini yazdi. Ancak hikayedeki fikir ve olaylarda hicbir degisiklik yapmadan sadece icindeki birtakim asiri kelimeleri cikartti. "Ben"; bir nukleer savastan sonra ortaya cikan totaliter sistemde yasayan bir kimsenin sozluklerden ve toplumsal hayattan silinen yeri "biz" kelimesi tarafindan doldurulan "ben" kelimesini ve kendini kesfedisinin hikayesidir. Rand bu hikayede "gercek ozgurluk"un ne oldugunu en kisa ve en veciz bir sekilde dile getirmistir.Produktor Hal Wallis icin oyun yazari olarak calisan Rand 1943'te en buyuk romani olan Atlas Shrugged'i yazmaya basladi. New york'a geri dondu ve zamaninin tamamini Atlas Shruged'i tamamlamaya adadi.
1957 yilinda yayimlanan Atlas Shrugged onun en buyuk basarisiydi ve son roman calismasi oldu. Bu roman ABD'de entellektuel acidan bir donum noktasi olmustur ve 40 yili askin bir suredir best-sellerdir. Dunyanin motorunu durduracagini soyleyen ve gercekten durduran bir adamin hikayesidir. Dunyanin
motoru nedir? Her insanin motive edici gucu nedir? Gunumuzun uzmanlari bu kitabin bir felsefi devrim oldugunu soylemektedir.
Rand kendisini aslinda roman yazari olarak gormesine ragmen hayali roman kahramanlari yaratarak bireyci felsefesinin ilkelerini tanitirken insanlara veya en azindan dusunme zahmetine katlananlara kendi icinde tutarli durust ve rasyonel bir yasama tarzi sunmayi amacliyordu. Bundan dolayi Rand Objektivizm felsefesi hakkinda yazmaya ve dersvermeye basladi. Bir roportajda Ayn Rand'a objektivizmin onkabulleri nelerdir ve nereden baslar diye soruldugunda soyle demistir: Objektivizm mevcudiyetin varoldugu aksiyomuyla baslar. Bu aksiyom objektif bir gercekligin duygularimizdan hislerimizden dileklerimizden umutlarimizdan veya korkularimizdan bagimsiz olarak varoldugunu belirtir. Objektivizm insanin gercekligi algilamak ve eylemlerine yol gostermek icin tek aracinin mantik oldugunu savunur. Mantik derken insanin duyulariyla elde ettigi bilgileri tanimlayan ve duzene sokan islem kastediliyor. Objektivist etigin deger standardi insanin insanca vasiflarini muhafaza ederek yasamasi yani insan hayati icin ya da diger bir deyisle rasyonel bir varligin kendine yakisir sekilde hayatta kalmasi icin gerekli olan neyse odur. Objektivist etik ozunde insanin kendi iyiligi icin yasadigini kisisel mutlulugunun en yuksek ahlaki amaci oldugunu ve ne kendini baskalari icin ne de baskalarini kendisi icin feda etmesi gerektigini savunur.
Ayn Rand 1962'den 1976'ya kadar felsefi denemeler yazmaya devam etti. Makaleleri 9 kitapta toplandi ve objektivizme ilgi duyanlarin felsefi calismalarda ilk basvuru kaynagi oldu. Ayn Rand 6 Mart 1982'de New York'daki apartman dairesinde oldu.
Ayn Rand'in hayattayken yayimlanan her kitabi hala basilmaktadir. Kitaplari her yil 500.000 adet satilmaktadir. Simdiye kadar satilan Rand kitaplarinin sayisi toplam 20 milyondan fazladir. Olumunden sonra da bazi calismalari izleyicileri-hayranlari tarafindan yayinlandi. Onun insana bakis acisi ve felsefesi binlerce okuyucunun yasamini degistirdi Rand'in Amerikan kulturune olan etkisinin buyumesiyle birlikte ulkedeki felsefi hareketlilik artti.

Filozofun diger eserleri objektivizmi anlatan makalelerinden olusturulan kitaplardir: For The New Intellectual Capitalism the Unknown Ideal The Romantic Manifesto The New Left Objectivist Epistemology Basic Principles of the Objectivism Objectivist Newsletters The Virtue of Selfish Philosophy: Who Needs

__________________
۩۞۩ hoSSohbet ۩۞۩

ILKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

  • Submit Thread to Digg Digg
  • Submit Thread to del.icio.us del.icio.us
  • Submit Thread to StumbleUpon StumbleUpon
  • Submit Thread to Google Google
  • Bookmarks

    Seçenekler
    Stil

    Yetkileriniz
    You may not post new threads
    You may not post replies
    You may not post attachments
    You may not edit your posts

    BB code is Açık
    Smileler Açık
    [IMG] Kodları Açık
    HTML-KodlarıKapalı

    Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

    Benzer Konular
    Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
    FELSEFE NEDİR? FELSEFENİN DOĞUŞU hoSSohbeT Hayat Bilgisi 0 14-11-06 21:44


    Bütün Zaman Ayarları WEZ +1 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:10 .


    Powered by vBulletin Version 3.8.2
    Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
    Sohbet ve Sohbet odalari sitesi

    textlinks rank-power.com - boost your website! PagerankAlexa.Com - Pagerank ToplistiPagerankAlexa.Com - Pagerank Toplisti

    Sohbet Chat Forum Oyunlar1