hoSSohbeT.com  Sohbet  forumlari

Anasayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   hoSSohbeT.com Sohbet forumlari > Sevgi - Aşk - Tutku > Aşk
Kayıt ol Yardım Sohbet Gazete oku Diyetsaglik Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Aşk Aşk nedir?



Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-09-09, 21:39   #1
Xie
Dekan
 
Xie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03-04-08
Mesajlar: 12,754
Tecrübe Puanı: 54504 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000 Xie 1000
Sevgi” masumca mı olmalı… Haince mi?


Masum bir martı sevgisiyse bu… Haince sevgi düşleri kurmalımı insan…
Yüreğiniz ve beş duyu organınızla hissedip sevebiliyorsanız… ‘Bir insan’ı saatlerce düşünmenin, onu dünyanızın içine alıp orada hep canlı tutmanın sevgisiyle yanıp tutuşuyor, onun varlığını kendi varlığınıza katmaya çabalıyorsanız… Bir kere yetmiyorsa... Yaşam boyu zihninizde ve hayallerinizde kimbilir “kaç sevgi yaşadım, kaç kişiyi sevmeyi hayal ettim, kaç kişi için sanal dünyalar kurdum, kurduklarımı yıktım, yıkıntıların altında kaldım” diyorsanız… Kurgular sınırsızdır... Zihin alabildiğine kurgular kurguluyor, insanın kalbi sevgiye hiç doymuyor, hiç "Beni daha çok sevme ne olur" demiyor,
Sevgi dur-durak bilmiyordur... Peşi sıra sürüklüyor, dünyanın ve dünyanızın rengini belirliyordur...
Âşık olunmanın büyülü havası çok çekicidir... Aşk, sevgi, yalnızlığa karşı en büyük kalkandır... Dipsiz bir kuyuya doğru salınırken tutundunuz bir daldır belkide... Kendi başına olduğunuzu anladığınız an, yaşam anlamını yitiriyor, duygular inciniyor, dünya üzerinize çöküyor, yaşamak için bir neden kalmıyordur... Sancıları kesen ilaç gibi, acılara sürülen bir merhemdir aşk... Sebeb-i hayat olmadan yaşamak imkânsızdır... İşte o an aşk imdada yetişiyordur...

Bu düşünceler içerisinde “masum ya da haince bir sevgiyi” anlatmaya çalışırken…
Belkide duygularımda kökleşen bir martının “sevgi” sözlerinin yansımasıdır düşlerim… Dağların ardında uzaklarda Gökyüzünde minik bi Samanyolu yıldızı gibi… “Seni seWiyorum” derken bile farkında olmadan “çift dublu-We” yazıyorsundur…
İşte o martı... Hani gök gözlü ince bacaklı, ıslak kanatlı martı var ya… Dragosun çiğ damlası Ve haince sevgi düşlerimdeki sevdiceğim…
“Yaşamda birisi olsun” istiyordu Martı…
Yalnızca ve yalnızca ona "Düşlerimde sen varsın... Dünyamda tek olan sensin" diyebileceğimiz biri... O öyle biri olmalıydı ki, bir başkasını değil, yalnızca onu gördüğümüzde kalbimiz çarpsın, heyecanımız ortaya çıksın...
Ona özel biri olduğunu hissettirmek istersin… "Yalnız senden etkileniyorum. Sana hissettiğim duygular çok özel" diyebileceğim; ondan da "Sen benim için çok özelsin. Yalnızca sana karşı böyle duygular sözünü duyacağım birini arayıp duruyordum... Diyordu Martı… Yalnızca benim dünyama ait olacak biri... Bunu söylediğimde dünya değişiyordu... Yaşamak kolaylaşıyor, anlam kazanıyor, renkleniyordu... Biliyordunuz ki şimdi o sizi düşünüyor... Onun zihninde siz varsınız... O size bağlı. Size değer veriyor... Yaşamı için bir anlam ifade ediyordunuz… İçinizde hissettiğiniz ‘hiçlik’ silinip gidiyordu… Varlığınız tanınıyor, biliniyor, değerli bulunuyordu. Artık vardınız…
Birisi bana âşık olduğunu söylediğinde âşık olan ve olunan kişiyi kıskanır, olan ve olunan olmak isterdim… Bana hayatı ele geçirmiş biri gibi gelirdi bu insanlar... Yokluğun önü kesilmiş, hiçliğin önemi kalmamış, tutunacak bir dal bulunmuştu…
Ben ise boşluğun içinde yol alıp giden biri gibiydim… Kıskanç bir martı olmama rağmen…
Artık sevilen ve sevenleri kıskanmıyorum… Bu ne karşılıksız aşklarımdan, ne de terkedilip gitmelerden… Birinci elden dinlediğim yüzlerce aşk hikâyesinden... Eğer aşk kendi başına insana mutluluk ve huzur getirseydi, gezegen yüzeyinden acı, elem, keder silinir giderdi... Ben bunun tersini gördüm... Aşkı, âşık oldukları için acı çeken yüzlerce insanın kendisinden dinledim… Yüzlerce kişi aşk hikâyelerinin acıyla sonlandığını anlattı hep... Aşk ardından acı bırakıyordu... Bir yerde bir yanlışlık olmalıydı… Sanal bir bant yapıştırırken yüreklerine…
Artık aşka güvenmiyorum… Artık sevilen ve seven insanları kıskanmıyorum. Sevmek ve sevilmek, âşık olmak ve olunmak yoruyor… Hatta âşık olmak korkutuyor...
Âşık olmanın bir başkasını sevmek olduğunu sanırdım… Aşkla, sevmek ve sevilmekle, yaşamın ağırlığının yok olacağını sanırdım... Ama artık aşka güvenmiyorum... Sevmek ve sevilmenin, âşık olmak ve olunmanın kendisi hayat kadar ağır... Sevmek ve sevilmek, âşık olmak ve olunmak duygularımıza oturan yorucu bir yük...
Yıllardır sevme ve sevilme çabaları ile yoruldum... Kendi sorunumu kendimde hiç fark edemedim… Sevme ve sevilmede ne hata vardı ki? Sonra bu insanın elinde de değildi... Ben masum bir duygunun peşindeydim… Sevme ve sevilme yanlış bir duygu olamazdı... Ama niye yanında acıyı taşıyordu? Niye yoruyordu insanı? Niye her zaman istediğinizi elde edemiyordunuz? Masumca sevgiler neden karşılık bulmuyordu? Bulunan karşılıklar neden bir köpüğün ömründen daha kısaydı? Sevmek istediklerim beni sevmemiş, beni sevmek isteyenleri ben sevmemiştim… Ne onları çözebildim, ne de kendimi… Yine de sevgiye olan güvenim hep devam etti…


hissediyorum"

Sevgiye ve aşka karşı ilk düş kırıklığı bana aşk hikâyelerini, sevgilerini anlatan ve ayrılık yaşayan insanları dinledikten sonra oluştu… Sevgilerinin hikâyelerini dinledikçe, gördüm ki, aslında bu benim hikâyemdi… Anlatılan her sözcük, her cümle ve her vurguda sevgideki çıkmazlarımı gördüm... Sanki benim yerime konuşuyorlardı… Bu onların hikâyesi değildi…
Bu ‘bizim’ hikâyemizdi… Bu onların çıkmazı değildi… Bu ‘bizim’ çıkmazımızdı...
Âşık olan birine, aşkını kaybeden bir insana sormadan edemediğim bir soru vardır... Sabırsızlıkla onun anlatacaklarını beklerim… Bir çırpıda biten sözcüklerin ardından o can alıcı soruyu sorarım… "Bu insan tarafından sevilmek sana ne ifade ediyor?"
Verilen cevaplar beni hep şaşırtıyordu... Bir insanın ağzından nasıl bu cümleler çıkabiliyordu? Nefret ederek bir insan nasıl oluyor da böylesine değersiz bir konuma geliyordu?
Bir insan nasıl oluyor da karşıdakini böylesine yüceltebiliyordu... Ve ben nasıl olmuştu da bunların benzerini yaşamıştım…
Cevaplar şöyle başlıyordu: "O benim her şeyim”di... "Onsuz yapamayacağım. O yaşamımdaki tek destekti… Yaşamım onunla anlam kazanıyordu... Onu kaybettikten sonra her şeyimi kaybettim… Dünyada sahip olduğum hiçbir şey kalmadı… Kendimi tek başıma hissediyorum… Issız bir evrende yaşıyorum… Yaşıyorum da denemez aslında… Çünkü yaşamımın anlamı elimden alındı…"
Cümleler ürkütücüydü. Bu cevapları her duyuşumda her şeyim, onsuzluk, anlam kelimeleri zihnimde uçuşur durur…
"Her şeyimdi…" Şaşırtıcı bir ifade… Bir varlığa yüklenilen bu anlam, bu varlığın kaldıramayacağı kadar ağır bir yüktü...
"Onsuz yapamam…" Bir yalanı ifade etmiyor muydu bu cümle? Onunla mı dünyaya gelmiştik? Varlığımızı yokluğun karanlığından varlık âlemine taşıyan o muydu? "Hayatımın anlamı kalmadı" ise anlamsız bir cümleydi… Var oluşumuza katkısı olmayan bir insan, nasıl hayatın anlamı olabilirdi?. Bunlar hayatım boyu yaptığım sevgi yanlışlarıydı…

Bu tanımlamalar insanüstü tanımlamalardı… Hiçbirimiz bu yükü kaldıramazdık. Ne hiçbir şey her şeyimiz

olabilir, ne bir şeyin her şeyi olabilirdik...
Verilen cevaplar benim cevaplarımdı... Yıllardır kendi cevabımın da bu olduğunu hiç farketmeden yaşamıştım… Yıllardır yalanlarla yaşamıştım… Sevdiğimi söylerken sevdiğimi ve sevgimi kullanmıştım… Beni sevdiğini söyleyenler, beni ve sevgilerini kullanmışlardı aslında... Birbirimize neler söylememiş, neler yazmamıştık... İnanmadığımız şeyleri ekleyerek… Hissetmediğimiz şeyleri ekleyerek… Bir hissediyorsak on yazıyorduk... Onu etkilemeye çalışıyorduk... Ve onun tarafından böylelikle etkilenmek istiyorduk… Onu kendimize bağlamaya uğraşıyorduk... Biz olmadan yapamasın diyerek... Sevgiyi kullanıyordum… Hayran bırakılmak için, "Sana hayranım" diyordum... Yalan…
Aslında, "Bana hayran ol ne olur" demeye geliyordu sözlerim...
Bunlar masum sevmelerdi… Çünkü sevginin etrafını yalanlar örüyordu... Sevdiğimizi söylediğimiz kişiyi yüceltiyorduk… Çünkü ihtimaldir ki, o da bizi sevecek, o da bizi yüceltecek. Böylelikle yüce biri tarafından sevilme ihtiyacımızı doyurmaya çalışıyorduk...
Bir hayatın anlamı olmak; birisinin bizim için "Sen hayatımdaki en anlamlı şeysin… Sen beni hayata bağlayansın… Sen olmasan yaşamanın anlamı kalmayacak… Sen benim her şeyimsin" demesi narsizmimizi okşuyordu... Benliğimiz bundan çok hoşnut kalıyor, Bir ikonun önünde diz çökülmesi gibi, önümüzde diz çökülmesi hoşumuza gidiyordu…
İşte burada yalan söylüyorduk... Seviyoruz derken sevgiyi kullanıyorduk… Hayır, tapınılmak istemek gibi bir şeydi bu… Dünyaya gelmesinde hiçbir katkımız olmayan, hiçbir şekilde varlığını sürdürmede etkili olmadığımız bir varlığın nasıl var oluş gerekçesi olabilirdik ki? Tüm çabalarım, tüm çabalarımız "Bana değerli olduğumu hissettir" mesajı taşıyordu... "Ona değer verdim, çünkü bu, o insandan değer bulma arayışımdı…" Sevmeler, ancak O’na yönelirse masumdur…
Böyle diyordu martı yüreğindeki fırtınalarını dobra dobra anlatırken…
Yazılarımı sürekli okuyanlar aslında bilirler martı hayranlığımda kalıplaşan sevdamı…
İşte bende o martının yaptığı bu itirafı hayatımda hiç yapamadım...
Birisini sevdiğimi anladığımda onu sevmediğimi anlamam ilk düş kırıklığımdır...

Birisi tarafından sevildiğimde sevilenin ben olmadığını anlamam ikinci düş kırıklığı olmuştur...

Farklı bir sevgi anlayışıdır belkide benimkisi… “ Haince sevmek…”
Sevdiceğim dediğin kişide;
Sevdiğim şeyleri severken, ondaki özellikleri seviyorum… Güzelliğini seviyorum, ondaki meziyetleri, yetenekleri, kemali, iyiliği, ihsanı, cömertliği seviyorum... Birisi beni sevdiğini söylerken bendeki özellikleri seviyordur aslında… Hiçbir varlıktaki özellikler kendine ait değildir… Güzel bir yüzdeki güzellik yokluktan yaratılmıştır... Güzel bir yüzü severken, onun karşısında hayran olurken hayran olunan o güzelliği yaratan değil miydi aslında?
Bir insandaki yeteneği överken, hayran olurken hayran olunan onu Yaratan değil miydi? Yaratıcı adına sevilmeyen her güzellik, her yetenek boşa gitmiş, tükenmiş, övünüp bitmiştir…
Bütün sevgiler, Yaratıcının yaratıklarda yansıyan güzel özelliklerine idi aslında…

Sevgi de Yaratıcının verdiği bir ihsandır... O’na aitti... Kendisinin bilinmesi, tanınması, sevilmesi için vermiştir... Bu açıdan hayatta her an sınanıyorduk... Her ilgi, her sevgi, verilen her şey, alınan her şey bir sınamaydı... Sabahın şafağı bir sınama... Gecenin karanlığı bir sınama… Kucağımıza konan her çocuk bir sınama... Her musibet, her dert, her tasa bir sınama… Yüreğimize konan her sevgi bir sınama… Her öfke bir sınama… Bize duyulan her sevgi, her ilgi, her şefkat bir sınamaydı... Sevmeye vesile her ne var ise, O’nun yaratmasıydı… Ama bunu nefsimiz kendine mal etmek istiyordu...
“Farklı bir sevgi” anlayışıdır belkide benimkisi… Yüreğin ve beş duyu organıyla sevmek… En derin en koyu mavisidir sevmek…“Haince sevmek…” yüreğine dökülen çiğ damlası… Gözlerden süzülen tuzudur denizin… Islak kanatlı gök gözlü ince bacaklı bir martıyı sevmek… Dragosta…
“sevgi” masumca mı olmalı… Haince mi?
Herkes bence sevdiceğine ve neyi sevdiğine bi baksın… "SENİ ÇOK SEWİYORUM" derken...


alinti

__________________
Xie isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

  • Submit Thread to Digg Digg
  • Submit Thread to del.icio.us del.icio.us
  • Submit Thread to StumbleUpon StumbleUpon
  • Submit Thread to Google Google
  • Bookmarks

    Seçenekler
    Stil

    Yetkileriniz
    You may not post new threads
    You may not post replies
    You may not post attachments
    You may not edit your posts

    BB code is Açık
    Smileler Açık
    [IMG] Kodları Açık
    HTML-KodlarıKapalı
    Trackbacks are Açık
    Pingbacks are Açık
    Refbacks are Açık



    Bütün Zaman Ayarları WEZ olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:19 .


    Powered by vBulletin Version 3.8.7
    Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
    Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
    Sohbet ve Sohbet odalari sitesi

    Sohbet Chat Forum Oyunlar1