STAR
03-10-05, 22:28
Yagmurlardan arta kalan o toprak kokusunun, tikanan damarlarimda bir usare olacagini nereden bilecektim. Ben eylüle küsmüstüm, goncayken yapraklar. Daha serçeler dadanmamisti agaca, daha bülbül figanda degildi gülün endamina, daha çiçekler tercüman degildi askin hissiyatina.
Ellerimde hüzün vardi. Kirmizi kan lekesini andiran. Gelincik tarlalarindan, sevdaya teklifsiz sunulsun diye asirilmis kirmizi güller, anlatiyordu izdirabi çig düsmüs gözyaslariyla... Umutsuzca yuvasindan ayrilan annenin, bulamadigi nevalenin, yüregi daglayan acisi, çigliklarla beraber pervanelesiyordu semada. Her kanat çirpisinda bir kez daha ölüyordu anne, karsi konulamaz histerik bir yaklasimla…
Yasama dört elle sarilmis, hayata dair beklentilerim vardi kuskusuz. Ask ikliminin gelmedigi bir cografyada, sevgisiz, monoton bu tiyatroyu oynayan, gülmeyen simalar mevcuttu çevrede. Yüreklerine kursun yarasi degmemis platonik saçmaliklarla doluydu, bir ucu büyük ihtiraslarla yakilmis mektuplari...Aglayislari bile yabanciydi, beni hoyratça söyleten sarkilarima. Bakislari, uzayin derinliklerinden yolculari görmüs gözler gibi, hayret ve dehset yüklüydü endamima...
Sahile acimasizca vuran dalgalarin melodisini, duyan yoktu benden baska. Yakamozu seyredip hayaller kuran, yildizlara isimler takip, mutluluktan uçanlar yoktu. Ben aski, ask ikliminin seyyahlarinda zirvelesen duygularini, bende de hasil olmasi için satin almistim. Onlar da benim gibi ince ruhlu, benim gibi siril siklamdi zemheride. Biliyorlardi tabutun arkasindan gidenlerin acisini. Yeni tatmislardi cennet kokusunun dudaklarda biraktigi mustuyu. Mezarinda bir ben anladim neden agladigimi, bir de o, insanin her geçen gün biraz daha kaçtigi soguk ürperti.
Ey gözlerimin akliginin, ruhumun berrakliginin, duygulardaki safligimin müsebbibi. Beni de al yanina. Beyaz güvercinler getirmedi mi selamimi? Bak ellerimle öldürdüm seni tanimayan sevdayi. Beni benden alip, hislerime galebe çalmaya çalisan aski, kirlenmis bir mendil gibi çöp tenekesine attim, anlamiyor musun? Tutkunun bedenimde açtigi yaralari tedavi ettirdim. Itmimna olmus bir nefisleyim simdi. Razi olmasini beklemekten baska ne çare...
Göçmen kuslar aheste aheste gitti buralardan. Garda vedalasan ellerde ve dillerde yine ayni temenni, “görüsürüz.” Evden ayrilan yigitlerin ardindan sallanan eller, edilen dualarda da hep ayni inilti. Gurbeti vatan bilip uzaklardan kisacik biri iki hal hatirla dindirilen yürek firtinalarinda da ayni özlem. Tekraren dönüsü olmayan bu yolun, yolcularinin heybelerine bakacaklarmis, gümrükte. Ne getirdiklerini tek tek inceleyeceklermis. Ben ne götürecegim acaba. Atese odun mu? Sevgiliye gül mü?...
Yagmurlardan arta kalan o toprak kokusunun, tikanan damarlarimda bir usare olacagini nereden bilecektim. Ben eylüle küsmüstüm goncayken yapraklar. Dallarda meyveler kiyama durmamisken siirler yaziyor, kurgular yapiyordum beynimde. Ask kitaplarinin basilmadan sirasinda bekliyordum, uykusuz. Özgürlük savasçisi addetmistim kendimi. Düsmani olmayan bir beldenin, kendine düsman tek adamiydim baris adina.
Beni anlamak için zit anlamli kelimelerin anlamini bilmek ve küçücük nesemle, küçücük kösemin farkinda olmak yetiyordu. Bana biçtikleri elbise ruhumu sikiyor, verdikleri rol beni öldürüyordu. Yasamak için sevmeye karar verdim. Basindaki örtüsüyle beyaz güvercinleri kiskandiran özgürlük meleklerinin, eylemsel aglayislarindan yepyeni anlamlar çikarttim. Yasayacak, vazgeçmeyecek, direnecek, bana biçtikleri deli gömlegini onlara giydirecektim. Zaten öyle olmam gerektigi yaziliydi, okunup idrak edilemeyen sayfalarin arasinda…
Artik son deminde ayakta duramayan serseri bir mayin gibi infilak üzereyim. Seni tanimadan geçen zamanimin kaybedilmis kalintilarina mersiye yakmak niyetinde degilim. Son bir hamleyle üzerime çullanan firtinanin gazabindan kurtulmus olarak sana geliyorum.
Sunu da biliyorum ki, ben zaten hep seninleydim...
Ne yapsam yok çare dönmez tersine
Geceleri dogmuyor mehtabim benim
Sanki ayaz vurmus yildizlarin hepsine
Geceleri zindan mahkumu benim...
Ellerimde hüzün vardi. Kirmizi kan lekesini andiran. Gelincik tarlalarindan, sevdaya teklifsiz sunulsun diye asirilmis kirmizi güller, anlatiyordu izdirabi çig düsmüs gözyaslariyla... Umutsuzca yuvasindan ayrilan annenin, bulamadigi nevalenin, yüregi daglayan acisi, çigliklarla beraber pervanelesiyordu semada. Her kanat çirpisinda bir kez daha ölüyordu anne, karsi konulamaz histerik bir yaklasimla…
Yasama dört elle sarilmis, hayata dair beklentilerim vardi kuskusuz. Ask ikliminin gelmedigi bir cografyada, sevgisiz, monoton bu tiyatroyu oynayan, gülmeyen simalar mevcuttu çevrede. Yüreklerine kursun yarasi degmemis platonik saçmaliklarla doluydu, bir ucu büyük ihtiraslarla yakilmis mektuplari...Aglayislari bile yabanciydi, beni hoyratça söyleten sarkilarima. Bakislari, uzayin derinliklerinden yolculari görmüs gözler gibi, hayret ve dehset yüklüydü endamima...
Sahile acimasizca vuran dalgalarin melodisini, duyan yoktu benden baska. Yakamozu seyredip hayaller kuran, yildizlara isimler takip, mutluluktan uçanlar yoktu. Ben aski, ask ikliminin seyyahlarinda zirvelesen duygularini, bende de hasil olmasi için satin almistim. Onlar da benim gibi ince ruhlu, benim gibi siril siklamdi zemheride. Biliyorlardi tabutun arkasindan gidenlerin acisini. Yeni tatmislardi cennet kokusunun dudaklarda biraktigi mustuyu. Mezarinda bir ben anladim neden agladigimi, bir de o, insanin her geçen gün biraz daha kaçtigi soguk ürperti.
Ey gözlerimin akliginin, ruhumun berrakliginin, duygulardaki safligimin müsebbibi. Beni de al yanina. Beyaz güvercinler getirmedi mi selamimi? Bak ellerimle öldürdüm seni tanimayan sevdayi. Beni benden alip, hislerime galebe çalmaya çalisan aski, kirlenmis bir mendil gibi çöp tenekesine attim, anlamiyor musun? Tutkunun bedenimde açtigi yaralari tedavi ettirdim. Itmimna olmus bir nefisleyim simdi. Razi olmasini beklemekten baska ne çare...
Göçmen kuslar aheste aheste gitti buralardan. Garda vedalasan ellerde ve dillerde yine ayni temenni, “görüsürüz.” Evden ayrilan yigitlerin ardindan sallanan eller, edilen dualarda da hep ayni inilti. Gurbeti vatan bilip uzaklardan kisacik biri iki hal hatirla dindirilen yürek firtinalarinda da ayni özlem. Tekraren dönüsü olmayan bu yolun, yolcularinin heybelerine bakacaklarmis, gümrükte. Ne getirdiklerini tek tek inceleyeceklermis. Ben ne götürecegim acaba. Atese odun mu? Sevgiliye gül mü?...
Yagmurlardan arta kalan o toprak kokusunun, tikanan damarlarimda bir usare olacagini nereden bilecektim. Ben eylüle küsmüstüm goncayken yapraklar. Dallarda meyveler kiyama durmamisken siirler yaziyor, kurgular yapiyordum beynimde. Ask kitaplarinin basilmadan sirasinda bekliyordum, uykusuz. Özgürlük savasçisi addetmistim kendimi. Düsmani olmayan bir beldenin, kendine düsman tek adamiydim baris adina.
Beni anlamak için zit anlamli kelimelerin anlamini bilmek ve küçücük nesemle, küçücük kösemin farkinda olmak yetiyordu. Bana biçtikleri elbise ruhumu sikiyor, verdikleri rol beni öldürüyordu. Yasamak için sevmeye karar verdim. Basindaki örtüsüyle beyaz güvercinleri kiskandiran özgürlük meleklerinin, eylemsel aglayislarindan yepyeni anlamlar çikarttim. Yasayacak, vazgeçmeyecek, direnecek, bana biçtikleri deli gömlegini onlara giydirecektim. Zaten öyle olmam gerektigi yaziliydi, okunup idrak edilemeyen sayfalarin arasinda…
Artik son deminde ayakta duramayan serseri bir mayin gibi infilak üzereyim. Seni tanimadan geçen zamanimin kaybedilmis kalintilarina mersiye yakmak niyetinde degilim. Son bir hamleyle üzerime çullanan firtinanin gazabindan kurtulmus olarak sana geliyorum.
Sunu da biliyorum ki, ben zaten hep seninleydim...
Ne yapsam yok çare dönmez tersine
Geceleri dogmuyor mehtabim benim
Sanki ayaz vurmus yildizlarin hepsine
Geceleri zindan mahkumu benim...