PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ebediyete Kadar


Peneusun_kizi
01-08-05, 22:17
Ebediyete kadar sürecek bir aşk hikayesi

Heybeliada daki deniz okulu ndan mezun olan ismail türe, kendi gibi gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. iki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.

İsmail türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, çanakkale den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..

Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “seni seviyorum”... arkadaşları gülümseyerek ismail türe ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...

Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. arkadaşları "evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar ismail türe ye.

Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, çanakkale boğazı ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz gelibolu kıyılarından.

Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki üsteğmen, çanakkale den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.

Ege denizi nden boğaz a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de...

Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ... genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.

“seni seviyorum...”
Kulede bulunan denizaltının komutanı bahri kunt işareti görünce gülümser:
“hay allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi...”

Bir anlık tereddütten sonra birinci inönü denizaltısının komutanı bahri kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder.

Yanındakilerin “ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..."

O gece, üsteğmen ismail türe nin görev yaptığı dumlupınar, çanakkale boğazı na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. ama, gelibolu kıyılarına gelmeden, nara burnu açıklarında isveç bandıralı “naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, çanakkale nin karanlık sularında kaybolmuştur.

Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan birinci inönü denizaltısı dumlupınar a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, gelibolu ya ulaşan ilk denizaltı olur.

Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!..

Peneusun_kizi
01-08-05, 22:19
ELİNDEKİLERLE YETİNEBİLMEK

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış.bu kız öyle güzelmişki,çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin,çok yakışıklı,asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi şovalyeyi reddeden güzel kız kimseleri begenmezmiş.bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan delikanlıda kızı istemiş.ama kız onuda reddetmiş.aradan uzun yıllar geçmiş.bizim delikanlı kasabadan ayrılmış.kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş,çoluk çocuga karışmış.birgün yolu bir zamanlar yaşadıgı güzel,küçük kasabaya düşmüş.orada tanıdık birine rastladıgında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne oldugunu sormuş.yaşlı adam önünde gül bahçesi olan evi göstererek kızın evlendigini söylemiş.bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş.bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş.kocası şişman,kel ve çirkin mi çirkin bir adammış.üstelik zengin bile degilmiş.çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış.kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlendigini sormuş.kızda ona arkasındaki gül bahçesindeki en güzel gülü koparıp getirirse cevabı verecegini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi oldugunu söylemiş.adamda bunun üzerine yüzlerce gülün oldugu bahçede ilerlemeye başlamış.birden çok güzel bir sarı gül görmüş.tam ona dogru egilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış.tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş.derken bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparıp kıza götürmüş.bahçenin en güzel gülü getirmesini beklerken kız birde ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.bunun üzerine adama dönen kız şöyle demiş; bak gördünmü?her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın.bu yüzden gençlik gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi ögrenmek gerekir.

NilCik
29-08-05, 12:14
gerçekten doğru..