Battlefield: Bad Company 2 incelemesi
Oyun meraklıları için 2010 yılı oldukça canlı ve bir o kadar da kabus gibi başladı. Son iki ayda çıkan oyunlar dikkate alındığında bu canlılığı ve aynı andaki kabusu anlamak mümkün olabilir. O kadar iddialı yapımları arka arkaya çıkmaya başladı ki, henüz bizi çok heyecanlandıran bir oyunu bitiremeden diğer bir iddialı yapımla karşılaştık.
Venedik’te rönesans zamanı bir macera peşindeyken, bir anda kendimizi modern savaşın en sıcak çatışmaları içinde bulduğumuz bu dönemde, EA DICE stüdyosundan çıkan Battlefield: Bad Company 2, neredeyse bir oyunun devamından beklenebilecek her şeyi sunuyor.
Battlefield: Bad Company 2, serinin ilk yapımı ile karşılaştırıldığında gereken genişlemeleri yapılmış, yenilenmiş ve oyunun iyileştirilmeye ihityaç duyan noktalarında son cilası atılmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Yapımın bu son haliyle şu ana kadar tasarlanmış en iyi Battlefield projesi olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Oyunun “campaing” tarafı bir klasik haline gelen İkinci Dünya Savaşı zamanında başlıyor. Japonlar, Amerikalılar karşısında gizli bir silah geliştiriyor. Ancak takımımız bu süper silahı ele geçirmede başarısız oluyor. Ardından bu süper silahın patlatılması 40′lı yıllardaki maceramızın sonu oluyor.
Hikaye günümüze dönüyor ve Marlow ile B-Company Kirelenko’nun peşine düşüyor. Rus askeri Kirelenko süper Japon silahını kullanarak yeni bir dünya savaşı başlatmak istiyor.
Görev ve oyun boyunca bir çok farklı egzotik mekanda bulunuyoruz. Koca ormanlar, çorak çöller ve karlı dağların yer aldığı bu misyonlar, hızlı akan hikaye içerisinde oynanışı oldukça eğlenceli hale getiriyor. Ancak maalesef Battlefield: Bad Company 2′nin bu aksiyon hızı, yedi saat kadar süren kısa sayılabilecek bir oynama zamanıyla sınırlı kalıyor.
“Campaign” modunda final sürümünde olmaması gereken, rahatsız edici bir kaç teknik hata da bulunuyor. Örneğin bir düşmanı yok etmek, onun yere düşmesinin yerine tamamen ekrandan yok olmasıyla sonuçlanıyor. Bir başka kötü durum ise karakterimiz öldüğünde ortaya çıkıyor. Ölmüş olmamıza rağmen, başa dönmeyi beklerken takım arkadaşlarımız hala bizimle konuşma halinde oluyor. Aslında bu hatalar oyunun genelinde ve oynanışta rahatsız edici bir unsur olarak ortaya çıkmıyor ama yine de böylesine hataların final sürümünde olmaması gerekiyor.
Bad Company 2′nin en büyük eksikliğini hikayesi olarak tanımlamak mümkün. Oyunun genel ilerleyişi kaliteli ve etkileyici bir hikaye anlatımına oldukça uygun. Ancak ne yazık ki bu anlamda bir hikaye derinliğini yakalamak Bad Company 2′de pek olası değil. Karakterlerin de iyi bir kurguya destek verebilecek nitelikte olması, hikaye ve anlatımın eksikliğini daha çok hissettiriyor. Oyun, görev geçişleri gibi aşamalarda öyküsünü anlatmaktansa daha sinematik bir yolla ilerliyor. Karakterlerin potansiyelleri, klişe bir hikaye anlatımıyla harcanmış oluyor.
Oyunun tek kişilik modu, pek kayda değer bir hikaye anlatımı olmasa da oldukça eğlenceli ve sürükleyici. Grafik motoru sayesinde alandaki her şey yıkılabiliyor ve yok edilebiliyor. Siper olarak kullanabildiğimiz büyük yapılar ve araçlardan, koca binalara kadar bir çok şeyi yıkmak mümkün. Yıkımın bu kadar kapsamlı olması, bir çok FPS’de göremediğimiz gerçekçiliği Bad Company 2′de ön plana çıkarıyor. Bir siperden diğer sipere koşarken duyulan ses efektleri ve yıkılan binalarla patlayan mekanlar, sanki gerçek bir savaş alanındaymışız gibi kalp atışlarımızı hızlandırmaya yetiyor.
Tıpkı yok olan çevrenin öğeleri gibi düşmanın yapay zekası da oldukça iyi durumda. Bir düşmanla uğraşırken diğerleri de boş durmayarak saklandığımız siperi yok etmeye, bizi oradan çıkarmaya çalışıyor. Ayrıca sadece bir barikatın arkasına saklanıp kalmıyorlar. Gerektiğinde çıkıp nişan alıyor ve kurşun yağmuru başlatıyorlar, gerektiğinde ise saklanıyorlar.
Bunun yanında yok edilebilen barikatlar ve çevre onları da hareket etmeye ve akıllı olmaya zorluyor. Bu şekilde bir zorlama, tek kişilik oyunu kesinlikle daha cazip hale getiriyor.
Bad Company 2′de çevre o kadar güzel görünüyor ki, yıkılabilir olmasına rağmen gördüğümüz her şeyi yok etmek içimizden pek gelmiyor. Özellikle orman ve burada canladırılan ağaçlar, yapraklar inanılmaz bir görsellik sunuyor. Hava durumu efektleri, fırtınalar oldukça etkileyici.
Öte yandan oyunun belli noktalarında gölgelerdeki sorunlar göze çarpıyor. Pikselleşme ve düşük çözünürlük bu tip gölge yansımalarında göze hiç hoş görünmüyor. Yine de genel olarak Bad Company 2′nin grafikleri gerçekten çok etkileyici.
Ses efektleri de aynı şekilde oyunun heyecanını artıran bir unsur olarak ön plana çıkıyor. Örneğin etrafta yürürken kendi ayak seslerimiz ve bir kaç kuş sesi dışında başka bir şey duymayışımız gerilimi daha gerçekçi kılıyor. Arada bir canlanan müziklerle beraber genel ses performansı oyunun kurgusuyla örtüşüyor.
Bad Company 2′nin tek kişilik modu bittiğinde, her Battlefield yapımında olduğu gibi projenin en önemli ayağı olan çok kişilik moda geçme zamanı geliyor. Çevrimiçi menüde dört oyun tipi bulunuyor. Bunlar Conquest, Rush, Squad Rush ve Squad Deathmatch olarak sıralanıyor.
İlk bakışta çok kişilik menü içindeki dört mod yeterli gibi görünmeyebilir. Ancak her birini bir kaç saat oynadıktan sonra oyunda yaşanan aksiyonun sıkmaması için bu modların gayet yeterli olduğu anlaşılıyor. Conquest ve Rush, birbiriyle savaşan 12 kişilik iki takım içeriyor. Squad Rush ise dörder kişiden oluşan farklı takımların birbiriyle olan çatışmalarıyla geçiyor. Haritalar oldukça büyük ve çeşitli. Ayrıca her oyun tipine özel olarak tasarlanmış.
Battlefield: Bad Company 2′nin çok kişilik modlarında araçlar her zaman olduğu gibi önemli rol oynuyor. Tanklar, helikopterler ve ATV araçlarının da içinde yer aldığı bir çok araç yer alıyor. Oldukça güçlü ilerleyen ve yok eden bu araçlar tabii ki aynı zamanda yok edilemez de değil…
Oyundaki sınıf sistemi, herhangi bir aşamaya başlamadan seçilen silah kitlerinden oluşuyor. Kitler, dört farklı grubu içeriyor. Bu gruplar Assault, Recon, Engineer ve Medic olarak sıralanıyor. Oyun sırasında düşmanları öldürdükçe ve hedeflere ulaştıkça tecrübe puanları kazanılıyor. Hedefler seçilen sınıflara göre veriliyor. Örneğin bir Medic, takım arkadaşlarının yaralarını iyileştirdiğinde puan kazanıyor. Assault ise takımına cephane sağladığında tecrübe kazanıyor.
Tecrübe kazandıkça ve aşama atladıkça yeni silahlar, cihazlar, silah aparatları ve benzer teçhizatların kilitleri açılıyor. Başlangıçta tecrübe puanı toplamak pek kolay olmuyor. Ancak bir kaç aşamanın ardından işleyişi de öğrendikçe her şey daha kolay hale geliyor. Oyunda kazanmak için gerçek anlamda beceri ve takım çalışması gereliyor. Bütün bunlar yerine getirildiğinde de Bad Company 2 kesinlikle çabalarımızı ödüllendiriyor.
Sonuç olarak;
Battlefield: Bad Company 2 tıpkı iyi ilerleyen bir seri oyunda olması gerektiği gibi, önceki oyundan bir çok açıdan önde duruyor. Hikaye anlatımı bakımından eksiklikleri olsa da, tek kişilik senaryo aksiyonu ve heyecanı ile çekiciliğini koruyor. Çok kişilik mod ise derinliği, heyecanı ve doyurucu oynanışı ile çevrimiçi oyun meraklılarını uzun bir süre peşinden sürükleyeceğe benziyor. Hem görsel hem de ses efektleri çok etkileyici. Oynanış ise bir FPS’den beklenen her şeyi sunuyor. Battlefield: Bad Company 2, son aylarda çıkan bir çok iddialı yapım içinde kesinlikle öne çıkan yapımlardan biri olarak kayda geçiyor.
